0

Uzun zamandan beri, siyasallaşan Fethullah Gülen Cemaati'nin durumunu düşünüyor, anlamaya çalışıyorum. Cemaatin yaşamış olduğu akıl tutulması, siyasal körlük nasıl açıklanmalı? 17-25 Aralık darbe süreci ve sonrasında yaşananlar, MİT tırlarının durdurulması, tutuklu polislerin bir gece yarısı ansızın tahliye edilmesi gibi olaylar, akıl tutulmasının kilometre taşları…

Bunlarla beraber, bir de Cemaatin yayın organlarına bir bakalım. Zaman'a, Millet'e, Today's Zaman'a veya Samanyolu televizyonuna… Mesela, dünkü Zaman gazetesini ilk sayfasına kısaca bir göz atalım; "Sandıkta Hileye 30 Ay Hapis", "Hakimlerden Sonra Savcılara da Tutuklama", "Yargı Cezaevinde Rehin", "İstanbul'a Çökme Kanuna Uygun", "Fener'e Üç Koldan Kuşatma" vs…

Cemaat Gittikçe Körleşiyor

Hakim olan öfke dili ve kara propaganda; her habere, her görüntüye sinmiş durumda. Gerçeği öldüren, tahrip eden, pornografik ve sanal bir gerçeklik yaratan bir habercilik örneği… Bu dil ve üslup, cemaati ve cemaatin yayın organlarını sahihlikten uzaklaştırıyor. Cemaat, inandırıcılığını kaybediyor. Cemaat, bir fanusun ya da bir kurgunun içine hapsolmuş durumda… Peki, onlar bunun farkında mı diye soracak olursanız, hiç zannetmiyorum.

Dini, devrimci ve milliyetçi hareketlerin ortak özelliklerini "Kesin İnançlılar" isimli eserinde inceleyen Eric Hoffer, kitle hareketleri için şöyle diyor; "Bütün aktif kitle hareketleri, taraftarları ile dünya gerçekleri arasına, gerçekleri örten bir perde koymaya uğraşırlar. Bunu, mutlak ve son gerçeğin kendi öğretileri içinde bulunduğunu ve bunun dışında başka bir gerçek ve kesinlik bulunmadığını telkin etmek yoluyla yaparlar."

Körü Körüne İnanç Örneği…

Hoffer ile devam edelim; "Kesin inançlı kişi, inançlarına dayanak olan gerçekleri, kendi deney ve gözlemlerinden değil, işte bu kutsal telkinden çıkarmalıdır. Luther demişti ki; 'İncil'in dünyasına öyle sarılmalıyız ki, eğer Tanrı'nın bütün meleklerinin bana inancımdan farklı şeyler söylemek üzere geldiğini görsem, inancımın bir hecesinden bile şüphe etmeyi aklımdan geçirmeyeceğim gibi, gözlerimi kapar ve kulaklarımı tıkarım. Çünkü onlar, görülmeye ve duyulmaya layık değildir.' Duygularının ve aklının bulgularına dayanmak, ihanet ve kafirliktir. Bir inancı mümkün kılmak için, ne kadar inançsızlık gerektiğini görmek, dehşet vericidir. Körü körüne inanç diye bildiğimiz şey, pek çok sayıda inançsızlıklar ile ayakta tutulur. Bergson'un işaret ettiği gibi; 'bir inancın gücü; dağları yerinden oynatmasından değil, yerinden oynatılacak dağları görmemesinden belli olur.'"

Kısacası, kesin inançlılığın ortaya çıkarmış olduğu aşırılığın doğurduğu körlük… Sonuçta aklın bulgularına inanmak değil, Gülen'in söylediklerine imandır esas olan… Peki, bu bir inançsızlık türü olamaz mi?