0
Koyu bir çayın astarıyla hazin devranlar…
Politik karanlıklar içinde, yemyeşil yıldızlar uzatıyor düşleri…
Taş parçaların isyanında bile hüzün şiirleri…
Ara sıra düğün arabalarının korna sesleri, lakin sahici değildir o sevinç…
Batı'da dansta burkulan ayaklarken, Doğu'da kalptir kramplar geçirerek burkulan…
Kadim aşklarla geçerdi zaman, üstü çizildi o kelimenin, yangınlarda aşk…
Yine parlıyor Ay Doğu'da, artık gönül devşiremiyor bu farkındalığı…
Kalbin günahı mıdır bu ağır vebal ve bu korkunç kanama! Düşünmelisin…
Sinema salonlarında komedyal, tiyatral klişelerin pek anlamı yoktur… Söz Orhan GENCEBAY'dadır veyahut Müslüm babada…
İnan gözler anneleri ele veriyor, annelerin kalbindeki bozkırın jiletli ayazını…
Ve tandırın sihirli alevidir galiba 'anneliği' yerlimalılaştıran… Mı acaba? …
Dedi bir dede: ''Bana hikaye anlatmayın çocuklar!'' Göz torbalarındaki dram o kadar yakışırdı ki cennete… İlah bilir…
Öyle entelektüel değildir merasimler, dağ gibi gönül kapısından girilir haneye…
İnanın pasif sözcüklerle yazıyorum bu metinleri, aksi hal tarih kaldıramaz kelimelerimin filmini, hiçbir kalp kaldıramaz yazacağım o önsüzü…
Müthiş bir sessizliktir bizim müebbetten anladığımız…
Doğu ahlakın tabiridir, aldanmasın kimse yine öyledir…
Dicle'nin derin dertleri, Fırat'ın fırtınalı farkı ve Bağdat kütüphaneleri…
Sade bir gecede dahi hem saadeti yaşarsınız ve cehennemle de tanışmak nasip olabilir… İnan bu mümkün…
Bakmayın nasip dediğime veya siz kader anlıyorsanız bu halı; diyor ya Hz. Allah: ''Biz kaderi gayrete bağlı kıldık''… Anlıyorsunuz işte…
Bakmayın yazının başlığına, 'Doğu'da zaman' diye, sadece an… An, sadece an hepsi bu…
Bildiğiniz gelin güvey masallarını da unutun lütfen, öyle değil o hikaye… Öyle değil işte azizim…
Dam üstü uykulardır bilinen hayal demi, hepsi bu kadar…
Dualar kamuflajlı, gerçekler feryatsız gergin…
Zamanın değil taşın bir hikayesi var ve yalnızlık sarar yokuşlarımızı…
Ve uçurumlarıdır asıl hatip olan, Doğu'da, ketum kalan alimleri sormayın…
İyi olurdu aslında Cudi'nin, Munzur'un, Süphan'ın patikalarında ceylan avlamak, geyik seyreylemek, tavşan bile yok…
Kendine özgü bir tavrı var doğanın, sanki herkes her şeye ağlayan…
Soluksuz gelgitlerin kıvrımında insan…
Dalıp dalıp gidiyorsun işte hoyrat bir bilinmezliğe…
Ürperiyor iç, gelişigüzel anlar karışır lahzalara…
Soruyorum size, insan barutun gölgesinde nasıl büyütsün sevgiyi…
Çocukların kızıl feryadıdır Doğu'da zaman, Afgan coğrafyasında, Bağdat panayırlarında… Ve başka başka bombardımanda…
Ebeveynler çocuklarının psikolojisine dokunacak manzara izletmezken, Doğu'da benim bildiğim kadarıyla… neyse söylemeyeyim… Karanlık köşelere yazıklar olsun…
Ne tuhaf değil mi, aslında çok komik, vapur, iskele, dalga ve melankolik manzara bulmak zor şimdilerde Doğu'da, bunlar coğrafik terimler değil ve Doğu'da da şiiri sevmediğimizden değil, neyse bu cümle de kısır kalsın…
Kim anlayacak ki bu halı…
Gönül neler olmuş sana öyle böyle…
Platonik duygulardır doğuda zaman ya da polyanna tasviridir kendimize resmettiğimiz… Ya da kendimizi dibine kadar kandırdığımız…
Mürettebat yitik, kentler metruk, ruh alabildiğine dingin, nasıl sıkılır insan nasıl, anlayamazsın…
Doğu, Doğu, Büyük Doğu...
...
…