Fevzi AKARGÜL / İSTANBUL

Ordulu bir memur ailesinin çocuğu olarak İstanbul’a gelen Ekrem Kızıltaş, 1976 yılında öğrencilik yıllarında gazeteciliğe adım attı. Yayıncılığın yalnızca yazı masasından ibaret olmadığını; matbaadan dağıtıma, haber takibinden sayfa hazırlığına kadar bütün aşamalarını yaşayarak öğrendi.

Başta Millî Gazete olmak üzere farklı yayın organlarında uzun yıllar görev yapan Kızıltaş, televizyonculuk ve köşe yazarlığı da yaptı. Siyasi liderlerle gerçekleştirdiği yurt dışı seyahatleri, Afrika’dan Avrupa’ya uzanan gözlemleri ve Türkiye’nin yakın siyasi tarihine dair tanıklıkları, onun mesleki ve entelektüel hafızasının temelini oluşturuyor.

Kızıltaş’a göre gazetecilik yalnızca haber aktarmak değil; olaylar arasında bağ kurmak, toplumsal hafızayı korumak ve doğru bildiğini sabırla savunmak anlamına geliyor. Bu söyleşide onunla gazeteciliğin temel vasıflarını, medyanın dijital dönüşümünü ve çalışma alanımız olan Türkiye’nin diplomatik özgüvenini, yeni nesil diplomatların niteliklerini konuştuk.

Foto 1-3

GAZETECİLİKTE KAPIYI BİLGİ AÇAR, İÇERİDE SABIR TUTAR

TİGAD’dan Türkiye Gazeteciler Birliği için tarihi adım
TİGAD’dan Türkiye Gazeteciler Birliği için tarihi adım
İçeriği Görüntüle

Yarım asra yaklaşan tecrübenizden hareketle, iyi gazetecinin temel özellikleri nelerdir?

Gazetecilikte yalnızca heves yetmez. Öncelikle donanımlı olmanız gerekir. İçinde yaşadığınız ülkeyi, tarihini, coğrafyasını, komşularını, toplumsal yapısını ve nereye doğru gidebileceğini bilmelisiniz.

İkinci mesele mukayese kabiliyetidir. Ben bunu biraz matematik ve mantık meselesi olarak görürüm. Hadiselerin büyüklüğünü, ağırlığını ve birbirleriyle ilişkisini doğru ölçemeyen biri sağlıklı yorum yapamaz.

Üçüncü olarak ifade gücü gerekir. Yazacaksanız güçlü bir diliniz olacak; televizyona çıkacaksanız sesinizi ve vurgunuzu geliştireceksiniz. Bunun yolu da çok okumaktan geçer. Kemal Tahir olayları anlatmayı, Cemil Meriç ise düşünceye derinlik kazandırmayı öğretir.

Fakat bütün bunların yanında bir de nasip tarafı vardır. Bazen bir insan hiç beklemediği anda önüne çıkan bir görevle yükselir; bazen de yıllarca uğraşır ama sonuç alamaz.

Ben İstanbul’a bir “dayı” sayesinde gelmedim. Öğrenciyken gazete çıkardım; matbaayı, paketlemeyi, postaya vermeyi ve iş takibini öğrendim. İhtiyaç olduğunda “Bunu kim yapar?” sorusuna “Ekrem yapar” cevabı verilebildiği için kapılar açıldı.

Ancak asıl mesele kapının açılması değil, orada kalabilmektir. Bu da sabır, sebat ve dayanıklılık ister.

Foto 2-3

DİJİTAL ÇAĞDA HIZ ARTTI, DERİNLİK AZALDI

Yazılı basından televizyona, internet haberlerinden sosyal medyaya uzanan dönüşüm gazeteciliği nasıl etkiledi?

1970’lerde ve 1980’lerde gazete, toplumun temel haber ve fikir kaynağıydı. İnsanlar yalnızca başlıklara değil; köşe yazılarına, araştırma dizilerine ve uzun haberlere de vakit ayırırdı.

Bugün yazılı basın çok daha dar bir alana sıkışmış durumda. İnternet haberi hızlandırdı; ancak hız, birçok yerde kaliteyi ve derinliği geriye itti.

Haber merkezlerinde bazen ajans metnini en kısa sürede yayımlamak ve tıklanma almak esas hâle geliyor. Böyle olunca gazetecinin “Bu olayın arka planı nedir, daha önce ne olmuştu, rakamlar doğru mu?” diye sormasına yeterince zaman kalmıyor.

Parmakların hızlı olması, zihnin dolu olmasının önüne geçebiliyor. Yine de karamsar değilim. Her dönemde sağlam bilgiye ve güvenilir yoruma ihtiyaç vardır.

Genç gazeteci kendisini yalnızca gündelik haber akışına teslim etmemeli; dış politika, ekonomi, kültür, şehir ya da teknoloji gibi bir alanda derinleşmelidir.

Tıklanma bir haberi birkaç saat öne çıkarabilir; güvenilirlik ise yıllar sonra bile adınızı ayakta tutar. Yeni araçları reddetmeye gerek yok. Ancak hızın cazibesine kapılıp gazeteciliğin vicdanını ve muhakemesini kaybetmemek gerekir.

Foto 3-4

TÜRKİYE İTTİFAKLARIN İÇİNDE, FAKAT KENDİ AYAKLARI ÜZERİNDE

Türkiye’nin geçmişten bugüne diplomasi anlayışındaki değişimini, özellikle NATO ile ilişkiler bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye uzun yıllar Batı ittifakı karşısında fazla bağımlı ve çekingen bir konumda tutuldu. NATO üyeliği, Soğuk Savaş şartlarında önemli bir güvenlik tercihi olarak şekillendi; ancak ittifak ilişkileri yalnızca metinlerdeki dayanışma cümleleriyle anlaşılmaz. Sahadaki uygulamalara da bakmak gerekir.

Türkiye zaman zaman kendi güvenlik kaygılarının müttefikleri tarafından yeterince dikkate alınmadığını gördü. Bugün ise daha farklı bir ülke var.

“İttifaktayız ama kendi savunma ihtiyaçlarımızı da kendimiz karşılarız” diyebilen, savunma sanayiinde seçeneklerini artıran ve masaya kendi şartlarını koyabilen bir Türkiye görüyoruz.

Ben NATO’dan çıkmak gibi kolaycı bir yaklaşımı doğru bulmam. Diplomasi, öfkeyle kapıyı çarpma işi değildir. Türkiye ittifakın içinde kalarak tezlerini savunabilir ve yakın çevresindeki dengeleri etkileyebilir.

Asıl mesele, ittifakta bulunurken iradenizi başkasına teslim etmemektir. Kendi savunma kapasiteniz, diplomatik aklınız ve gerektiğinde “hayır” diyebilme gücünüz varsa gerçek aktör olursunuz.

Türkiye’nin bugün ulaştığı nokta budur: Yalnızca kendisine söyleneni yapan değil; pazarlık eden, kendi stratejik önceliklerini koruyan bir ülke.

YENİ NESİL DİPLOMAT ÜLKESİNİ VE SAHAYI BİLMELİ

Sıklıkla vurgulanan “yeni nesil diplomat” anlayışı nedir?

Diplomatlık yalnızca yabancı dil bilmek, protokol kurallarına hâkim olmak ve salonlarda düzgün görünmek değildir. Diplomat önce kimi ve neyi temsil ettiğinin farkında olmalıdır.

Türkiye’nin tarihini, medeniyet birikimini, ekonomik imkânlarını, güvenlik kaygılarını ve dış politika hedeflerini bilmelidir. Görev yaptığı ülkeyi masa başından değil, sahadan tanımalıdır.

Afrika’da görev yapıyorsa sömürge geçmişini, toplum yapısını, dinî hassasiyetleri ve büyük güçlerin rekabetini okuyabilmelidir. Bu bakımdan bir bölgeyi yalnızca kitaplardan değil, yaşayarak öğrenmiş isimler değerlidir.

Yeni nesil diplomatın yerli ve millî olması dünyaya kapanması anlamına gelmez. Tam tersine dünyayı çok iyi bilecek; ancak kendi ülkesine yabancılaşmayacaktır.

Türkiye’nin tezlerini başkalarının kavramlarıyla tekrar etmek yerine kendi cümleleriyle anlatacaktır. Uluslararası hukuk ve insan hakları gibi kavramların zaman zaman seçici biçimde uygulandığını da görebilmelidir.

Diplomat bu çelişkileri öfkeyle değil; belgeyle, hukukla, soğukkanlılıkla ve ısrarla gündeme taşımalıdır. Liyakat, alan bilgisi, yabancı dil, karakter ve devlet şuuru birlikte bulunmalıdır.

TÜRKİYE ARTIK YÜK PAYLAŞAN BİR ÜLKE

Yurt dışı seyahatlerinizde Türkiye’nin dünyadaki imajının nasıl değiştiğine şahit oldunuz? Özellikle Afrika gözlemleriniz size ne anlattı?

1980’lerde Avrupa’ya gittiğimde Türkiye ile orası arasındaki farklara bakar, kendi ülkem adına üzülürdüm. Pasaport almak, döviz bulmak ve seyahat etmek bile zordu.

Bugün Avrupa’ya gittiğimde tabloyu daha farklı görüyorum. Türkiye’nin eksikleri elbette var; ancak altyapı, ulaşım, sağlık, savunma kapasitesi ve uluslararası hareket kabiliyeti bakımından büyük mesafe aldığı da açık.

Bu değişimi en güçlü biçimde Afrika seyahatlerinde gördüm. Yer altı kaynakları zengin olduğu hâlde halkı yoksulluk içinde yaşayan ülkeler var.

Türkiye’nin bu ülkelere bakışında önemli bir fark görüyorum: “Buradan ne götürürüz?” sorusundan önce “Burada hangi yükü paylaşabiliriz?” diye soruyor.

Konut, hastane, elektrik, tarım, eğitim ve insani yardım projeleri bu yaklaşımın parçalarıdır. Bence bunun arkasında Osmanlı’dan gelen hizmet ve imar anlayışı vardır.

Osmanlı ulaştığı coğrafyalarda vakıflar, yollar, hanlar, köprüler ve sosyal yapılar kurdu. Bugünkü Türkiye de uzun bir aradan sonra “Birlikte kazanalım; hatta biz kazanmasak bile insanlar daha insanca yaşasın” diyebilen bir çizgiye yaklaşıyor.

Bu yaklaşım samimi ve sürdürülebilir olduğu müddetçe Türkiye’nin en güçlü diplomatik sermayelerinden biri olur.

Foto 6-1

GENÇLER KENDİ SAHALARINI KURMALI

Gazetecilik, diplomasi ve dış politika alanında çalışmak isteyen gençlere nasıl bir yol haritası önerirsiniz?

Önce niyetinizi belirleyin, sonra sebeplere sarılın. Diplomat olmak istiyorsanız yabancı dili, sınavları, mevzuatı ve mesleğin teknik şartlarını öğreneceksiniz.

Gazeteci olmak istiyorsanız haber yazmayı, kaynak doğrulamayı, röportaj yapmayı ve arşiv taramayı bileceksiniz.

Fakat yalnızca diploma almak ya da sınav geçmek sizi farklı kılmaz. Kendinize ait bir saha kurmanız gerekir.

Afrika, Balkanlar, Kafkasya, Türk dünyası, enerji diplomasisi, savunma sanayii, göç ya da kültürel diplomasi… Hangi alanı seçerseniz seçin, o konuda başvurulacak isim hâline gelmeye çalışın.

Bir insan yıllarca düzenli biçimde okur, yazar, sahaya gider ve doğru sorular sorarsa bir gün hiç beklemediği bir görev için akla gelebilir.

Yolun sizi gazeteye, televizyona, akademiye, kamu görevine ya da diplomasiye götüreceğini baştan bilemezsiniz.

En önemli şey, görünmek için gürültü çıkarmak değil; ihtiyaç duyulduğunda işe yarayacak donanıma sahip olmaktır.

Nasip, tembellik için bahane değildir. Gayret gösterecek, sebeplere sarılacak, ahlakınızı ve istikametinizi koruyacaksınız. Neticenin ne zaman ve hangi biçimde geleceğini ise zamana bırakacaksınız.

Kaynak: Haber Merkezi