0
Dökülüyorlar...
Tel tel, yaprak yaprak, tane tane dökülüyorlar.
Nüfus ortamaları giderek yaşlanıyor. Genç nüfusları buharlaştı. Doğum oranları azaldı. Hantallaştılar, yaşlandılar, kuvvetten düştüler. Üretimden, istikrardan, rekabetten düştüler!
Ekonomik buhrana, resesyona girdiler.
Daralıyorlar, eriyorlar, sıfırlanıyorlar.
Avrupa Birliği'nden bahsediyorum, evet.
Aslında "Avrupa Birliği" değil, "Almanya Birliği" diyelim biz ona.
Ortada bir "birlik" yok çünkü, hiç olmadı da.
Birlik üyelerini kendine bağlayan, kendi çıkarları doğrultusunda kullanan ve yönlendiren bir Almanya var, bir de Almanya'ya üye ülkeler...
Kendilerine "Avrupa Birliği" demişler! Ama "Almanya'ya Üyeler Birliği" ya da "Almanya'ya Tabiler Birliği" gibi faaliyet yürütüyorlar.
Tıpkı "Birleşmiş Milletler" gibi!
Pratikte BM'nin AB'den ne farkı var?
5 daimi Güvenlik Konseyi üyesinin diğer bütün üye ülkelere tahakküm kurduğu, ekonomik ve siyasi haraca bağladığı kast sisteminin adını "Birleşmiş Milletler" diye yutturmuyorlar mı yıllardır dünyaya?
"Neyiniz birleşik ulan sizin?" "Neyin etrafında birleştiniz, hangi konularda uzlaştınız?" diye sorulsa verecek cevap bulamayacak ülkelerin bir araya geldiği yapının adına "Birleşmiş Milletler" denmesi ironi değilse nedir?
Şaka gibi gerçekten... Kapkara bir mizah...
Boşa eleştirmiyor BM'yi Sayın Erdoğan.
"5 baron ülke"nin, diğer tüm üye ülkelerin üzerinde "Demokles Kılıcı" gibi sallanmasına boşa itiraz etmiyor.
Sayın Erdoğan, "Dünya 5'ten büyüktür" diyerek, bu çarkın "İnsan öğüten dişlisini" yerinden oynatıyor! BM'nin ontolojisine dokunarak dünyayı kendine getiriyor. Vicdanlara hitap ederek "Adalet" kavramını aslına rücu ettiriyor.
"Adaletsiz bir yapıdan adaletli bir karar çıkmaz" diyerek BM üyesi tüm ülkeleri derinden sarsıyor, sarstıkça kendilerine gelmelerini sağlıyor.
Şimdi, aynısını "AB" için yapıyor Sayın Erdoğan.
Türkiye'de teröre bulaşanların ve terörle içli dışlı olanların barınağı haline gelen Avrupa Birliği'ne "hak ettikleri gibi" sesleniyor.
Çifte standartçı tavırlarını hiç eğip bükmeden yüzlerine vuruyor. Onların değerleriyle onları vuruyor, dövüyor.
Öyle ya?
Terör nedir? Terör Örgütü nedir? Terörist kimdir? Bunları bilmiyor mu Avrupa?
Demokrasi nedir? Yaşam hakkı, insan hakkı nedir? Gasp etmek, katletmek, yok etmek, öldürmek nedir? Bilmiyor mu Avrupa?
Biliyor! Bal gibi de biliyor!
Peki, o halde neden DAEŞ'e ayrı, PKK'ya ayrı muamele çekiyor? Neden FETÖcüleri, PKK'lıları koruyor, kolluyor.
Neden "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyor? Niçin kendisinden başka hiçkimse için kılını kıpırdatmıyor?
Avrupa, Türkiye'ye zarar vermeye ve diz çöktürmeye ant içmiş teröristlere neden yardım ve yataklık yapıyor, neden kol kanat geriyor?
Demokrasi için mi?
İnsan Hakları için mi?
Kopenhag Kriterleri gereğince mi?
Elbette Hayır!
Kabul edelim artık! Karşımızda "Hristiyan Birliği" misyonuyla yürüyen iki yüzlü bir birlik var!
Kendi halkından, kendi insanından, yani Avrupa ve Avrupalılardan başka hiçkimseyi düşünmeyen, adaletsiz, vicdansız, barbar, vahşi bir yapı var.
Bu yapı, demokrasiyi de, insan haklarını da sadece kendisi için istiyor!
Suriyelilere, Filistinlilere ve daha nice işgal altındaki mazlum Müslümanlara özgürlük, demokrasi, eşitlik, yaşam hakkı vs istediği yok bu birliğin!
Kendimizi kandırmayalım!
Göbeğimizi biz kendimiz kesmezsek onlar gelip kesmeyecek. Bizim kara kaşımıza, kara gözümüze de hayran değiller ayrıca.
Bizim Avrupa'ya ihtiyacımız yok bugün itibariyle. Avrupa'nın bize ihtiyacı var. Enerjimize, jeopolitik ve jeostratejik konumumuza ihtiyacı var. Genç nüfusumuza, vicdanımıza, adaletimize, direniş gücümüze ve potansiyelimize ihtiyacı var.
Avrupa toplumu yozlaştı, robotlaştı, mekanikleşti, bütün insani değerlerini kaybetti. Vicdanını, onurunu ve ahlaki üstünlüğünü kaybetti, çöktü!
Peki, Türkiye öyle mi?
Tam tersine, Türkiye gençleşti, büyüdü, gelişti. Demokrasisini, ekonomisini, yaşam standardını yükseltti, büyüttü.
O halde, bugün, yeniden düşünme, AB sürecini yeniden masaya yatırma zamanıdır.
On yıllardır kapısında bekletildiğimiz, küf tutmuş, kokuşmuş, ihtiyar ve hasta bir birliğe girmek isteyip istemediğimizi bir kez düşünmeliyiz.
Bir kez daha sormalıyız kendimize!
AB'ye girip girmeme konusunun muhatabı ne AB'dir, ne ABD'dir ne de başka bir ülke!
Bu konunun tek muhatabı Türkiye halkıdır.
Karar, sadece Türkiye halkınındır!
Halk, istiyorsa girer, istemiyorsa girmez Avrupa Birliği'ne.
Kimsenin minnetini, nazını çekecek durumda değiliz. Kimsenin kapısına, kriterine muhtaç değiliz!
Bu saatten sonra kimse bize parmak sallamasın, herkes haddini bilsin!
O halde yarın değil, hemen şimdi!
Sandıklar kurulsun, mühür halka verilsin.
"AB'ye Hayır mı, Evet mi?"
Halk karar versin!
Twitter: @bayramzilan