0

"Hadiseye dönersek… Kaçakçıyı kim yakalar? Devlet. Kaçakçı kime haber vermiş… Kaçakçılığa gidiyorum diye? Devlet'e. E tazminat ister tabi kaçakçı. Sayın terörist'le sayın kaçakçı arasında katır tepmişe dönmek istemiyorsa, bir karar vermesi lazım artık devletin.. kişneyecek misin? Anıracak mısın?"(6 Ocak 2012, Hurriyet)

Yukardaki satırlar, "Türkiye Türklerindir" mottolu gazetede "bu aralar" ultra-vicdanlı yazılar yazan Yılmaz Özdil'e ait. Mr. Özdil, bu aşağılık yazıyı 34 "vatandaş"ın katledildiği, cesetlerinin katırla taşındığı Roboski Katliamından tam 1 ay sonra kaleme alıyor. "Sayın Kaçakçı" başlıklı yazıyı aslında okumanıza bile gerek yok. Çünkü Mr. Özdil, hükmü başlıkta vermiş: ölenler "insan" değil, "kaçakçı"dır ona göre. "belki bu bir ironidir" deyip yazının tamamını okuyanlar ise ilk cümlede kalbine hançeri yiyor. "Babası eşek, anası attır, Eşek, atı becerir, katır doğar" Yanlış duymadınız, bu ifadeler henüz 40'ı bile çıkmamış 34 "sivil vatandaş"ın ölümü üzerine yazılmış yazının ilk cümlesi. Bir an için kendinizi Roboskili ailelerin yerine koyun ve bu yazıyı (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19614987.asp) okuyun. Ne hissedersiniz?

"Kime dokunsanız hemen faşist uygulamalardan, hukuksuzluktan, insan onurunu aşağılayan bu düzenden falan söz eder. Her birinin ağzında parlak tümceler sallanır durur. Dayak yiyen kadınlar için en çok onlar gözyaşı döker, Tekel işçileri adına en çok onlar dertlenir, sokakta leşi bulunan çocuğun ağıtını da onlar yakar..."(Nisan, 2010, Birgün) (yazar, ilgili yazıyı gazetenin sitesinden kaldır(t)dığından link veremedim)

Bu satırlar da "tatlı su solcusu" Mr. Enver Aysever'e ait. Aysever'in "sokakta leşi bulunan çocuk" dediği kişi Ceylan, Ceylan Önkol. Hani şu okuldan döndükten sonra, öğlen vakti koyunları otlatmaya götürdüğü bir sırada üzerine düşen (nerden ve kimden geldiği henüz tespit edilememiş) havan mermisiyle vücudu param parça edilen minik kız.. Karakola haber verildiğinde, polis ve savcının güvenlik gerekçesiyle olay yerine gelmediği, annesinin, kızının param parça olan et parçalarını ağıt yaka yaka eteğine toplayarak karakola götürmek zorunda kaldığı minik kız.. Failleri henüz bulunamayan minik kızın bu naaşı, "bugünlerin XXL vicdanlısı" Mr. Aysever'e göre "leş"

İnsan kendini "iyi ki arşivler var" demekten alı koyamıyor.

Çünkü eğer bu yazıların kaleme alındığı an'ı ıskalamışsanız, bugünlerde Özdil, Aysever vb. "konformist yazarların" yazdıkları karşısında onların ne kadar duyarlı, ilkeli ve vicdanlı yazarlar olduğu hissine kapılırsınız.

Evet, iyi ki arşivler var. Yoksa "zamana, kişiye ve faile göre değişen bukalemun vicdanlı yazarların" "ultra vicdanlı, XXL duyarlılığa sahip yazarlar" olduğu yanılgısına düşerdiniz.

Eğer vicdanınız, zamana, kişiye ve faile göre işliyor, konjonktürel olarak çalışıyorsa, o artık hastalıklı bir vicdandır. Politik bir vicdanın ise ne topluma ne de bu vicdana sahip olan kişiye faydası vardır.

Oysa, toplumları ayakta tutan, bütün kırımlara ve kırılmalara karşı koruyan yegane güç "vicdan"dır.

Kişinin rengine, diline ve dinine göre değişmeyen, bütün mazlum ve mağdurlara eşit derecede sızlayan bir "vicdan"dan bahsediyorum.

Berkin'i Burak'tan, Ceylan'ı Serap'tan ayırmayan bir vicdandan..

Acıları ötekileştirmeyen bir vicdandan..

Sezai Karakoç ne güzel söylemiş.

Kaç aç varsa hepsi ben

Kaç hasta varsa hepsi ben

Kaç liman önlerinde dönen

İşsiz hamal hepsi ben

Kaç aşktan ters yüz edilmiş

Âşık varsa hepsi ben

İşte "hepsi ben" diyebilmektir vicdan..

Cihangir'in "konjonktürel vicdanlı çocukları" anlamasa da…

@bayramzilan