HABER: Fırat İpek
Elektrikli araçların hayatımıza girmesiyle birlikte trafik de hızla değişiyor. Otomobillerden motosikletlere, scooterlardan elektrikli bisikletlere kadar ulaşım araçlarının çeşitlendiği bir dönemde mevzuatın da bu dönüşüme ayak uydurması gerekiyor. Ancak özellikle elektrikli bisikletler konusunda dikkat çeken bir alan bulunuyor. Trafikte kullanılan bazı elektrikli bisikletler, teknik şartları nedeniyle hukuken “bisiklet” kabul ediliyor. Bu nedenle motorlu taşıtlarda olduğu gibi plaka, tescil ve zorunlu mali sorumluluk sigortası sistemiyle karşı karşıya kalmıyor. Sorun ise kaza anında ortaya çıkıyor. Bir elektrikli bisiklet bir otomobile çarptığında, bir yayaya zarar verdiğinde veya başka bir maddi hasara yol açtığında, zarar gören tarafın karşısında klasik bir trafik sigortası mekanizması bulunmayabiliyor.
Bu nedenle sigorta sektöründe şu soru giderek daha fazla gündeme geliyor: Trafikteki riski büyüyen elektrikli bisikletler için de özel bir sorumluluk ve sigorta sistemi kurulmasının zamanı gelmedi mi?
Önce aracı doğru tanımlamak gerekiyor
Elektrikli bisikletlerle ilgili tartışmanın sağlıklı yapılabilmesi için önce hangi aracın gerçekten “elektrikli bisiklet” kabul edildiğinin ortaya konulması gerekiyor. Mevzuatta belirli teknik özellikleri karşılayan elektrikli bisikletler bisiklet kategorisinde değerlendiriliyor. Bu kapsamda motorun sürekli anma gücünün 0,25 kilovatı, yani 250 wattı aşmaması; araç 25 kilometre/saat hıza ulaştığında veya sürücü pedal çevirmeyi bıraktığında motor desteğinin kesilmesi gibi kriterler önem taşıyor. Dolayısıyla piyasada “elektrikli bisiklet” adıyla satılan her araç otomatik olarak aynı hukuki kategoride değerlendirilemiyor. Özellikle pedal çevirmeden motor gücüyle hareket edebilen, daha ağır ve geniş gövdeli bazı modeller açısından aracın teknik özelliklerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor. Başka bir ifadeyle mesele yalnızca aracın üzerinde yazan “250 W” ibaresinden ibaret değil. Motorun nasıl çalıştığı, pedal desteğinin bulunup bulunmadığı, hangi hızda motor desteğinin kesildiği ve aracın teknik özellikleri de belirleyici.
Kaza olduğunda asıl sorun ortaya çıkıyor
Bir otomobilin karıştığı trafik kazasında süreç büyük ölçüde biliniyor. Araç plakalı ve kayıtlı. İşleten belli. Zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunuyor. Kaza meydana geldiğinde zarar gören üçüncü kişi, şartları oluştuğu ölçüde sigorta şirketine başvurabiliyor. Elektrikli bisikletlerde ise aynı mekanizma her araç için bulunmuyor. Özellikle mevzuat kapsamında bisiklet olarak değerlendirilen araçlarda zorunlu trafik sigortası bulunmadığından, üçüncü kişiye verilen zararın tazmini doğrudan sürücünün veya hukuken sorumlu kişinin üzerine kalabiliyor. Bu zarar küçük bir çizik veya basit bir parça hasarı olabileceği gibi, işin boyutu çok daha ağır da olabilir. Bir yayaya çarpılması halinde tedavi giderleri, iş gücü kaybı ve diğer zararlar; bir otomobile çarpılması halinde yüksek onarım maliyetleri; daha ağır kazalarda ise çok daha büyük tazminat talepleri gündeme gelebilir. İşte sigorta sektörünün üzerinde durduğu nokta tam olarak burası. Risk var. Ancak bu riski otomatik olarak devreye giren zorunlu bir sigorta sistemiyle karşılayan mekanizma yok.
‘Sorumlu kim?’ olacak
Meselenin yalnızca sigorta boyutu bulunmuyor. Kaza sonrasında aracın ve işletenin belirlenebilmesi de önemli. Motorlu taşıtlarda plaka, ruhsat ve tescil sistemi, aracın kimliğinin belirlenmesini sağlıyor. Bisikletlerde ise aynı yapı bulunmadığında, özellikle tarafların kaza sonrasında anlaşamadığı durumlarda süreç daha karmaşık hale gelebiliyor. Elbette kaza halinde polis tutanağı, kamera görüntüleri, tanıklar ve diğer deliller üzerinden sorumlunun belirlenmesi mümkün. Ancak mesele şu: Neden trafikte düzenli olarak kullanılan ve belirli bir hız ile kütleye sahip olabilen bir araç için işletenin belirlenmesini kolaylaştıracak bir kayıt sistemi bulunmasın? Bu kayıt illa otomobillerdeki klasik plaka sistemi olmak zorunda da değil. Dijital kayıt, seri numarası üzerinden araç tanımlama veya sigorta poliçesiyle eşleştirilen bir sistem de kurulabilir.
Scooterlarda yeni dönem başlıyor
Elektrikli bisikletlerle ilgili tartışmanın bugün gündeme gelmesinin bir başka nedeni de elektrikli scooterlarda atılan son adım. Türkiye, elektrikli scooterların karıştığı kazalarda ortaya çıkan sorumluluk sorununu mevzuat üzerinden çözmeye hazırlanıyor. 7574 sayılı Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 27 Şubat 2026'da Resmî Gazete'de yayımlandı. Kanunun 28. maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 103. maddesinde değişiklik yapıldı ve “motorlu bisiklet” ifadesinin yerine “elektrikli skuter” ifadesi getirildi. Söz konusu değişiklik 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.
Düzenleme, elektrikli scooterların hukuki sorumluluğuna ilişkin sistemi değiştiriyor. Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı da yeni düzenlemede “motorsuz taşıt ve elektrikli skuter sürücülerinin hukuki sorumluluğunun genel hükümlere tabi olmasına” ilişkin hükmün 1 Ocak 2027'de yürürlüğe gireceğini duyurdu. Yani scooterlarla ilgili yeni dönem için artık tarih belli. Şimdi gözler benzer risklerin elektrikli bisikletler açısından da değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinde.
Akçakaya: Scooterlarda yaşanan süreci tekrar etmeyelim
Akçakaya Sigorta Yöneticisi ve sigorta uzmanı Ümit Güven Akçakaya, elektrikli bisikletlerin sigorta açısından da ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Elektrikli scooterların yaygınlaşmasıyla benzer bir sorunun daha önce yaşandığını ifade eden Akçakaya, scooterların trafikte oluşturduğu risklerin zaman içinde daha görünür hale geldiğini söyledi. Akçakaya, bu süreçte üçüncü kişilerin uğradığı zararların da önemli bir sorun oluşturduğunu belirterek, elektrikli bisikletlerde aynı tablonun oluşmadan önce gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiğini kaydetti.
Elektrikli bisikletlerde öncelikle teknik sınıflandırmanın doğru yapılmasının önemine işaret eden Akçakaya, özellikle 250 watt sınırının tek başına yeterli bir ölçüt olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.
Akçakaya, şu değerlendirmede bulundu: “250 watt ifadesine bakarak bütün araçları aynı kategoriye koymak doğru değildi. Pedal destekli bir elektrikli bisiklet ile pedal çevirmeden motor gücüyle ilerleyebilen, daha ağır ve farklı kullanım karakterine sahip bir araç arasında önemli farklar vardı. Bu nedenle araçların teknik özelliklerinin ve trafikte oluşturduğu riskin birlikte değerlendirilmesi gerekiyordu.”
‘Kâğıt üzerindeki tanım riski ortadan kaldırmadı’
Bir aracın mevzuatta bisiklet kategorisinde bulunmasının, trafikte oluşturduğu riski ortadan kaldırmadığını belirten Akçakaya, sigortacılık açısından asıl değerlendirilmesi gereken konunun risk olduğunu ifade etti.
Akçakaya, “Bir aracın hukuki olarak bisiklet kategorisinde bulunması, üçüncü kişilere zarar verme ihtimalini ortadan kaldırmadı. Sigortacılık açısından esas mesele riskti. Trafikte kullanılan bir araç maddi veya bedensel zarara yol açabiliyorsa, bu zararın nasıl güvence altına alınacağı da mutlaka değerlendirilmeliydi” dedi.
‘Yasaklamak yerine riski yönetmek gerekiyordu’
Elektrikli bisikletlerin kullanımını yasaklamanın çözüm olmadığını dile getiren Akçakaya, bunun yerine kayıt, denetim ve sigorta mekanizmasının oluşturulması gerektiğini söyledi. Akçakaya, elektrikli bisikletler için otomobillerdeki zorunlu trafik sigortasının birebir uygulanmasının şart olmadığını belirterek, aracın risk seviyesine göre daha düşük maliyetli bir sorumluluk sigortası veya mikro sigorta modelinin geliştirilebileceğini ifade etti. Akçakaya, “Bu araçların artık şehir yaşamının bir parçası haline geldiği görülmüştü. Bu nedenle yasaklamak yerine riski yönetmek daha doğru bir yaklaşım olacaktı. Araçların kayıt altına alınması, işletenin belirlenmesi ve üçüncü kişilere verilebilecek zararlar için uygun maliyetli bir sigorta modeli oluşturulması mümkündü” değerlendirmesinde bulundu.
‘Birkaç yıl sonra aynı tartışmayı yapmayalım’
Scooterlarda yaşanan sürecin elektrikli bisikletler açısından da önemli bir uyarı niteliğinde olduğunu belirten Akçakaya, düzenlemenin kazalar ve mağduriyetler arttıktan sonra değil, öncesinde yapılması gerektiğini kaydetti. Akçakaya, “Scooterlarda önce araçlar yaygınlaştı, ardından kullanım arttı ve kazalarla birlikte mağduriyetler daha görünür hale geldi. Sonrasında düzenleme yapıldı. Aynı sürecin elektrikli bisikletlerde de yaşanmaması gerekiyordu” dedi. 1 Ocak 2027'de elektrikli scooterlara ilişkin yeni sigorta düzenlemesinin yürürlüğe gireceğini hatırlatan Akçakaya, geçiş döneminde elektrikli bisikletlerin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Birkaç yıl sonra aynı tartışmayı aynı gerekçelerle yeniden yapmak yerine, bugünden bir düzenleme modeli üzerinde çalışılması daha doğru olacaktı” ifadelerini kullandı.
Mesele bisikleti sigortalamak değil, mağduru korumak
Elektrikli bisikletlerin sigorta kapsamına alınması tartışılırken konunun yalnızca araç sahibine yeni bir maliyet getirilmesi şeklinde değerlendirilmemesi gerekiyor. Asıl mesele, kaza sonrasında ortaya çıkan zararın kimin üzerinde kalacağı. Çünkü trafik kazasının mağduru açısından çarpan aracın otomobil, motosiklet, scooter veya elektrikli bisiklet olması fark etmiyor.
- Aracın verdiği zarar gerçek.
- Otomobilin tamir masrafı gerçek.
- Hastane masrafı gerçek.
- İş gücü kaybı gerçek.
- Tazminat yükümlülüğü de gerçek.
Bu nedenle tartışmanın merkezine “elektrikli bisiklete sigorta zorunluluğu getirilsin mi?” sorusundan önce daha temel bir soru konulabilir: “Trafikte risk oluşturan bir araç, kaza yaptığında ortaya çıkacak zararı nasıl güvence altına alacağız?”
Düzenleme kazadan sonra değil, kazadan önce
Türkiye, elektrikli scooterlar için yeni bir hukuki döneme hazırlanıyor. 7574 sayılı Kanun'un ilgili hükmünün 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek olması, mikro mobilite araçlarının sorumluluk rejiminin yeniden ele alındığını gösteriyor. Şimdi aynı bakış açısının elektrikli bisikletler için de uygulanıp uygulanmayacağı tartışılıyor. Burada en doğru yaklaşım, bütün elektrikli bisikletleri tek bir torbaya koymak olmayabilir. Gerçek pedal destekli bisiklet ile pedal çevirmeden hareket edebilen veya farklı teknik özelliklere sahip elektrikli araçların birbirinden ayrılması, ardından her kategori için uygun kayıt, denetim ve sigorta modelinin oluşturulması daha sağlıklı bir yöntem olabilir. - Çünkü teknoloji yolda - Elektrikli bisikletler de yolda. Mevzuatın ise yolun biraz gerisinde kalmaması gerekiyor.
Asıl soru artık “Elektrikli bisiklet var mı?” değil. “Elektrikli bisikletin karıştığı kazada mağdurun hakkını kim koruyacak?”






