0

Kelimelerin acizliği yeterli bir metafordur kalplerin izahsızlığının izharına…

Bilmiyorum, kadınların çığlığını duyan oldu mu, kalpler şahdamarıyla tüm bağlantılarını koparırken…
Tamam diyorsun işte, bu, kalbimizin son hali ve bir de bakıyorsun yepyeni bir acı türemiş kadının evrensel dramından, bu, ah, yeni bir sis meltemiyle değiştiriyor bütün olgunluk ve bekaretini insanoğlunun…
Mutlak bir noksanlık var insanda, kadının terbiye edilmiş ebedi vaveylalarına sığınamamanın kıymetini bilememek…
Sığınıyorsun işte bir limana, meğer tüm ruhani ve nurani güven ve eman darıymış kadın…
Âsiman diyorlar, bilen biliyor ne de manidar, gökyüzü değildir karşılığı, ancak ve katta bir ananın kalbinin kavislerinde bulabilirsiniz engin karşılığını bu sözcüğün…
Gecenin koyuluğundaki azap gözyaşı yağmurunu bilen var mı, elim bir bedduadır ve ruhların azabına hikmetli bir dua…
Bir kadının bağrının yanıklığı mı, pek tabii ki kadının yanık bağrındaki evrensel o ilahi musiki bir Cennet veznidir…
Ve kadının genzindeki o yanık, ebedi destura dua denizidir…
Ne hale büründün sen ey insanlık, kahır mekteplerinde annenin ıstırap saltanatını mı öğretir oldun…
Bir ölçüdür aslında tüm zarafet makamları, kadının boynuna yakışan, ne garip imtihandır ölçüleri altüst eden şu çilenin her çeşidi kadınla buluşan…
Şu hale bakın… Zift pembesiyle kendisine şiir yazılan o can kadın ve cemalinde meleklerin itaate geldiği o tabiat serabı aynı kadın…
Popüler gaflete yenik düşmemeli insan denen gafil, aşkın ilahi merhalelerine nakil ve şekil veren bir kadın tanısın herkes…
Bütün şüpheleri çökertmenin, tereddüt eritmenin bir çaresi var, annelerin nasırlı ellerinde nedametler dilemeli, tövbe zamanına ermekse maksat…
Bir araya gelince anlam kazanıyor harfler, şiir ve sanat… Bir arada zaten kadın, bir…
Nasıl, asıl bir havarla yaklaşmalı ki annelerin ciğer sızısındaki pişmiş azaba…
Evrensel huzursuzluğun bir kadının acıklı hikayesi için durmadan sürdüğünün farkında olmayan var mı… Yazık…
Zelzelelerin bir tek kadının bir tek ''ay'' ve ''ah''ına, toprağın isyanı olduğunu hatırlatırım…

Salavat-ı Şerifler çekilen o Nur Muhammed'in sınırsız, hudutsuz evrensel ruhani derinliklerinde kadına verilen değerin mümtaz mükafatını görebilirsiniz…
Eylem birliği edercesine herkes, bikes olan kadının üstüne geliyorsa her cenahtan, bilmeli ki her gafil, Allah azimuşşanın yanında yer alan efendilerin şahı Muhammed a.s'ın yanında anne, mutlak ölçüdür, kadın aşkın en kutsal nizamıdır…
Nasıl da kör bir demin kıskacında insanlık, İslam'ın metafizik huzurunu tatmalı, anneye, kadına ve yare ebedi huzuru seren…
Aldığımız her nefesi, bir kadının nefesiyle aynı şafaktan geçirip, ayetler ve salavatlarla buluşturan o erkeğin mutluluğu asıl saadet devridir, ah erkekler…

Kadın… Ak ü pak bir suyun sadeliğindeki hikmet…
Sen ey! Gülümsemesi gibi peygamberlerin…
Kadın… Sen ey! Ağlaması gibi meleklerin…
Sübhan… Nasıl bir emanet senin taşıdığın ey kadın…
Ey dişi dram…
Sana Cennet hizmetkarlarının edebindeki huşu layık…


Temel merhamet ülküsünün tek nazlı umdesi kadınların acısına son vermektir, nasıl da öğretmediler… Ahlaksızlık sisteminde öğretmediler… Varsın öğretmesinler! İslam! İslam denen İlahi kemal, yüceltmiştir kadını, onu zirvelerin şahı yaparak, Cennet'i onun ayak diplerinde bir süs sayarak…