0
İki arada bir deredeyiz. Hatta tam ortada duruyoruz. Ne tarafa gidelim diye düşünmeden nereden daha yüksek ses çıkıyorsa o tarafa doğru koşmaya başlıyoruz. Sorma, araştırma, analiz etme, akl-ı selim ile hareket etme gibi insana çeki düzen veren hasletlerden uzaklaşalı epey oldu.
Düşünemeyen bir toplumuz artık. Bunu kabul etmek gerek. O kadar fevri hareket ediyoruz ki aslında şöyle bir durup düşünsek yapılan yanlışların farkına varacağız. "Bir doğrusu olmalı insanın." sözünden hareketle tavır takınanımız o kadar az ki.
Liderlerinin ağzının içine bakan, o konuşsun hele ben de fikrimi söylerim diyen kişiler söz sahibi olma derdindeler.
İnsanın düşüncesini yapılandıran değer yargıları vardır. Böyle bir değer yargısı yoksa işte tam da iki arada bir derededir böylelerinin yeri. Sağlam bir fikri olmadan bir arada bir derede dönüp durmak daha cazip gelir bazılarına.
Olayları somutlaştırayım. Bir maç var. Takımlar sahaya çıktı, herkeste büyük bir heyecan. Kafada soru işaretleri ve endişe var, "Acaba sonuç nasıl olur, biz zaten yeniliriz." diyenler ve daha neler neler. Maç bitiyor ve maçın sonucuna göre herkes gardını alıyor. Teknik direktörün aldığı maaştan tutun da, tutturmadığı oruca, oynadıkları reklama kadar her şey ortaya dökülüyor. Hızını alamayan ahlak yoksunları küfrü o kadar ileri götürüyor ki daha doğmamış bebekleri bile ağızlarına doluyorlar. "Yenilsek de yensek de taraftarın senle." sözü sadece bir slogan olmaya devam ediyor.
Tam tersini düşünelim. Maç başlıyor, her şey çok güzel gidiyor. Maçı Türkiye kazanıyor. Bütün bu küfürler, hakaretler yerini bir anda sınırsız bir övgüye bırakıyor. Bir gol her şeyi ters yüz edebiliyor işte. Bu takımın milli olması, bizi temsil ediyor olması çok da önemli değil. Önemli olan golü atmak.
Bir tavrı olacak insanın. Mesela ben hiçbir Cumhurbaşkanı'na görevde iken tek cümle ile dahi olsa hakaret etmedim. Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer, Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan gördüğüm Cumhurbaşkanları. Hoşnut muydum hepsinden de. Elbette değil. Fakat makam var ve ona karşı hassas olmak gerektiğinin farkındaydım. Şimdi olan ne? Ağzını açan kendini bilmez kim varsa Cumhurbaşkanı'na hakaret etmek için yarışıyor. Kendisine, ailesine akla ziyan sözler söylemekten çekinmiyor. Bütün bunları yaparken de arsızca diktatör demeyi de ihmal etmiyor. Devletin en tepesine hakaret edeceksin, sonra da bulunduğun yeri muhafazaya devam etmeyi arzulayacaksın. Varsa bir ahlaksızlık ortada, bunun da sonucu olmalı. Bir profesörün üniversitede Cumhurbaşkanına, millete, dine hakaret etmesini sineye çekmek özgürlük değildir. Bir değer yargısı vardır. Asıl bunu muhafaza etmek gerekir.
Amerika'nın bir eyaletinde yapılan katliamı protesto etmek isteyen ve yürüyüş yapanlar, bunu yine Ramazan ayında yapıyorlar. İşte yine iki arada bir deredelik durum. Ahlaksızlık, lanetlik bir durum var ortada. Eğer bu gruptaki kişiler sağlık anlamında rahatsız iseler o zaman hepsinin tedaviye ihtiyacı var. Hangisi kabul ediyor rahatsız olduğunu, hiç biri. Girdikleri ahlaksızlık batağına kılıf dahi bulmak istemiyorlar. Bunlara destek verenler de en az onlar kadar aynı ruhu taşıyor olmalı.
Bülent Arınç'a değinmeden olmaz. O da arada kalanlardan. Artık işi o kadar ileri götürdü ki "Tayyip" demeye de başladı Cumhurbaşkanına. Kimin ağzıyla konuştuğunu şimdi alenen gösteriyor. Biz de yeni bir Abdullatif Şener vakasına daha şahitlik ediyoruz. Mesela İdris Naim Şahin desem kaç kişi hatırlar bu ismi? Geçip gidenler oluyor işte siyasetin karanlık dehlizlerine.
Türkiye Rusya ile arayı düzeltme girişimlerine başladı. Arada büyük sorunlar yaşanırken Rusya'ya gidip el etek öpenler şimdi nerelere gidip kimi kucaklayacaklar acaba? Çizgisi olmayanın yalpalayıp durması kaçınılmaz sonuçtur. Şahit olmaya devam ediyoruz.
Oruç tutmayanlara saldırmalar, içki içenlere sataşmalar.. Bu olaylardaki pis kokuyu anlamak lazım artık. Bizi bize bırakmamak için el ele vermiş içten ve dıştan fırsatçılar hiç tükenmeyecek. Bunların prokavatif eylemler olduğu aşikar. Oyuna gelmemek gerek.
Mümince düşünmeyen, aklını kullanmak yerine başkalarının yolunu gözleyen ne yazık ki iki arada bir derece dönüp durmaya devam eder bir ömür. Yolumuz belli, tavrımız net olsun yeter.