Geçen yazımızda kaldığımız yerden devam ediyoruz:
Evet, üstadın da belirttiği gibi kulluk, bütün evrenlerin yaratıcısı olan Allah’ı bilmeyi, O’na iman etmeyi ve şükranlarla dolu bir şekilde O’na sonsuz minnet duymayı ifade eder. Çünkü sadece insan değil; görünür-görünmez varlıklar, insan, hayvan, bitki, cansız… Kısacası Allah Teâla dışında her ne varsa ontolojik olarak “kul”dur. Genel anlamda da ibadet, varlığın Yaratıcı olan Allah’a boyun eğmesidir. Ancak insan burada diğer varlıklardan ayrılır zira insan iradi olarak kulluk yapabilen varlıktır.
Kulluk farklı farklıdır. Kulluğun ontolojik olanından ziyade dinî-şer’î olanı değerlidir çünkü şer’i olan kulluk insanın iradesiyle, arzu ve istekleriyle “amelde” bulunmasıdır. Bu kulluk anlayışıyla her amel “ibadet” olarak değer görür.
İbn Arabî’ye göre şer’i olan kulluk bizzat insan içindir; insanın kendi inşasıdır ve kendisine şahitliğidir. Hayr-ı Mahz olan Allah’ın (cc) bizleri sorumlu kılması, bizim ibadetlerde bulunmamızı istemesi bize hayır/iyilik dilemesidir.
Anlayacağınız tesbih; hamd-zikr-şükr olan ibadet hem İslam olmanın sözlü şartı hem de mü’min olmanın şartı olan ‘Kelime-i Tevhid’in gereği “söz-eylem” birlikteliğiyle yapılan bir şahidliktir. İbadet kulluktur, Yüce Yaradan’a kulluğunu hasretmek, yineleme ve yenilemektir. Bunun pek çok şekli ve yolu vardır. Söz konusu edeceğimiz menasık-ibadetlerin ise belli formu, zamanı, sayısı, mekânı hatta detayları dinde belirlenmiştir. Nüsuk anlamındaki ibadet için Rabbimiz bütün esas ve şartları belirlemiş olup kişinin tercihine bırakmamıştır.
Dinde namazın bu denli önemsenmesi namazın taşıdığı yüce mana ile alakalıdır. Allah’a ediliyor olması hasebiyle bütün ibadetler değerli ve önemlidir. Hususen namaz ibadeti başlı başına büyük manalar, yüce hedefler, asil gayeler barındırır. Üstad Said Nursî, namazı, “Cenab-ı hakk’ı tesbih ve ta’zim ve şükür” olarak tanımlar.[1]
Böyle büyük muhtevası olan bir ibadet her peygamber döneminde ilk sırayı almıştır.[2] Çünkü namazda tevhid net bir şekilde vücut bulurken, aynı netlikte şirk yok olur. Peygamber’in (as) “Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terk etmek vardır”[3] hadisi bu tehdidi anlatıyor. Yani kişi namazı, namazın farziyetini inkâr etmeden namazı terk ederse kâfir ve müşrik olmasa da, şirke ve küfre düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
İbadet-Namaz
Asırlardır görülmüştür ki kulluğun en net sergilendiği ibadet namazdır. Zira namaz dediğimiz “salat” müslümanlığın ilanı ve bunun sürdürüldüğünü gösterirken, aynı zamanda dinimizin fark edilir durumu ve duruşudur da. İbadetlerden hiçbiri namaz kadar İslam'ı başkalarına fark ettiremez, görünür hale getiremez. Dolayısıyla namaz kadar bireyi ve toplumu etkileyen başka bir ibadet yoktur.
Düşünebiliyor musunuz?
Ömür boyu, günde beş vakit namaz… yani hayatınızda boşluğa yer bırakmayacak bir ibadettir namaz.
Bu da gösteriyor ki İslam'ın ve tabi ki Müslümanların zaman ve mekânla ilişkisi namaz ile kurulur. Günde beş ayrı vakitte kılınan namaz, insanın günlük zamanını vakitlere göre düzenleyerek Müslümanın hayatına ulvi amaçlar doğrultusunda istikamet verir. Dolayısıyla namaz ibadeti ile mü’min insan “ibnu’l vakt/vaktin oğlu” olduğunun şuuruna erecektir. Keza bu istikamet kişinin değer bulmuş zamanla ilişkisini onun bütün ömrüne de yayacaktır. Dinden almış olduğu bilinçle hayatta “Boş zaman” anlayışına yer vermeyen mü’min için zaman afakî bir gerçeklikten kurtulur, essah bir hüviyete bürünür. Ve böylece dünyaya gönderilişimizin sebebini idrak edeceğimiz bir hakikate dönüşür zaman. Artık mü’min “Ebu’l Vakt/vaktin babası” olmayı hak etmiş olur. Ancak kısaca belirtmemizde fayda var;
Üretim ve tüketim merkezli dünya insanların ömür boyu, her gün beş ayrı vakitte hayatın akışına “dur!” diyerek abdest-namaz için zaman ayırmasını “büyük kayıp!” görür. Zaman kaybı üretimde düşüşe neden olur, diye buna asla rıza göstermez. Bu yüzden seküler anlayış namazı ancak üretime dokunmayacak şekilde meşru görür. Dolayısıyla seküler anlayışla dinî düşüncenin bu konuda uzlaşması şimdilik mümkün görünmemektedir.
Namaz dediğimiz “salat” hemen hemen konu ile ilgili yazılmış bütün kitaplarda aynı cümlelerle anlatılır:
Allah’ın (cc) günde beş vakit eda edilmesini farz kıldığı ve kıyam, kıraat, rükû-kavme, secde-celse, kade/kuud ve selamdan ibaret ibadettir. Kıraat olarak belli olan okumaları vardır, nicelik boyutu da bellidir.
[1] Age. aynı yer.
[2] Fevzi Zülaloğlu, Temel Kaynağımız Kur’an, s. 221.
[3] Tirmizî, Îmân 9.