Çoğu zaman kendimizi yeterince iyi hissetmiyoruz. Bunu kâh dünyevî bir soruna, kâh psikolojik bir duruma bağlarız. İşin kökenine inmek aklımıza gelmediği gibi bunu aşmak için nazar etmemiz gereken yere bakmıyoruz, dolayısıyla sebebin bizim kendimiz olduğunu; duruşumuzun, inancımızın buna yol açtığını fark etmiyoruz.

Evet, buna sebep biziz zira insan kendisini “Allah'tan ayrı bırakarak” gerçek huzura, rızaya ve tatmine erişemez. İslam metafiziği öncülerinin belirttiği gibi ancak yönümüzü Allah'a çevirmekle kendimizi huzurlu ve güvende hissedebiliriz. Bu, duygusal ya da psikolojik değil, “asıl kaynağımız”la alakalı bir durumdur. Kaynak deyip geçmeyin; içimizde taşıdığımız ve umutsuzca doldurmaya uğraştığımız boşluk, bir zamanlar vahdet halinde bulunan varoluştan ayrı düşmüş olmamızdan kaynaklıdır.

Düşünsenize, şayet biz ademoğlu baştan ayrı bir beden olarak yaratılmış olsaydık, birliğe özlem duyar mıydık? Değil mi ki bütün alem O’nun kutlu kelamı “Kun!” emrinin eseridir. Mükemmelliği hiç yaşamamış olsaydık, ona iştiyak hisseder miydik? Zevkine hiç varmamış olsaydık, her şeyi kuşatan o İlâhî sevgiyi nasıl özlerdik? Mevlâna’nın dediği gibi, "Bir mahkûm dışarıda hiç yasamamış olsaydı, zindandan bu denli nefret etmezdi.” Dünyevi şeylerle giderilmesi mümkün olmayan bu hasret, yaşadığımız dünyanın ötesinde başka bir âlemin var olduğunun kanıtıdır. Kur’an bize, Allah’ın, münbit kalplerimize iman, sevgi ve vahdet tohumlarını ektiği, “Elest Ahdi” olarak da bilinen, hoş bir gerçekliği hatırlatır. Biz dünyaya dalmakla gaflete düşüp bunu unuttuk ama O, Ğafuru’r-Rahim’dir, hatırlatır lütuf ve keremiyle.

Allah ile ilişki bir yandan evrenin yaratılışı hakkında, Allah’ın insanı bu minvalde seçkin yaratması konusunda, ölümü ve sonrası ile ilgili merakı hususunda düşünmeye sevk ederken, insanın günlük yaşamındaki davranışlarını ve ahlakî değerlerini de şekillendirir. Bu ulvî ilişkide adalet, merhamet, hakkaniyet, dürüstlük, sabır gibi değerler yer alır. Aynı zamanda tevbe ve istiğfar da bu ilişkide önem taşır zira insan hata yapmaya meyilli bir varlık olarak yaratılmıştır. Allah'ın affediciliği ve tövbeleri kabul ediciliği, bu ilişkinin önemli bir boyutudur. İnsan, hatalarından dönerek Allah'a sığınıp af diler ve umutla mağfiret bekler. Keza zor zamanlarda veya belirsizlik anlarında, güvendiği Allah'a teslim olur. Bu, hem kişinin iç huzurunu bulmasına yardımcı olur hem de zorluğu aşmada üzerine düşeni yapma takati bulur.

Not:

Allah izin verirse uzun yıllardır üzerinde çalıştığım kitaplarımın ikisini daha tamamlamaya niyetlendim. Sonbahara kitaplarla birlikte huzurunuzda olmak duasıyla Allah’a emanet olunuz.