0

Hiç şüphesiz, Türk siyasetinin en önemli aktörlerinden birisi, Fethullah Gülen'dir. Politik hayatımıza, Pensilvanya veya okyanus ötesi kavramlarını kazandırmıştır. Ancak yaşanan gelişmeler, okyanus ötesindeki vaizi, politik bir figüre dönüştürmüştür.

Artık, Hocaefendi, vaiz kimliğini kaybetmiştir. O, tıpkı, miting meydanlarında, sahneden halka urgan atan siyasi aktörler gibidir. Farkı yoktur. Lanet seansları ve husumet kokan söylemleriyle Hocaefendi; müritlerine doğru yolu gösteren mürşit olma vasfını yitirmiştir. O artık, Milat Gazetesi yazarı Yusuf Özkır'ın yerinde tanımlamasıyla, Cemaat Halk Partisi'nin lideridir.

Cemaat Halk Partisi, İHH'yı karalama kampanyasının yürütücüsüdür, baş aktörüdür. Türkiye'ye ve AK Parti iktidarına kumpas kuran bir organizasyondur. Toplumu gözetleyen, kasetlerle siyasete yön vermeye çalışan odaktır.

Fethullah Gülen, son olarak, The Wall Street Journal'a yapmış olduğu açıklamalarla, beni, bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı. Ancak Gülen'in açıklamalarına, nedense, hiç şaşırmadım; yaşadığım duygu, sadece hayal kırıklığıydı. "Türk halkının, son iki yıldır demokratik sürecin tersine dönmüş olmasından dolayı üzüntülü" olduğunu iddia etmiş Gülen efendi...

Bunlar, reform değil mi?

Galiba ülke, Pensilvanya'dan biraz farklı görünüyor. Son iki yıldır yapılan demokratik açılımlar, oraya ulaşmıyor, anlaşılan. Son iki yılda gerçekleşen demokratik adımları, kısaca, hatırlamakta fayda var; Türkiye'nin ayaklarındaki pranga olan Kürt meselesinde en önemli adımlar, bu dönemde atılmadı mı? Kamusal alanda ve Meclis'te başörtüsü özgürlüğü, bu dönemde sağlanmadı mı? Ekonomik istikrarla beraber gelen kalkınma hamleleri durdu da, bizim mi haberimiz yok.

Yargı alanında yapılan düzenlemeler, yeni anayasa yapım süreci bu dönemin çalışmaları arasında değil miydi? Terörle Mücadele ve Türk Ceza Kanunu'nda değişiklikler, bu dönemde yapılmadı mı? Öfkenin, gerçeği ve basireti boğması böyle olsa gerek. Yazık.

Gerek siyasi alanda gerçekleştirilen reformlar, gerekse küresel krize rağmen ekonomimizin sergilediği istikrarın kaynağı, demokratikleşme sürecinin devam etmesi değil midir? Bu dönemde, Erdoğan'ın ifadesiyle, Cumhuriyetin ilanından sonraki en önemli çağdaşlaşma projesi olan Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde önemli başarılar elde edilmedi mi? Vize Muafiyeti Diyalogu, resmen, bu dönemde başlamadı mı?

Yargı alanında ortaya koyulan reform paketleriyle yargı sistemindeki iş yükü, bu dönemde, azaltılmadı mı? Özellikle, 2. 3. Ve 4. yargı reformu paketleriyle yargı sisteminin etkinliğinin arttırılmadı mı? İnsan haklarına ilişkin önemli düzenlemeler, yine bu dönemde hayata geçirilmedi mi?

Demokratik Açılımdan Rahatsız!

Anlaşılan o ki, Cemaat, Oslo'da başlayan ve Kürt açılımında önemli bir eşik olan diyologtan rahatsız. MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın sorgulanmak istemesi, bunun ürünü… Zamanında Komünizme karşı mücadele dernekleri kuran Gülen, şimdi de Kürt meselesini çözmek isteyen Erdoğan'a karşı kumpaslar kuruyor.

Kısacası, Gülen'in, 'son iki yıldır demokratik süreç tersine döndü' iddiası gerçeği yansıtmaktan hayli uzak. Aklıma şöyle bir soru geliyor; acaba, Gülen, iki yıldan beri kamuda kadrolaşamıyor mu? Asıl sıkıntı, bu olmasın…