0
Kainatın en olgun halidir bir hüzünle yeşeren, yeşeren kadın. Filizlenen yarasından nakaratlanırken aşkın en saf yenilgisi yüreğinde bir mabede dönüşür kadının. Engel olamazsınız çığlıklarına kadınların, kimsenin duymadığı, evreni suskunluk sebeplerine iten… Zaman, annenin gözündeki yaşı toplama telaşında ve yeni bir devran türer zamandan… Bir tek yarası bile kapanmadı mı kadının, bir ıstıraptır volkanların feryadı… Her yeni acısıdır annelerin, evrene salınan sis gibi yas perdesi…
Bilebilir mi insanlıktan insan seviyesine inan canlılar, bilebilir mi annenin ciğer cengindeki çetin çileyi…
Gece deminde kendiyle baş başa kalan kadının, kendiyle ve aslında yaratılış senfonisiyle nizamlanan yürek kanyonunda azap besteleriyle nam salan acının telifini, anne, kadın, baş başa kalınca kendiyle…
Kadın, anne başa baş kalınca kendiyle, Azrail'in korku sadasıyla inlediğini duymuştum bir keresinde veya duyurmuştum ve Cebrail'in bin asır edeple şaşa kaldığını öğrenmiştim, kadının huzuru nazarında… Ve Mikail zamana salmıştı İlahın izniyle İlahi bereketi, kadın kendiyle yalnız kalınca… Ve bütün evren yokluğu tadacak kadınların hüznü kesilmediğinde, İsrafil'in süruyla…
Sabır, sen misin zirvelerin şahı! Şaşarım bütün medreselerin yaydığı ilim erbabının tebliğine, şaşarım yerin ağırlığı kadar… Zamanın hudutsuzluğu, havanın boşluğu kadar şaşarım… Zaman ve zemin bir hüzün sarmalındayken, neşrediyor kadın bütün insanlığa ve yaratılışa, neşrediyor kadın, sabrı ve sabrın bütün mihmandarlarını…
Kabirlerin iklimindeki metafizik var oluşu ve hayal ve hakikat mezhebinin dayandığı ilkesel şeriate bakın, surette kadın, sirette mana…
Payına kederi mi düşürdü kadının Hak Teala, kabul edilemez bu ilke, bir hakikat olduğu düşünülemez, Cenab-ı Hak ki onun ayağının altına Cennet'i bir süs eden…
Padişahlar padişahı ki muntazam bir muazzamaliteyle annenin yüreğine kendi sevgisini nazargah eden…
Ulular ulusu mutlak ve tek Rab'dır ki kadını, anneyi, yari övgüler denizine müjdeyle mazhar eden…
Bütün tebessümleri ve aşkı bir kelebeğin kanadına raks ettiren, bir gülün yaprağına nakşeden Ulu Hak'kın sanatıdır ki, bir kadına yakışsın diye…
Gidin sorun, ketum dağlara ve İlahi zikrinden bir an geri kalmayan okyanuslara, gidin sorun zafer sebeplerine ve mağlubiyet tutanaklarına, gidin sorun en elzem vakıaya ve Kabe'yi muazzamayı arzulayan karıncaya, sorun sorunsuz mutluluğa ve durmayan yaralara… Gidin sorun! Şeksiz ve şüphesiz işaret bulacaksınız, bir hilkat manifestosu, Cennet'in en saygın neşesi, Rab emaneti, kadın, kadının, anne, annenin nasırlı ellerini bulacaksınız… Gidin sorun…
Kuluna yakın olan Allah, daha mı yakın anneleşen kadına, karşı koyabilir mi bir erkek, Allah'ın kadına sunduğu süse… İnkar edilemez bir ders olduğunu unutamamalı insanoğlu: Rabbin müzeyyen sanatıyla betimlenen o harika aşk icadı kadına… Bilin şu hakikatin ölçüsünü: Ruhani bütün tebessümlerin en istenilen iklimidir kadın… Kadınla ilgili Cennet'ten başka bir doğru yoktur, unutmayın, kadının, annenin ayağının diplerine sığınan, sığınan Cennet…
Ve dua ediyorsa kadın… Zulüm payidar olamaz, zalim dünyanın hamisi olamaz, mazlum meyus olamaz, cenkler devam edemez, zorba hüküm süremez, neşe ketum kalamaz, zafer noksan olamaz, aşklar yarım duramaz, şair yarsiz yazamaz, dua ediyorsa kadın…
Ya yar, ey kadın yeryüzünde gücüne ve güzelliğine muhalefet edecek hiçbir güç bilemiyorum, İlah'ın emrinden başka…
Kadın… Anne… Yar… Evrene, insana ve insanlığa en ala makam…
Her makalede yazılacak, her gün gazetelere tekrar tekrar çarşaf çarşaf basılacak her mecliste irşat edilecek, edilecek kadarsın ya yar, ey kadın!
Ey kadın, ya yar, daha az gülme! Ömrümüz uzasın…
Yeryüzünde kadına yazılamamış en güzel şiirleri yazacak o şair, anneye, annenin kapısında bulunan tasmalı bir köpek mertebesine ulaşsın diye… Ulaşıncaya değin…
Kadın… Anne… Yar… İlahi ölçü, ruhani koku, nurani ahenk, Rabbani tebessüm…
Kadın ateş… Kadın su…
Kadın… Aşk...
…