0
AK Parti-cemaat savaşında, her gün yeni argümanlar dolaşıma sokuluyor. Son dönemde, devreye sokulan argümanlardan birisi, medyanın pek ilgi göstermediği Hocaefendi'nin ses kayıtlarıydı. Ses kayıtlarının içeriğini analiz etmeye geçmeden önce, şunu tüm çıplaklığıyla vurgulamalıyız; ülkenin olumlu ya da olumsuz tüm gelişmeleri, Hocaefendi'nin bilgisi dahilinde oluyor. Her şey, Hocaefendi'nin ajandasında…
Türkiye medyası, Gülen'in ses kayıtlarına yeterince ilgi göstermedi… Galiba güzide medyamız, cemaat tasallutu altında… Ruşen Çakır, Vatan gazetesindeki "Galiba Her Şey Daha Yeni Başlıyor" başlıklı yazısında, ses kayıtlarını analiz eden nadir gazetecilerden biri…
"Eğer bugün kamuoyunda Gülen'in telefon konuşmalarının yasadışı yollarla kaydedilip internet üzerinden yayınlanması bir infial yaratmıyorsa bunda Gülen'in ve cemaatinin payı büyüktür" diyen Çakır'a göre, Hocaefendi'nin ses kayıtları, -Cemaat sözcüleri görüşmelerde herhangi bir suç unsuru bulunmadığını söylüyorlarsa da- bize şunları söylüyor;
a) Cemaat'in büyük burjuvaziyle çok yoğun ilişki içinde olduğunu,
b) Cemaat'te Gülen'e sorulmadan önemli adımların atılmadığını;
c) BDDK örneğinde olduğu gibi, sorun yaşandığında Cemaat'in kolaylıkla bürokrasi içindeki bağlantılarını devreye sokabildiğini;
d) Tam da basın ve ifade özgürlüğü konusunu öne çıkarttıkları şu günlerde kendilerini eleştiren yazarları markaja almak için medya patronlarıyla görüşmekten imtina etmediklerini gösterdi.
Artık, Hocaefendi, bir cemaatin lideri değil; seküler bir organizasyonun veya paralel yapının yöneticisidir.
***
İbrahim Öztürk'ün Densizliği…
AK Parti'ye ve Türkiye'ye karşı girişilen savaş, her geçen gün biraz daha derinleşiyor, kirleniyor. Cemaat medyası tarafından iç kamuoyuna verilen mesaj şu; Erdoğan yolsuzluklara izin veren bir Başbakandır. Dış kamuoyuna ise Erdoğan, El-Kaide ile ortak iş yapan bir ülkenin başbakanıdır ve cihadisttir.
Gerçi, bunlarla da yetinmiyor, cemaat medyası. Zaman gazetesi yazarların İbrahim Öztürk, yargıya da akıl veriyor; güya, Türkiye'nin tek çıkış yolu varmış. AKP'ye derhal kapatma davası açılmalıymış. Densizliğin, ahlaksızlığın bu kadarına pes doğrusu… Aklım, havsalam almıyor; bu insanlar gerçekten akademisyen mi? Bu insanlar, düşünme yeteneklerini de mi kaybettiler, vicdanlarıyla beraber? Akademisyen körlüğü ya da cehaleti böyle bir şey olsa gerek… Aslında, İbrahim Öztürk'ün densizliğine pek şaşırmadım; daha önce, Hz. Peygambere hakaret etme cüretinde bulunan zatı muhterem(!) neden yargıya akıl vermesin?
***
Bir Baskının Düşündürdükleri…
Bekliyorduk aslında; bugünlerde bir İHH ofisi basılacaktı bir şafak vakti. Ve sonunda İnsani Yardım Vakfı'nın, (İHH) Kilis ofisi ve yardım deposuna baskın yapıldı.
Tüm bunlar, neden mi yapılıyor? "Bir kavme olan öfkeniz, kininiz sizi adaletten ayırmasın" ilahi ikazı unutulduğu için… Öfke duygusu, adaletin önüne geçtiği için…
Bu baskın ile El-Kaide ile işbirliği yapan bir Türkiye algısı yaratılmaya çalışılıyor. Bu AK Parti'ye değil; ülkeye kurulmuş bir tuzaktır. Eğer dış kamuoyunu ikna ederseniz, kolaylıkla, bu ülkenin seçilmişlerine kumpas kurabilirsiniz, iktidardan alaşağı edebilirsiniz.
Gerçi Hocaefendi'nin tüm bunlardan haberi yoktur. Mavi Marmara olayı sürecinde söyledi ya; İHH'dan haberi yokmuş, "yeni haberi olmuş." Artık savaş, iyice gün yüzüne çıkıyor; saflar yeniden belirleniyor. Bu süreçte Cemaat, kimin taşeronu, hangi suyun sakası olduğunu iyi düşünmeli.