Kitaplara çocukluğundan beri ilgi duyduğunu ifade eden Genç Sahaf Hüseyin Palavi "Hep yazar olmayı hayal ediyordum. Yazar olamayınca ben de sahaf oldum" dedi.
Adem ÖZKÖSE
[email protected]
Her sahaf dükkanında olduğu gibi burada da kitaplar, dergiler sağa sola savrulmuş. Masanın üzerindeki dağınıklık ise insanı ürküten cinsten. Ara sıra uğradığım sahaf dükkanlarına her girişimde kendi kendime sorduğum soruyu yine tekrarlıyorum: "Müşteriler bu karışıklıkta aradıkları kitapları nasıl bulabiliyorlar?" Burası İstanbul-Fatih'te İHH'nın genel merkezinin karşı arasındaki sokağın başında bulunan Dylemi Sahaf. Hüseyin Palavi tarafından işletilen sahaf dükkanı bir binanın zemin katında bulunuyor. Arkeoloji mezunu olan Hüseyin Palavi, şu an sinema bölümünde yüksek lisans yapıyor. Genç sahaf Hüseyin Palavi öğrencilik yıllarında sahaflarda epey para harcamış. Antalya'da arkeoloji bölümünde eğitim görürken burslarını, harçlıklarını sahaflardan aldığı kitaplara yatırıyormuş. Bu süreç Palavi'nin sahaf dükkanı açmasına kadar uzamış. Kitaplara olan ilgisini babasına bağlayan Palavi; " Babam okuyan insanlara çok değer veren biriydi. Bu da bizde kitaba, okumaya karşı bir istek uyandırdı. Çocukken yazar olmayı hayal ediyordum. Yazar olamayınca ben de sahaf oldum" diyor.
Sahaflık niçin caziptir?
Sahaflığın kişiyi sürprizlerle karşılaştıran bir meslek olduğunu ve bu yönden kendisini cezp ettiğini ifade eden Palavi, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Geçenlerde elime Ahmet Hamdi Tanpınar'ın birinci basım Huzur romanı düştü. Hemde Tanpınar tarafından imzalanmış. İşte sahaflık sizin karşınıza bu tür sürprizler çıkarır. Böyle bir kitabı elinize aldığınızda bambaşka duygular yaşarsınız. Sahaflara çok ilginç kişiler gelir, ilginç olaylar yaşanır. Bir gün bir bayan geldi, pencerenin önünde duran Sultan Abdülhamid 'le ilgili bir kitap aldı. Kadın bir ay sonra tekrar dükkana geldi ve size teşekkür ediyorum dedi. Niçin teşekkür ediyorsunuz diye sorduğumda ise 'Sizden satın aldığım kitabı aslında ağabeyim üniversite yıllarında bir arkadaşına vermiş. Kitabın arkasında da ağabeyime ait notlar vardı. Kitabı alıp eve gittiğimde kitabın arkasındaki yazının ağabeyimin yazısı olduğunu fark ettim. Ağabeyim yıllar sonra kendi notlarının olduğu bir kitapla karşılaştığı için çok sevindi' İşte bu tür şeylerle karşılaşıyoruz. Papini'nin Gog kitabını bilirsiniz. Bu kitap gerçekten ilginç bir kitap. Bir gün elime bir tane Gog geçti. Kitabın üzerinde ünlü iletişimci Ünsal Özkay'ın gençlik yıllarında tuttuğu notlar vardı. O dönemler elimde aynı kitabın hiç kullanılmamışı da vardı. Fakat müşteri yeni olana değil de, üzerinde Ünsal Özkay'ın notlarının olduğu kitaba ilgi gösterdi. Bizim müşterilerimiz bu tür şeylere daha fazla önem verir."
Kitap koleksiyoncuları
Sahafların değişmez müşterilerinin kitap koleksiyoncuları olduğunu ifade eden Palavi, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Sahafları ayakta tutanlar daha çok kitap koleksiyoncularıdır. Mesela bazı müşteriler bir kitabın şimdiye kadar çıkan bütün baskılarının koleksiyonunu yaparlar. Bazıları da yazar koleksiyonu oluşturur. Örneğin Necip Fazıl Kısakürek'in şimdiye kadar çıkmış bütün kitaplarını, özellikle de eski baskılarını arayanlar oluyor. Kimileri ise bütün kitapların ilk baskılarını topluyor. Konulara göre koleksiyon yapanlar da oluyor" Genç sahaf sözlerini sürdürürken ona "bir insan niçin kitaplarını sahafa satar?" diye soruyorum. Palavi de şu cevabı veriyor: "Bence kitaplarını sahaflara satanlar en iyisini yapıyorlar. İnsanlar kitap alır ve evlerine yığarlar. Ben okumasam da çocuğum okur şeklinde düşünürler. Fakat genelde çocuklar kitaba ilgi göstermezler. Kitabı kütüphaneye hapsetmek çok yanlış. Bırakın kitaplarınızı başkaları da okusun. Adamın evinde 20 adet farklı tefsir var. Okumuyor, süs olsun diye evde bekletiyor. Biz de tefsir okumak isteyen müşterilere vermek için tefsir bulamıyoruz"
Genç sahafın bağlandığı kitap
Sahaflara çok ilginç tiplerin geldiğini söyleyen genç sahaf şunları söylüyor: "Buraya öyle tipler gelir ki, adamı sokakta görseniz üstünden başından meczup dersiniz. Fakat o aslında tam bir kitap kurdudur. Yemez, içmez, giymez bütün parasını sahaflardaki kitaplara yatırır. Gülistan teyzemiz var, kendisi Adıyamanlı fakat İstanbul'da yaşıyor. 65 yaşındadır ama tam bir kitap kurdudur. Felsefe falan da okur. Gülistan teyze bir gün geldi ve Hindistanlı yazar Osho'nun bir kitabını aldı. Birkaç gün sonra yine dükkana geldi ve benden Osho'nun bütün kitaplarını bulmamı istedi." "Bağlandığınız, satmak istemediğiniz bir kitap oldu mu?" diye sorduğumuzda ise şu cevabı alıyoruz: "Salenger'ın Gönül Çelen isimli bir kitabı var. Bu kitap elime geçince kitapla aramda bir bağ oluştu. Müşteriler isteseler de satmak istemedim. Oğuza Atay da aslında Tutunamayanları yazarken bu kitaptan etkilenmiştir." Sahaf dükkanına girdiğinde çok mutlu olduğunu ifade eden genç sahaf; "Bir sahaf dükkanında olmak beyaz eşya mağazasında, dolapların arasında olmaktan çok daha iyidir." diyor.
Nedir bu dağınıklığınız?
Artık yıllardır aklımda olan soruyu sormanın vaktinin geldiğini düşünüyorum. Ve Palavi'ye "bu sahaf dükkanları niçin hep dağınıktır?" diye soruyorum: Soruma "Sahafçının düzeni dağınık olmaktır." diye cevap veren Palavi sözlerini şöyle sürdürüyor: "Sahafçılar düzgün olsun, inanın kimse sahafçılara ilgi göstermez. Sahafa gelenler bu dağınıklığı karıştırmayı, dağınıklık içinden kitap bulmayı seviyorlar. Bizim müşteriler normal, raflara düzenli olarak yerleştirilmiş kitapların olduğu kitapçılardan kitap almazlar." "Peki, müşteri bir kitap istediğinde bu karışıklıkta kitabın yerini nasıl bulabiliyorsunuz?" "Ev sahibi ile eve dışarıdan gelen birinin durumu farklıdır. Ev sahibi evde neyin nerede olduğunu az çok bilir. Ben kitapların nerede olduğuna fazla dikkat etmesem de, müşteri istediğinde elimde varsa kitabı bulurum."
İnternet kitaplara zarar verdi mi?
İnternetin sahaflara kitaba olan ilgiyi azaltmadığını savunan genç sahaf, "Zaten önceden de öyle çok kitap okuyan yoktu. Kitapla hem hal olan daima küçük bir kesimdir. Onlar dün olduğu gibi bugün de kitapla ilgilerini koparmadılar. Bizim de Eylemi Sahaf olarak bir facebook sayfamız var. İnternet vasıtasıyla insanlar sahaflara artık daha rahat ulaşıyorlar." diyor. Ciddi olarak ilgilenildiğinde bir sahaf dükkanının insanı geçindireceğini belirten Palavi, kitapları sahaflara düştüğü için üzülen yazarlara da bizim aracılığımızla şu mesajı gönderiyor: " Yazarlar kitaplarının sahafa düştüğünü gördüklerinde üzülüyorlar. Bence yanlış düşünüyorlar. Sahafa gelen kitaplar genelde çok okunan kitaplardır. Örneğin okuyucu bize en çok Dostoyevski, Kafka, Nietzsche, Seyyid Kutup'un kitaplarını getiriyor. Yazarlar artık kitaplarının sahaflara düşmesinden korkmayı terk etsinler" İsmini Alamut Kalesi'nin etrafında bir bölge olan Dylemi Sahaf'tan ayrılırken içimizde kitapların o güzel kokusu ve bir sahafla ettiğimizi tatlı sohbetin zevki kalıyor.






