0

İyi bir tarih okuyucusu olanların bile hayretle izlediği günler yaşıyoruz. Geçmişte yaşanan olaylar bizler için birer ibretler tablosudur. Tarih tekerrürden ibarettir derler sık sık ama bizim son günlerde yaşadıklarımıza bakınca tarihin tekerrürünü yaşamaktan çok, tarih yazarak yaşıyoruz.

15 Temmuz'dan bu yana öyle bir hızlı ilerliyor ki tarih bizim için, nefes almaya fırsat bulamadan bir cepheden diğerine koşuyoruz. 15 Temmuz'da şehitler verdik, gazilerimiz var. Anlatılacak destansı olaylara şahitlik ettik ve bu süreçten yüzümüzün akıyla çıktık.

Ordumuzun içinin hainlerle dolu olduğunu gördükçe bunca yıl nasıl olup da terör belasından kurtulamadığımıza anlam veremeyenler de artık anlamıştır terörü kimin beslediğini.

Yıllarca ordunun içine yuvalanan FETÖ'nün bir çırpıda temizlenmesi düşünülemez ama ilk etapta yapılan temizliğin bile ne kadar isabetli olduğunu görüyoruz. 15 Temmuz'un üzerinden kırk gün geçiyor ve ordumuz Suriye topraklarındaki pisliği temizlemek için şimdi gururla izlediğimiz tanklarla teröre dur demek için DAEŞ'e, PYD'ye haddini bildiriyor.

Dünya bütün bu olup biteni hayretle izlerken itiraz dahi edemiyor. Kırık dökük cümlelerle destek mesajları veriyorlar ama bizim bildiğimiz bir gerçek ki onların içlerini kurtlar kemirmeye devam ediyor. Türkiye'nin Suriye topraklarında bu denli bir güçle ilerlemesi onları rahatsız etse de şanlı ordumuz tarih yazmaya devam ediyor.

Tarihin tekerrür etmesi de bir gerçek aslında. Ordumuzun Cerablus'a girdiği tarihle Mercidabık Savaşı'nın 500. yılının aynı güne gelmesi Rabbin bir tecellisidir ancak. Ordumuz, bir zamanlar bizim olan topraklarda tatbikat yapar gibi ilerliyor.

Tarihin yazacağı en şanlı sayfalardan birinin de Yenikapı buluşması olduğunu artık daha iyi anlamak gerek. Kemal Kılıçdaroğlu'na düzenlenen saldırının ardından oluşan birliktelik ruhu, Yenikapı'nın bir eseridir. Ülke menfaatleri için her şeyi geride bırakarak tek vücut olup terörün her türlüsüne karşı koyan herkes; çıkan aykırı sesleri, bu birlikteliği zedeleyecek çıkışları da susturmak zorunda. Örneğin; Selin Sayek Böke'nin yaptığı her açıklamanın kime hizmet ettiği açıkça ortada. Bu tür çıkışlara da fırsat vermemek gerekir.

Tarih yazılıyor diyoruz. Sadece cenk meydanlarında değil bu yazılan tarih. İçte ve dışta büyük bir mücadelenin içinde yer alan ülkemiz bütün bunların yanında hizmetlerini de aksatmadan sürdürüyor. Yavuz Sultan Selim Köprüsü tam da söylenen tarihte açıldı. 3. köprüye karşı çıkıp eylem yapanları Marmaray açılırken de görmüştük. Şükür ki kervan aynı güzellikte ilerlemeye devam ediyor.

Polisler artık başörtülü olarak görevlerini yapabilecekler. Yani isteyen bayanlar başörtüsü takacak. Zorla değil, bütün bayan polisler zorla başörtüsü takmayacak. Bir bakıyorsunuz, sosyal medyada fırtınalar kopuyor. Kamuda başörtüsü istemiyoruz diyerek sancı çekenlere şunu diyorum ben de; Başörtüsü kamu ile sınırlı olamaz zaten, biz her yerde istiyoruz başörtüsünü. Allah'ın emrinin sınırı olamaz. Elbette hakkıyla, başörtüsünü incitmeden, ağırlığının farkında olarak.

Bu da bir tarihtir. Allah'ın emrettiklerini teferruattır, füruattır diyerek hafife alanlara karşı şimdi başörtüsü her yerde serbest olacak. Ayetleri eğip bükerek kendilerine uygun hale getirenlerin her türlü hileye başvurmasına şaşırmadan dosdoğru yaşamak için yapılacak ne varsa tez elden hayatımıza geçirilmeli. Topyekûn bir diriliş için toplumun her kesiminde başlayacak bir nizama ihtiyacımız var.

Şimdi beklediğimiz şudur; PKK'ya destek olan, masum insanlarımızın, polisimizin, askerimizin üzerine bomba yüklü araçları gönderenlere de müdahale edilsin. OHAL onlar için de en hızlı şekilde işlesin.

İçimizi, dışımızı tertemiz yaptıktan sonra tüm İslam coğrafyasının beklediği lider ülke olarak birlikteliğimizi ilan etmenin vakti gelecektir. İnanıyoruz, güveniyoruz, en küçük şüphe yok kalbimizde.