0

Tarafsızlık diye bir bölge var. Korunaklı, etliye ve sütlüye karışmayan hatta karışmamak için her türlü ayak oyununu mahir bir şekilde becerebilen bir bölge ve o bölgenin sakinleri var. Söyledikleri sözlerden ne düşündüklerini, ne anlatmak istediklerini, kimi destekleyip kimi yerdiklerini de anlamak mümkün değildir kendisini tarafsız olarak gösteren kişilerin.

Bu çok da muteber değil aslında. Bir fikri olmalı kişinin. Fikrini desteklemek, yaymak, savunmak gibi erdemlere sarılmalı, kendisini ayakta tutabilecek sağlam bir karaktere fikirleriyle sahip olmalı.

Sosyal medyadaki paylaşımlara bakıyoruz, neyi desteklediği, neyin yanında olduğu, kimi eleştirdiği belli olmayan sayısız kişi ve sayısız fikir zihinlerimize hücum edip duruyor.

"Herkese aynı mesafedeyim." diyen bir kişinin mesafe diye bir kavramı olamaz.

Batıl karşısında Hakkın

Batı karşısında doğunun

İsrail karşısında Filistin'in

Zalim karşısında mazlumun yanında olmak varken herkese aynı mesafede olmak da neyin nesi?

Kavramlarla aklımızı esir almaya çalışanlara karşı da tavrımız olsun. "Bana ne" deme lüksüne sahip olamaz hiçbir akıl sahibi. İllaki yangının kendini sarmasını bekleyenler bir de bakarlar ki her şey kül ufak olmuş bile.

"Kuran Müslümanı" diye bir kavram oluşturuldu; bunun karşısında olan ve savunma adına her türlü çirkinliği hakkı olarak gören bir güruh var. Hakkı savunduğunu ifade ediyor ama bakıyorsunuz ki bunu yaparken küfürden tutun da yüz kızartacak her türlü sözü rahatlıkla kullanıyor. Önce kavramı değiştirmek gerek. Kuran Müslümanı olacak elbette. Çünkü rehberimiz Kuran. Bir müminin Kuran müslümanı olmasından daha doğal ne olabilir ki?

Taraf olayım derken yoldan çıkmaya da gerek yok. Geçen haftaki gelişmelerden biriydi Itri ve Nurettin Yıldız tartışması. Birini savunayım derken diğerini yok saymak, yerin dibine sokmaya çalışmak basit bir savunma tekniğidir.

Şu nokta önemli; saygı duymak ama neye, niçin? Bizim değerlerimize saldıran, dinimize küfreden hiç kimseye saygı duymak zorunda değiliz. Saygı duymayacağız derken saldırmaya, hakaret etmeye de gerek yok. Görmezden gelmek de en büyük ceza olur bazen.

Türkiye'de muhalefetin olmaması gibi bir sorunu uzun yıllardır yaşıyoruz. Adına muhalefet denen gruplara bakın. Siyasi muhalefetin uzun yıllardır tek projesi yok ülke menfaati için. Ağızlarını her açtıklarında ya iktidarı ya da Cumhurbaşkanını eleştirmeyi muhalefet sananlarla ülke adına bir şey yapmak mümkün mü? Düşünün, muhalefet partileri bir kez olsun yapmayı düşündükleri projelerle ilgili tek cümle kurmuyorlar. Projeleri olmaması doğaldır ama saldırmayı muhaliflik olarak görmeye devam ettikleri müddetçe de müzmin muhalefet sendromuna devam edecekler. Suriye hakkında bir şey söylemeden önce bakıyorlar, iktidar nasıl düşünüyorsa tam tersini destekliyorlar. Aynı durum Rusya için de geçerli. İktidar Suriye rejimine karşı, hemen Esad'la boy boy poz veriyorlar. Hatta bazıları işi daha da ileri götürdü. Hdp ile o kadar sarmaş dolaş oldular ki muhalefet olsun diye eller kollar birbirine karıştı.

Bir sohbet esnasında, neden olup bitene karşı tek cümle etmediklerini; hayatı sadece edebiyattan ibaretmiş gibi görmeye devam ettiklerini sorduğumda aldığım cevap kişilikten yoksun bir cevaptı. "Devran dönüp de iktidar değişirse yeni gelenler bize dünyayı dar ederler. Sessiz kalmak en iyisi." Eee o zaman "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır." ve " Bir haksızlık gördüğünüzde onu elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalbinizle buğz ediniz. Bu da imanın en düşük noktasıdır." hadislerini ne yapacağız. Kuran müslümanı pozisyonuna mı geçeceğiz? Hadi ordan; ne Kuransız ne de peygambersiz müslümanlık olur. Aklınızı kimseye kiraya vermeyin.