SÖYLEŞİ ÖZLEM DOĞAN

Osmanlı’nın yıkılmasının ardından tek parti, batıdan taklit ettiği yönetim şeklini topluma baskı ve idamlarla zorla kabul ettirdi. Bu Müslüman milletin kimliğini inkâr ederken başta Yahudiler ve Ermeniler olmak üzere gayrimüslimlere Türk ad-soyadı vererek ülkenin stratejik konumlarına yerleştirdi. Bu sancılı süreçlerin devamında terör örgütü PKK'nın Kürtleri dininden ve değerlerinden koparmayı amaçlayan sekülerleştirme politikaları, Suriye sahasında PKK/PYD'nin bölge halkına yaşattığı zulümler, geçmişin ideolojik dayatmaları ile bugünkü krizler hafızalarda hala yerini koruyor. Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda atılan kararlı adımlar, Esed rejiminin yıkılmasıyla Suriye'de oluşan güven ortamıyla birlikte yakın tarihin muhasebesi ve geleceğin barış zeminini, ‘Kimlik, Statü ve Entegrasyon Ekseninde ‘BINXET’ kitabının kitabının yazarı, HÜDAPAR Genel Başkan Yardımcısı Mahmut İrtem’le konuştuk.

WhatsApp Image 2026-08-14 at 21.36.57.jpeg

Bostan: Benim çocuğum uyuşturucu kullanmaz demeyin
Bostan: Benim çocuğum uyuşturucu kullanmaz demeyin
İçeriği Görüntüle

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte yeni rejim, Müslümanlara zorla Batı taklitçiliğini dayatmış, bu zorbalığa karşı çıktıkları için başta İskilipli Atıf ve Şeyh Said olmak üzere birçok alimi idam etmiştir. Sonraki süreçlerde sistematik olarak yaşatılan kriz ve gerilimlerin temeli bu şekilde atıldı diyebilir miyiz?

Evet, sonraki dönemlerde yaşanan birçok kriz ve gerilimin temelinde o dönemde yapılan yanlışların önemli bir payı var. Millî Mücadelede Türkler ve Kürtler başta olmak üzere Anadolu'daki Müslüman halklar ortak vatan, İslam kardeşliği ve birlikte yaşama iradesi etrafında aynı safta yer aldı. Ancak Millî Mücadele'nin kazanılmasının ardından yeni bir devlet ve yeni bir toplum tasavvuru ortaya konuldu. Ümmet merkezli ve çok kimlikli Osmanlı siyasal mirasının yerine, Türk kimliğini merkeze alan bir ulus-devlet anlayışı yerleştirildi. Bu dönüşüm yalnızca siyasi ve idari yapıyla sınırlı kalmadı.

DÖNÜŞÜMÜN SONUÇLARI AĞIR OLDU

Ümmet merkezli yönetim şekli yerine yabancı ülkelerden kopyalanan anlayışın halka dayatılması ne tür sonuçlar doğurdu?

3 Mart 1924’te hilafet kaldırıldı; aynı dönemde medreseler ve İslami eğitim kurumları tasfiye edilerek eğitim sistemi merkezileştirildi. Ardından hukuk, eğitim, kılık kıyafet, takvim, alfabe ve kamusal hayatın çeşitli alanlarında kapsamlı değişiklikler gerçekleştirildi. İslam, devlet, hukuk, eğitim ve kamusal hayattan kademeli ama hızlı bir şekilde tasfiye edildi. 1924 Anayasası'nın ilk hâlinin 2. maddesinde, “Türkiye Devletinin dini, Dini İslâmdır” hükmü yer alıyordu. Bu hüküm 10 Nisan 1928'de Anayasa'dan çıkarıldı. 5 Şubat 1937'de yapılan değişiklikle ise “lâik” ilkesi Anayasa'nın 2. maddesine açıkça dahil edildi. Bu dönüşümün Müslümanlar açısından da ağır sonuçları oldu. Başta İskilipli Atıf Hoca olmak üzere birçok İslam âlimi, yeni rejimin dinî ve toplumsal dönüşüm politikalarına muhalefet ettikleri gerekçesiyle ağır baskılara ve yargılamalara maruz kaldı; bazıları idam edildi.

Tek parti rejimi, Müslüman oldukları için bu topraklarda yaşayan herkese zulmetti. Bu durumu Kürtler açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hem Müslüman kimlikleriyle baskı gördüler hem de Kürt kimlikleriyle inkâr edildiler. Millî Mücadele sırasında Türklerle Kürtler arasında kurulan ortaklık ve kardeşlik hukukunun yerini giderek Türk kimliği merkezli bir anlayış aldı. İşte bu kırılma ortamında Millî Mücadele’nin kazanıldığı, Cumhuriyet’in kurulduğu ve Hilafet’in kaldırıldığı bir dönemde Şeyh Said Kıyamı meydana geldi. Şeyh Said, Kıyamın temel gerekçesini aşiret reislerine gönderdiği mektuplarda, "Bizleri birbirimize bağlayan tek bağ Din ve Hilafet idi. Cumhuriyet hükümeti dini ve Hilafet'i kaldırdı. Bu durumda aramızdaki rabıta tamamen kopmuştur." sözleriyle açıkça dile getirmiştir. Mahkemedeki ifadesinde de "Devlet dinin hükümlerini kaldırdı, Hilafet'i mülga kıldı. Türkler ile Kürtleri birbirine bağlayan dindi; bu bağ koptuktan sonra birlikteliğin de bir anlamı kalmadı" ifadelerini kullanmıştır.

WhatsApp Image 2026-08-14 at 21.36.57 (1).jpeg

GEÇMİŞİNDEN KOPUK BİR KİMLİK

Altıyüz yıllık ümmet bilinciyle hareket eden bir imparatorluğun ardından Batı taklitçisi bir yönetimin halka zorla kabul ettirilmesinin bedelini Müslümanlar baskıyla, idamla ödedi. Toplum hafızasını silmek için zihnen bir soykırım yapıldı diyebilir miyiz?

Cumhuriyet’in ilk dönemindeki temel problem yalnızca biçimsel bir rejim değişikliğinden ibaret değildi. Sadece devlet değil, toplumun hafızası sıfırlandı ve Batı değerleriyle format atıldı. Akşam âlim yatan bir toplum, sabah cahil olarak uyandı. Geçmiş bütün olarak inkâr edildi. İnancı, tarihi, takvimi, kılık-kıyafeti, alfabesi, medreseleri, kültürü, ezanı, camisi, milliyeti ne varsa yasaklandı; yerine yeni ama toplumun kendi geçmişinden kopuk ve yabancı olduğu bir kimlik tanımlandı.

Müslüman Kürt milletini dinsizleştirmeye çalışan PKK’nın tek parti dönemi ve sonrasındaki darbe süreçlerinde kasıtlı olarak ortaya çıkarıldığını düşünüyor musunuz?

Kürt halkı, on dört asırdan bu yana İslam ile müşerref olmuş dindar bir halktır. Diyarbakır’ın fethi bizzat Efendimizin ashabının eliyle, vefatından sadece 7 yıl gibi kısa bir süre sonra, 639 yılında gerçekleşmiştir. Diyarbakır bu nedenle “Sahabeler Şehri”dir. İslam âlimleri tarafından Diyarbakır Ulu Camii; Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî, Mescid-i Aksâ ve Şam Emeviyye Camii’nden sonra İslam’ın Beşinci Harem-i Şerifi kabul edilmektedir. Selahaddin-i Eyyubi, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi (eş-Şehrezûrî), Molla Gürani, Ahmed-i Hânî, Melayê Cizîrî, Ebû’l-İzz el-Cezerî, Bediüzzaman Said Nursi ve Şeyh Said gibi nice değerleri yetiştirip İslam medeniyetine hediye etmişlerdir. Dolayısıyla PKK gibi Marksist-Leninist bir örgütün dindar Kürt halkını İslam’dan koparmaya gücü yetmez; ancak bu toplumsal bünyede ciddi tahribatlar açtığı da inkâr edilemez bir gerçektir.

WhatsApp Image 2026-08-14 at 21.36.57 (2).jpeg

PKK, KEMALİZMİN KÜRTLERİ SEKÜLEŞTİRME PROJESİ

PKK bu amaçla mı ortaya çıkarıldı?

PKK’nın yaklaşık yarım asırlık geçmişine ve icraatlarına bakmak yeterli. PKK, bir yönüyle CHP ve Kemalist zihniyetin Kürt toplumu üzerindeki sekülerleştirme projesinin bir devamı olarak işlev gördü. Yarım asrı aşkın sürede tek parti zihniyetinin ve Kemalist vesayetin Kürtleri getirmek isteyip de başaramadığı İslam’dan uzaklaştırma noktasına, maalesef PKK eliyle ulaşılmaya çalışılmıştır. Tek parti dönemi ve sonrasındaki darbeci gelenek; Kürtlerin varlığını, dilini, kimliğini ve haklarını yok saydı. Şeyh Said Kıyamı sert biçimde bastırıldı, Kürt âlimler ile medreseler ve irfan merkezleri hedef alındı

Baas rejiminin Suriye’deki Kürtlere yaptığı baskıya rağmen PKK/PYD ile fiili ilişkiler geliştirip onlara kontrol alanını genişletme fırsatını vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye’de Baas rejimi öncesinden başlayan ve Baas döneminde sistematikleşen Arap ırkçı politikalar, Kürt kimliğinin ve siyasi varlığının bastırılmasına yol açtı. “Arap Kuşağı” projesiyle Kürtlerin yoğun yaşadığı sınır bölgelerinde demografik yapının değiştirilmesi hedeflendi; Kürtlerin topraklarına el konularak bölgeye Arap nüfus yerleştirildi. Bu baskı ortamında Öcalan 1979’da Suriye’ye geçti. Kendisine Suriye kimliği verildi ve özel koruma sağlandı. PKK, Baas rejiminin sağladığı imkânlarla Suriye’de barınma, örgütlenme ve askerî eğitim faaliyetleri yürüttü. Baas rejimi kendi Kürtlerini baskı altında tutarken PKK’ya alan açmış; bu süreçte binlerce Suriyeli Kürt gencini Türkiye’deki çatışma alanlarına göndermiştir.

Baas rejimi ile PKK/PYD arasındaki işbirliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Rejim, Kürtleri hak ve özgürlükler temelinde temsil eden çoğulcu ve bağımsız bir siyasi hareketin güçlenmesini istemiyordu. Çünkü böyle bir hareket, 2011 sonrasında Suriye muhalefetinin önemli bir bileşeni hâline gelebilir ve rejim karşısında daha geniş bir toplumsal cephe oluşturabilirdi. Buna karşılık PYD’nin güçlenmesi, hem Kürt siyasetindeki alternatif aktörlerin etkisini sınırlıyor hem de Kürtlerin Suriye muhalefetiyle bütünleşmesini zorlaştırıyordu. Nitekim PYD’nin Esad rejimiyle işbirliği yaptığı dönemde, rejim de PYD’nin kendi kontrol alanını oluşturmasına belirli ölçülerde imkân tanıdı. Baas rejimi Kürtlerin haklarını değil, kendi iktidarını korumayı esas aldı; PKK/PYD’yi de bu amaca hizmet ettiği ölçüde destekledi. Sonuç olarak Baas rejiminin PKK/PYD’ye alan açmasının temelinde Kürtlerin kimlik ve siyasi haklarını tanıma düşüncesi değil; PKK/PYD’yi hem Suriye’deki Kürt muhalefetini zayıflatmak ve kontrol altında tutmak hem de Türkiye’ye karşı kullanmak amacı vardı.

2011 öncesi ve sonrası değerlendirildiğinde Suriye’de özellikle Kürtlerin yaşadığı bölgelerde demografik yapıda nasıl bir değişiklik meydana geldi?

Suriye’de, özellikle Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde önemli bir demografik dönüşüm yaşandı. PYD, kendisine siyasi olarak teslim olmayan Kürt parti ve aktörlerinin faaliyetlerini engelledi; tutuklama, baskı ve zorla bölgeden çıkarma uygulamalarıyla muhalif siyasi alanı daralttı. Dönüşümün önemli araçlarından biri de eğitimdi. PYD/SDG çizgisindeki yönetim, kendi ideolojik anlayışını eğitim sistemine taşıdı ve bunun dışında eğitim faaliyeti yürütmek isteyen kişi ve kurumların hareket alanını daralttı. Dolayısıyla siyasi tasfiye, zorunlu askerlik, çocukların silah altına alınması, ideolojik dayatma, muhalif ve dindar kesimler üzerindeki baskı ve güvenlik kaygıları; insanları yaşadıkları topraklardan ayrılmaya iterek bölgenin demografik yapısını dolaylı biçimde değiştiren unsurlar hâline geldi.

WhatsApp Image 2026-08-14 at 21.36.58 (1).jpeg

KENDİ AJANDALARINI DAYATTILAR

Suriye’de yaşanan savaş süresince ABD’nin silah ve mühimmat sağladığı, bölgede Kürt halkının haklarını savunduğunu bahane ederek oradaki Kürt nüfusuna da zulmeden PKK/PYD’nin asıl amacı neydi? Suriye’deki varlıkları ne tür değişimlere sebep oldu?

PKK/PYD’nin Suriye’deki temel amacı, Kürtlerin haklarını savunmanın ötesinde, kendi ideolojik ve örgütsel ajandasını bölgede hâkim kılmak ve kontrol ettiği alanlarda kalıcı bir siyasi-askerî yapı oluşturmaktı. ABD’nin IŞİD’le mücadele kapsamında sağladığı silah, eğitim ve hava desteği ise bir yandan PYD/YPG’nin askerî kapasitesini ve kontrol alanını genişletirken, diğer yandan Kürt gençlerini ABD'nin bölgesel askerî stratejisinin sahadaki paramiliter gücü hâline getirdi. ABD bir taraftan Kürt kamuoyunda “kurtarıcı” imajı oluştururken, diğer taraftan PYD/YPG ile uzun vadeli askerî iş birliğinin temellerini attı. PKK/PYD, Kürtlerin hak ve özgürlükleri söylemini kendi örgütsel ve siyasi çıkarları doğrultusunda kullandı.

Türkiye’nin Suriye’ye gerçekleştirdiği harekatlara binaen yayınlar yapan PKK yayın organları Türkiye karşıtı propagandalar yaptılar. Oysa basın özgürlüğü konusunda PYD/SDG kontrolündeki bölgelerde medya ihlalleri, şiddet ve lisans iptalleri kayıtlara geçti. Bu sebeple gerek ABD-PYD gerekse rejim güçleri dolayısıyla yerel halkın yaşadığı hak ihlalleri yeterince duyulmadı mı?

Türkiye’de ve bölgede kamuoyu, Suriye’de yaşananları uzun süre PKK kontrolündeki medyanın oluşturduğu illüzyon üzerinden takip etti. PYD’nin “Özerk Yönetim” iddiası, Kürt toplumunun iradesine dayalı siyasal bir temsil üretmek yerine; askerî vesayeti kurumsallaştıran, merkeziyetçi ve sert yapısıyla Stalin dönemi Sovyet sistemini andıran bir ideolojik baskı mekanizmasına dönüştü. PYD/SDG’yi ve politikalarını eleştiren medya kuruluşlarının lisansları iptal edildi, büroları kapatıldı; gazeteciler tehdit ve fiziksel şiddete maruz kaldı. Böyle bir ortamda, özellikle ABD-PYD angajmanının gerçek mahiyetinin ve PYD kontrolündeki bölgelerde yaşanan hak ihlallerinin dış dünyaya yeterince duyurulması mümkün değildi.

KÜRTLER İÇİN YENİ DÖNEM

Aralık 2024 yılında Esed ailesinin kaçışı, rejim gücünün dağılması ve Suriye devrimi, savaştan yorgun düşmüş, yurtlarından ayrılmak zorunda kalmış Suriye halkı tarafından coşkuyla karşılandı, bu çerçevede neler değişti, değişecek? Kitabınızın ana odağını oluşturan ‘Kimlik, Statü ve Entegrasyon’ ekseninde, Suriye Kürtlerinin yaşadığı bölgesel dinamikler nasıl değişecek?

Aralık 2024’te Baas/Esed rejiminin devrilmesiyle Suriye’de yeni bir dönem başladı. Bu dönemin Kürtler açısından en kritik yönü, meselenin artık yalnızca bir “Kürt meselesi” olarak değil; vatandaşlık, kimlik ve eşit haklar temelinde ele alınmaya başlanmasıdır. Henüz her şey çözülmüş değil; ancak Baas dönemine kıyasla zihniyet düzeyinde tarihî bir değişim yaşandığı açıktır. Yeni Şam yönetiminin Kürtlere yaklaşımındaki değişimin en somut göstergelerinden biri, 16 Ocak 2026 tarihli ve 13 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’dir. Kararname Kürtleri Suriye halkının asli bir parçası olarak tanımlıyor, Kürtçeyi ulusal dil kabul ediyor ve Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde okullarda Kürtçe öğretimine imkân tanıyor. Daha önemlisi, bu kararlar yalnızca kâğıt üzerinde kalmadı. İlgili bakanlıkların uygulamalarıyla ecanib, maktum ve kaydı bulunmayan Kürtler özel kurullara başvurarak nüfus kayıtlarını yaptırmaya ve vatandaşlık kimliklerini almaya başladı.

Muhabir: ÖZLEM DOĞAN