İki gündür okullarımızdan gelen acı haberlerle kahrolduk.
Öncelikle yaşamını yitiren gençlerimize rahmet diliyorum, mekanları cennet olur İnşaallah. Olayda hayatını kaybeden öğrencilerimizin kederli ailelerine başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Rabbulalemin hiç kimseye böyle acıları yaşatmasın. Ayrıca olayı yaşayan gençlerimize, ailelerine, hocalarımıza ve idarecilerimize de geçmiş olsun.
Okullar için alarm zilleri çoktan beri çalıyordu. Bilhassa Türk dizilerinde görüldüğü şekliyle öğrencilerin öğretmen ve idarecilere karşı diklenmelerini, “akran şiddeti” diye bilinen zorbalıklar takip etti. İşin üzücü yanı bu tür şiddet olaylarına katılan öğrencilerin aileleri çocuklarının bu durumunu gururla anlatmaları ve nihayet çetelerin okul baskınları ile şiddetin pik yapmasıydı.
Bu tür menfur olayların meydana gelmesi sadece bir tek etkene bağlı değildir. Küçük büyük sebepler birleştikten sonra ölçeği dağ kadar büyüyen olaylar meydana gelir. Uzun yıllar okulların hemen yakınlarında uyuşturucu haplar, esrar, bağımlılığa yol açan ürünler satılıyordu. Hoş bitti diyemeyiz ama bu durum, artık eskisi kadar aleni değil. Lakin çeteleşme, akran zorbalığı durdurak bilmiyor. Gün yoktur ki birkaç okulda çete bir garibanı araya alıp dayak atmasın.
Bakınız.
Bundan 15-20 yıl öncesine kadar velilerin öğretmen ve okul idarecilerine olan güvenleri bu tür olayların önüne geçmede önem arz ediyordu. Veli çocuğu kaydettiği günden itibaren “eti benim kemiği sizin” diyerek çocuğunu okula teslim ediyordu. Yani veliler, çocuğumla ilgili bütün yetki sizde demek istiyordu. Ancak,
Bu güne geldiğimizde bilhassa velilerin “çocuğumun psikolojisi bozuluyor” gerekçesi ile en büyüğünden en küçüğüne kadar her konuda ve gerek yokken öğrenciyi (sözüm ona) hocalara karşı korumaya yönelik yaklaşımları, okulları öğrencinin talebelik yapma yeri olmaktan çıkartıp, ergenlik duygularını tatmin yerine çevirmiştir.
Öğrenciye ait okul çantasının aranmasını “Özel hayatın dokunulmazlığı” olarak değerlendiren yaklaşım öğrenciyi yaşından büyük sorumluluk altına sokmuştur.
Öğrencilikle bağdaşmayan hatta sınıfı, okulu olumsuz etkileyen davranışların müeyyidesiz kalması yine öğrencinin aleyhine motivasyona sevk etmektedir.
Özellikle okul-öğrenci temalı dizilerdeki şiddet içerikli sahnelerin aşırı derecede artış göstermesi bu tür olaylara kapı aralamaktadır.
Keza içerikleri ile bu tür olaylara teşvik eden sosyal medyanın asıl tehdit unsuru olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurduğumuzda yaşadığımız acı hadiselerin sebepleri kolayca anlaşılabiliyor.
Dikkat ederseniz şarkıcı kılıklı bazı yaratıklar sanat adı altında hem de yasalarda yasaklanmış olmasına rağmen “Öldürme, yaralama, fuhuşu yayma” gibi özendirici, teşvik edici sözlerle piyasada arz-ı endam ediyorlar ve hiçbir yetkili bunu önlemeye yönelik bir adım atmadı. Halbuki kanunlarla emredilmiş can, mal, ruh sağlığını korumak asli görevleri idi. 6 yıldır fahiş fiyat artışlarında görülen denetimsizlik ihmali ve sebep olduğu ağır tahribat, sanat dünyasında ve eğitimde de denetimsizlik, müeyyidesizlik yüzünden ağır sonuçlara yol açıyor.
Bir uzmanın dediği gibi, "Şiddet içerikli oyunlardan çocukları uzak tutmanın önemi daha da iyi anlaşılıyor. Ebeveynlere ve kanun koyuculara görev düşüyor. Silah temininin kolaylaşması da başka bir sorun…” sözleri bir diğer sebebi açıklıyor.
Bu menfur olayın belki de en önemli noktası, "Bir evde bu kadar silahın bulundurulması ve bu silahlara çocukların erişebilmesi" konusudur. Üstelik yıllarca emniyette mesai icra eden bir babanın bu ihmali korkunç bir aymazlıktır.
Kahramanmaraş’ta bugün itibariyle 10 kişinin ölümüyle, 12 kişinin de yaralanmasıyla neticelenen saldıranın faili olan İsa Aras Mersinli‘nin bir öğretmeni bu saldırgan çocukla ilgili oldukça dikkat çekici açıklamalarda bulunmuş. Öğretmenin anlattıklarına göre okuluna saldırıda bulunan bu çocuğun okula devamsızlık yapmadığı halde sınıfta derslere son derece ilgisizmiş. Bazen kafasını sıraya koyar öylece dururmuş, bazen de saatlerce defterini karalarmış. Öğretmenlerin uyarılarına kulak asmazmış. Teneffüslerde bahçede hep yalnız dolaşır, kimseyle muhatap olmazmış. Bu yüzden öğretmenler de onu kendi haline bırakıyormuş…
Şimdi burada şunu sormak lazım:
Bu çocuğun bunca zaman bunca normal olmayan davranışları görüldüğü halde (öğretmenin anlattıklarına bakarak) özellikle rehberlik servisi ne iş yapıyordu? İşte okullarımızdaki temel sorunlardan biri bu ihmalkarlıktır. Bu konu özelinde söylemiyorum çünkü konu aydınlığa kavuşmamıştır ama rehberlik servislerinin aradan geçen uzun yıllara rağmen okullarımızda henüz tam olarak oturmadığını biliyoruz.
Bundan sonra:
Yetkililer gençlerin içinde bulundukları durumu işin uzmanlarına havale etmeleri gerekmektedir.
Akıllı teknolojinin dijital içerik taşıyan görsellerle çocuklar ve gençler üzerinde yolaçtığı tahribatlar ve buna yönelik çareler üzerinde ivedilikle durulmalıdır.
Okul-öğrenci kuralları çocukların denetlenebilir hale getirilmesi şeklinde değiştirilmelidir.
Kıyafet serbestisini "ipi koparma" anlamına gelmediği kavratılmalıdır.
Disiplin kurulları işlevsel hale getirilmelidir.
Başta sorunlu çocukların anne babaları olmak üzere öğretmen, yakın akraba (abla ve ağabeyleri gibi) ve dostlar sorunlar konusunda birbirine destek olmalıdır.
Aklın yolu bir.
Bu yazıyı bitirip gazeteye göndermeye hazırlanırken haber ajanslarına Ankara’da İçişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığının konuyla ilgili yaptıkları toplantının sonuçlarına dair açıklama düştü. Açıklamada ağırlıklı olarak bizim de bahsettiğimiz sorunlar ve bu sorunlara yönelik önlemlerin ele alındığı belirtiliyor. Tabii ki toplantıda daha detaylı ve daha önemli konular da masaya yatırılmış görünüyor, alınan kararların ivedilikle uygulanması hayati derecede önemlidir.