Bir zamanlar çocuk sesleriyle çınlayan sınıflar, bugün bombardımandan kaçan ailelerin umutlarını ve korkularını taşıyan dar, karanlık sığınaklara dönüşmüş durumda.

Duvarları çatlamış, camları paramparça, altyapısı çökmüş binada ne elektrik var ne de yeterli temiz su.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne gaz girişine izin vermemesi nedeniyle yakıt da neredeyse tükenmiş durumda. Aileler, sınıfların önünde yaktıkları küçük ateşlerin başında, duman ve is kokusu arasında yemeklerini pişirmeye çalışıyor.

Okulda yalnızca bir aile değil, İsrail saldırılarında evlerini yitiren ya da yaşadıkları yerlerden zorla koparılan yüzlerce aile barınıyor.

Bu aileler için ramazan, ibadet ve sabrın ötesinde, hayatta kalmanın başka bir adı.

Enkazdan arta kalan hayatların, dumanı tüten küçük ateşlerin ve karanlığa gömülmüş sınıfların arasında kurulan mütevazı sofralar, ağır bir insani trajedinin sessiz ama derin tanıklığını yapıyor.

Kimi, evinin enkazından canını kurtararak çıkabildi kimi ardında tek bir eşya dahi alamadan yollara düşmek zorunda kaldı. Hepsini birleştiren ortak kader ise yıkımın acısı, kayıpların ağırlığı ve yarına dair derin bir belirsizlik.

"Gaz yok, her şeyi ateşle yapıyoruz"


Bu ailelerden biri de Dihani Hamad ve 11 çocuğunun oluşturduğu Hamad ailesi.

Kalabalık bir sınıfta, diğer ailelerle omuz omuza, mahremiyetten ve en temel yaşam koşullarından yoksun halde tutunmaya, ayakta kalmaya çalışıyorlar.

AA muhabirine konuşan Filistinli anne Dihani Hamad, gaz olmadığı için tüm yemekleri ateş üzerinde pişirmek zorunda kaldıklarını belirterek "Gaz yok, her şeyi ateşle yapıyoruz. Ezan okunduktan 5 dakika sonra yemek hazırlıyoruz. Bunların hepsi ayrı bir sıkıntı." dedi.

Ramazan ayının normalde huzur, bereket ve kalabalık aile sofraları demek olduğunu dile getiren Hamad ancak son iki ramazanın savaşın gölgesinde, yıkım ve yerinden edilmenin acısıyla geçtiğini söyledi.

"Savaştan önce iftara yarım saat kala her şeyimiz hazır olurdu. Şimdi sahur için bile imkan yok. Her şey ateşle, zor şartlarda yapılıyor." diyen Filistinli anne, yaşadıkları çaresizliği kelimelere dökmekte zorlandığını dile getirdi.

Güvenlik endişesi ve kayıplar


Okuldaki koşulların yalnızca yoksulluktan ibaret olmadığını vurgulayan Hamad, özellikle kız çocuklarının güvenliği konusunda her an kaygı ve tedirginlik yaşadığını vurguladı.

“7 kızım var. Sınıfın kapısından çıkmalarına bile korkuyorum.” diyen anne, saldırıların ve bitmeyen güvenlik endişesinin artık günlük yaşamın kaçınılmaz bir parçasına dönüştüğünü ifade etti.

Eşini İsrail saldırılarında kaybettiğini, çocuklarının da yaralandığını anlatan Hamad, “Eşim şehit oldu, çocuklarım yaralandı. Allah bizi kendi lütfuyla korudu.” sözleriyle yaşadıkları acıyı dile getirdi.

Abluka ve yıkımın gölgesinde yaşam


Gazze’de yaklaşık 2,4 milyonluk nüfusun büyük bölümü yerinden edilmiş durumda.

Lübnan Başbakanı Selam'dan ülkedeki 'mezhepsel güç paylaşımı' sistemine eleştiri
Lübnan Başbakanı Selam'dan ülkedeki 'mezhepsel güç paylaşımı' sistemine eleştiri
İçeriği Görüntüle

İsrail saldırıları sonucu konutların, okulların ve altyapının büyük kısmı tahrip edilirken elektrik şebekesi çöktü, su hatları zarar gördü, sağlık ve eğitim tesisleri ise kullanılamaz halde.

İsrail’in yıllardır sürdürdüğü abluka, soykırım saldırılarıyla daha da ağırlaştı; yakıt, gıda ve temel insani yardım girişlerine getirilen kısıtlamalar, sivillerin yaşam mücadelesini her geçen gün daha da zorlaştırdı.

Hasarlı okullar, çadır alanları ve geçici barınma merkezleri, Gazze’de yüz binlerce kişi için artık tek sığınak.

Kaynak: AA