0
Siyaset, uzun ince bir yol… Türkiye, herkesin merakla beklediği bir seçimi daha başarıyla atlattı. İyi bir demokrasi sınavı verdi. Her seçimde olduğu gibi, bunda da kazanan ve kaybedenler var. Seçimin kazanan ya da kaybedenlerini analize geçmeden önce yaşadığım bir olayı paylaşmak istiyorum.
Seçimlerden bir gün sonra, sabahın erken saatlerinde markete gitmiştim, bir şeyler almak için. Tabii, ekranlardan hala seçim tartışması vardı ve tartışmalar hararetle sürüyordu. Beyaz Türk bir hanımefendi de seçim sonuçlarına odaklanmıştı, benimle beraber. Ben, "son durum nedir", diye sordum. Beyaz Türk hanımefendi, herhangi bir açıklamaya gerek duymaksızın aynen şöyle dedi: "Ülke faşizme doğru gidiyor. AK Parti, yüzde elliye yakın oy aldı."
Şaşırdım. Hatta kısa süreli bir şok yaşadım. AK Parti, yüzde elliye yakın oy aldığı için ülke faşizme doğru gidiyormuş. Gelecek, karanlıkmış. Ne kadar sarsıcı değil mi? CHP kafasına göre, bu ülkede veya bazı bölgelerde, örneğin Beşiktaş'ta, CHP yüzde ellinin üzerinde oy aldığında demokrasi gelir, özgürlük gelir. Ülke, güllük gülistanlık olur; bahardır. Ancak, ne hikmetse, AK Parti yüksek oy alıp seçimi açık farkla kazanınca, ülkeye faşizm gelir. Böylesi ikiyüzlü bir zihni tasavvur edebiliyor musunuz? Bu zihnin içinde bulunduğu o körleşme halini anlayabiliyor musunuz? Bir insanın kafasını gerçeklere kapatması, kuma gömmesi böyle olsa gerek. Hadi, sokaktaki bir insanı bir nebze anlayabiliyor ya da anlamış gibi yapabiliyorsunuz. Ya CHP'li siyasi aktörlerin durumuna ne demeli? Bir ana muhalefet partisi, toplumun gerçeklerine bu kadar mı kendini kapatır, gerçeklere bu kadar mı uzak olur?
Savaşta çok temel stratejik bir ilke vardır; "kendini iyi tanıyacaksın; ancak, düşmanını kendinden de iyi tanıyacaksın." CHP, maalesef, Cemaat ile yapmış olduğu koalisyon sayesinde seçimi kazanabileceğini düşündü. Hatta bazı bölgelerde sonuçlar açıklanmadan galibiyetini bile ilan etti. Aslında, CHP'nin seçimi kazanmak için derin koalisyonlara ihtiyacı yok. Seçmenin gerçeklerine, tercihlerine odaklanması ve yeni politikalar üretmesi yeterlidir. Tıpkı, 1973-77 yılları arasında Bülent Ecevit'in yaptığı gibi… Kısacası, Türkiye'nin muhalefet partisine olan ihtiyacı, daha da berraklaşıyor.
CHP'nin geldiği bu aşamanın da bir o kadar ilginç ve analize muhtaç olduğu belirtilmelidir. CHP, eskiden, iktidar olabilmek için ordu ile ittifak yapmayı tercih ederdi. Bu sefer, ordu ile ittifak yapmak yerine dini bir cemaati tercih etti. Bu da bir başarı sayılır. Sonuçta, cemaat, halkın bir parçası ve sivil… Her ne kadar özgür ağırlığı olmasa da…
Sonuçta, CHP+Cemaat+MHP koalisyonuna rağmen AK Parti, başarısına bir yenisini daha ekledi. Günün kazananı. Hiç kıvırmaya gerek yok. Seçimin asıl kaybedeni ise CHP değil; CHP için kapı kapı dolaşıp oy toplamaya çalışan Cemaat'tir.