0

Ocak bitip şubata adımımızı atınca baharın ucu hafiften görünmeye başlar. Kar, kış, soğuk, ayaz çok da önemli değil. Bahar işte. Adıyla sanıyla bahar görünmeye başlar uzaklardan bir yerlerden.

Yılgınlığımız var mı var. Sis kuşatmış mı her yeri kuşatmış. Hani bazen koşarsınız koşarsınız da bir anda nefesiniz tıkanıp kalır ya hedefe ulaşmaya az bir mesafe kala, işte öyle bir darlık şimdi yaşananlar.

Son zamanlarda söyleşilerime Bilge Kağan'ın Orhun Abideleri'ndeki seslenişi ile başlıyorum. Hatta dinleyiciler gençlerden oluşuyorsa hep birlikte söylüyoruz bu seslenişi. İçimiz yenilensin, umutlarımız bir bahar neşesi ile canlansın diye sesimizi yükseltiyoruz.

Ne diyor Bilge Kağan; "Ey Türk! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir." 735 yılına ait bir söz bu. Umut etmek için yeterli olacak bir esenlik bildirisidir bu sözler. Günümüze kadar geçen zamanda görüyoruz ki Türkler büyük badireler atlatarak dünya üzerinde varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar.

Dört bir yanımızın kuşatıldığı zamanlardayız. Dıştan gelen her türlü tehlikeyi hadi bir nebze olsun anlıyoruz. Gavur gavurluğunu yapacak. İçte olup içimizi karıştıranlara ne demeli?

Yunanistan tarihin hangi zamanında yanımızda durdu ki şimdi onlardan darbecileri iade etmesini bekliyoruz.

Almanya binlerce teröristi barındırıyor. İltica hakkı isteyen kırk darbeciye kucak açıyor. Cumhurbaşkanımızın canlı bağlantı ile konuşmasına izin vermeyip teröristlere bütün imkanları sunuyor. Bütün bunlardan sonra pişkin bir yüz ile Türkiye ziyareti gerçekleştiriyor Merkel. Samimi buluyor muyuz söylediği sözleri, elbette bulmuyoruz.

Amerika bugüne kadar bir kez evet sadece bir kez olsun Türkiye'nin yanında durdu mu ki biz onlardan terörist başını iade etmesini bekliyoruz. Dünyanın gözü önünde ypg'ye silah yardımı yapan bir Amerika var karşımızda. Ypg demek pkk demek. Bunun da herkes farkında.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Dostuz, müttefikiz desek de bütün bu ülkelerin kuyumuzu kazdıklarını biliyoruz. Türkiye'de patlayan her bombada dış güçlerin kirli elleri var. Bu da bilinen bir gerçek.

Çanakkale'deki gibi "kimi Hindu kimi yamyam kimi bilmem ne bela" olan bir çember var etrafımızda. Kurtuluş Savaşı'nda yaşadığımız bir kuşatma durumuyla karşı karşıyayız.

Bütün bunların herkes farkındayken ülkeyi içten karıştırmak isteyenlere ne demeli? Bir türkü tutturmuşlar, dönüp dönüp onu söylüyorlar. "Yine aldandık dediler, çözüm süreci diyerek teröre göz yumdular, başkanlık diyerek diktatörlüğü getirmek istiyorlar."

Bunlar dış güçlerin ağzıyla konuşmaktan başka bir şey değil. Aldandık diyen sadece Ak Parti ya da Cumhurbaşkanı mı bu memlekette? Fetönün kapısının önünü bekleyenler, onlarla birlikte görünerek bir yerlere gelmeye çalışanlar, Allah dedikleri, hizmet dedikleri için samimiyetlerine inanıp yardım edenler, çocuklarını onların okullarında okutanlar.. ne yaptı acaba? Sorsanız cevap belli. "Ben onları hiç sevmezdim zaten."

Çözüm sürecini başlatan bir iktidarın ne amacı olabilir bunda. Yıllarca gidip bomboş dağlar bombalanmadı mı? Emri komutanından değil de fetöden alan askerlerin göstermelik mücadelesi ile oyalanıp durduk. Kan dursun, canlar yanmasın diyerek başlayan bu iyi niyet hareketinin altında bir şeyler aramak teröre destek olmaktan başka bir şey değildir. Bizlerin iyi niyetine karşı gizli ve açık teröristler süreci yığınak yaparak geçirmişler. Buna göz yumanların 15 Temmuz gecesi kim olduklarını gördük.

Başkanlık sistemine diktatör rejim diyenler biraz tarihe baskınlar. Bir de zahmet olmazsa yeni anayasa maddelerini okusunlar. Tek kelime var mı rejim değişikliği ile ilgili, bulsunlar, herkesle paylaşsınlar. Sosyal medya nutuklarıyla yeni anayasayı, referandumu sulandırmasınlar.

Geçecek bu günler. Bahar gelecek, güneş üzerimize bir dua gibi doğacak. İçimizdeki umut her vakit taze olsun.