0

Cumhurbaşkanının halkoyuyla seçildiği günden itibaren Parlamenter Sistem, esaslı biçimde tartışılmaya başlandı. Zira ortada apaçık bir sistem krizi vardı. Bir tarafta halkoyu ile seçilen Başbakan, öte yandan yine halkoyu ile seçilen Cumhurbaşkanı vardı. Bir tarafta hep apoletli paşalar, bol pırpırlı generaller, postallı Kenan Evrenler gelir oturur diye ultra yetkilerle donatılmış Cumhurbaşkanlığı makamı, öte yandan olur da halktan, içeriden, yerli ve milli biri seçilir de, rejim bekçisi cumhurbaşkanı müdahale eder, Demokles kılıcı gibi tepesinde sallanır diye donatılmış Başbakanlık makamı vardı.

Ne var ki, evdeki hesap çarşıya uymadı.

Hem Cumhurbaşkanlığı makamına, hem de Başbakanlık makamına yerli ve milli isimler oturdu. Halkın içinden, Kasımpaşa'dan, Konya'dan, pergel metaforundaki gibi bir ayağı bu topraklarda sabit olan kişiler Cumhurbaşkanı ve Başbakan oldu.

Erdoğan, muhalefetin ağzına pelesenk ettiği gibi eğer kendisini düşündüğü için, tek adam olmak için "sistem değişikliği" istiyor olsaydı, Parlamenter Sistem'den vazgeçmez, Cumhurbaşkanlığı Makamı'ndan da başka bir şey istemezdi.

Çünkü bugünkü haliyle Cumhurbaşkanlığı Makamı, tek otoritedir.

Cumhurbaşkanlığı Makamı aşırı yetkilidir.

Cumhurbaşkanlığı Makamı, yürütmenin de, yasamanın da üzerindedir.

Cumhurbaşkanı, Yasama ile ilgili; TBMM'yi istediği zaman toplantıya çağırır, yasaları yayımlar, yasaları yeniden görüşülmek üzere TBMM'ye geri gönderir, Anayasa değişikliklerine ilişkin yasaları istediği zaman halkoyuna sunmak üzere referanduma götürür, yasaları, KHK'leri, İç Tüzük değişikliklerini esas yönünden aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne taşır, TBMM seçimlerinin yenilenmesi kararını verir.

Cumhurbaşkanı, Yürütme ile ilgili; Başbakan atar, Başbakanın, hükümetin istifasını kabul eder, Başbakan önerisi ile Bakanlar atar, görevlerine son verir, istediği zaman Bakanlar Kurulu'na Başkanlık eder, Bakanlar Kurulu'nu ne zaman isterse Başkanlığı altında toplantıya çağırır. Yabancı devletlere temsilci gönderir, yabancı devlet temsilcilerini kabul eder, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne Başkomutanlık yapar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kullanmasına karar verir, Genelkurmay Başkanı atar, istediği an Milli Güvenlik Kurulu'nu toplantıya çağırır, bu Kurul'a Başkanlık yapar, sıkı yönetim ilan eder, olağanüstü hal ilan eder, kararnameler onayından geçer, istediği mahkûmu tahliye ettirir, istediği kişinin cezasını hafifletir. Devlet Denetleme Kurulu marifetiyle istediği kurumu araştırır, denetler. YÖK üyelerini seçer, Üniversitelere Rektör atar.

Cumhurbaşkanı, Yargı ile ilgili; Anayasa Mahkemesi üyelerinin dörtte birini seçer, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Vekilini seçer, Askeri Yargıtay Üyelerini seçer, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üyelerini seçer, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyelerini seçer.

İzni olmadan neredeyse kimsenin kımıldayamayacağı bir Cumhurbaşkanı bu yetkilerinden vazgeçiyor, birileri çıkıp utanmadan, sıkılmadan "Erdoğan Diktatör olmak istiyor" diyor. Gözlerimizin içine baka baka yalan söylüyor.

Cumhurbaşkanı istemezse, imza atmazsa, bu ülkede bir Daire Başkanı bile atayamazsınız.

Cumhurbaşkanı istemezse, devlet aygıtı adım atamaz, Yasama ve Yürütme kilitlenir.

Üstelik Cumhurbaşkanı bütün bunları yaparken sorumsuzdur, onu yaptığı işlerden dolayı yargılayamazsınız. Vatana ihanet suçundan başka hiçbir görev ve sorumluluğundan dolayı Cumhurbaşkanı'na hesap soramazsınız.

Bütün bunlar neden peki?

Çünkü "darbeci/statükocu akıl", Kasımpaşa'dan, halkın içinden birisinin çıkıp Cumhurbaşkanı olacağını düşünemedi, hesap edemedi.

Kendisinden habersiz/izinsiz Daire Başkanı bile atanmayan bir sistemi değiştirelim diyen kişiye birileri çıkıp "Tayyip Erdoğan tek adam olmak için Başkanlık istiyor" diyor.

Bu iddiada bulunanlar ya Başkanlık Sistemi'nin ne olduğunu bilmiyor, ya da bildiği halde halka, kamuoyuna yalan söylüyor.

Tek adam olmak isteyen bir kişi, "istese, tek adam olmak için en uygun makam olan Cumhurbaşkanlığı makamı"nden neden vazgeçsin?

Tek adam olmak isteyen bir kişi, "bütün yetkilerin kendisinde toplandığı, bir karabasan gibi Yasama ve Yürütme'nin üzerine çökebileceği" Parlamenter Sistem'den neden vazgeçsin?

Erdoğan, her zamanki gibi milletini, halkını düşündüğü için "Parlamenter Sistem sürdürülebilir değil, Türkiye'ye uygun değil, Başkanlık Sistemi gelmeli" diyor.

Kendisini düşünen bir lider, "Çöp Kamyonu bile almak için Senato'dan onay alması gerekecek, Başkanın zavallı olacağı" Başkanlık Sistemi'ni ister mi?

Şahsını düşünen bir lider, "bütün yetkilerinin tırpanlanmasını, güçsüz, kuvvetler ayrımının tam belirginleşeceği" bir Başkanlık Makamı ister mi?

Bizi kandırmayın! Aklımızla alay etmeyin!

Başkanlık Sistemi, istikrardır.

Başkanlık Sistemi, anayasa kitapçıklarının havada uçuş süresine göre Borsa'nın değer kaybettiği, "pamuk ipliğine bağlı ekonomi" dönemlerinin sonudur.

Başkanlık Sistemi, koalisyon dönemlerinin sonudur.

Başkanlık Sistemi, Türkiye'nin tam bağımsız olmasıdır.

Başkanlık Sistemi, Türkiye'nin dış müdahalelere tamamen kapalı olmasıdır.

Türkiye halkının, bu kadim medeniyetin ve umudu Türkiye'de olan İslam Dünyası'nın önünü tıkamayın. Türkiye'nin sınırlarını aşan vicdanlı duruşunu, küllerinden yeniden doğma fikriyatını engellemeyin.

Davutoğlu, fiilen Türkiye'nin son Başbakanı'ydı. Yaptığı hizmetlerden dolayı kendisine müteşekkiliz.

Erdoğan, artık fiilen "Türkiye Cumhuriyeti'nin Devlet Başkanı"dır.

Başkanlık Sistemi'nde teori, pratiğin gerisinden geliyor.

Pratik pekiştikçe, fiiliyat sahaya indikçe, toplum ve devlet hissedildikçe, teori, kendisini değiştirmeye mecbur kalacak.

Türkiye aleyhtarları, Türkiye'nin istikrarlı, güvenli ve güçlü bir ülke olmasını istemeyen odaklar/klikler, onların içeride ve dışardaki maşaları engellemeye çalışsa da Türkiye halkı Başkanlık Sistemi'ni getirecek, ülkesini korunaklı, bağımsız ve güvenilir bir ülke haline getirecek. Sistem değişikliği ile ülkesini dünyada saygın bir konuma oturtacak.

Başkanlık Sistemi ile iyiler kazanacak, kötüler ilelebet kaybedecek.