Fevzi Akargül / İstanbul
Şair Ruhlu Sefir: Ali Ferruh Bey (İbnü’r-Reşad)
Şair ve yazar kimliğiyle de öne çıkan Ali Ferruh Bey, Washington ve Sofya görevleriyle Osmanlı'nın Batı dünyasıyla ilişkilerinin siyasi ve kültürel boyutuna tanıklık etti.
Osmanlı hariciyesinin belki de en “edebî” simalarından biri olan Ali Ferruh Bey'i, dönemin diğer sefirlerinden ayıran yalnızca kariyer basamaklarını hızla tırmanması değildi. Şair ve yazar kimliğiyle taşıdığı güçlü kalem, onun diplomatik kişiliğinin de ayrılmaz bir parçasıydı. Paris, Londra, Petersburg, Washington ve Sofya'da devleti temsil eden; resmî yazışmalarına dahi nüktesini taşıyabilen nadir diplomatlar arasında yer alan Ali Ferruh Bey, Osmanlı hariciyesinin kurumsal hafızasında çoğu zaman yalnızca “Washington sefiri” olarak anılsa da aslında çok daha renkli ve çok yönlü bir kişiliğe sahipti. Hikâyesi yalnızca bir sefaret kronolojisi değil, Osmanlı Devleti'nin son döneminde Batı'yla kurduğu ilişkinin siyasi ve kültürel yüzünü aynı anda yansıtan bir aynadır. “Hariciyeden Portreler” serimizde bu hafta İbnü'r-Reşâd Ali Ferruh Bey'i anıyor, anlatıyoruz.
İSTANBUL'DAN PARİS'E: BİR DİPLOMATIN YETİŞME HİKÂYESİ
Ali Ferruh Bey, 1865 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası, çeşitli mutasarrıflıklarda bulunmuş Kayazâde Reşad Paşa'ydı. Dolayısıyla devlet hizmetine ve bürokrasiye yabancı olmayan bir aile ortamında yetişti. Bu çevre, onun genç yaşta devlet hizmetine yönelmesinde belirleyici oldu. Öğrenim hayatı, döneminin seçkin kurumlarında şekillendi. Önce Beyrut'taki Fransız Mektebi'nde lise tahsili gördü, ardından İstanbul'da Mekteb-i Mülkiye'nin yüksek kısmında eğitim aldı. Ancak onun hayatındaki asıl dönüm noktalarından biri 1884'te Paris'e gitmesiyle yaşandı. Ali Ferruh Bey, burada bugünkü Sciences Po'nun atası kabul edilen École Libre des Sciences Politiques'in siyasî bölümünden mezun oldu. Bu tercih, dönem için oldukça sıra dışıydı. Osmanlı bürokrasisinin klasik yetişme kanallarının dışına çıkarak doğrudan Avrupa'nın siyaset bilimi geleneğinden beslenen bir kadro adayı olmuştu. Paris yılları ona yalnızca akademik formasyon kazandırmadı. Fransız siyasi kültürünü, basın hayatını ve diplomasi geleneğini yakından tanıma fırsatı da sundu. Aynı yıllarda kaleme aldığı ilk manzum eserleri, onun edebî yönünün de gelişmeye başladığını gösteriyordu. Genç yaşta Doğu'nun klasik edebiyat terbiyesiyle Batı'nın siyaset bilimi anlayışını harmanlaması, Ali Ferruh Bey'e ilerleyen yıllarda hem devlet adamı hem de kalem erbabı olarak öne çıkacağı önemli bir birikim kazandırdı.
TERCÜME ODASI'NDAN AVRUPA BAŞKENTLERİNE
Ali Ferruh Bey’in resmî memuriyet hayatı 1884’te Hariciye Nezareti Tercüme Odası’nda başladı; asıl ataması Temmuz 1886’da gerçekleşti. Dönemin hariciye kariyerinde önemli bir basamak olan Tercüme Odası, memurların dil bilgisi, kalem ve diplomatik yazışma yeteneklerini geliştirdikleri bir merkezdi. Başarılı olanlar sefaretlerde görevlendiriliyordu. Ali Ferruh Bey de bu geleneksel kariyer yolunu izledi. Şubat 1888’de Paris Sefareti üçüncü kâtipliğine, Ağustos 1892’de Londra Sefareti ikinci kâtipliğine, Aralık 1893’te Bükreş Sefareti başkâtipliğine ve 1894’te Petersburg Sefareti müsteşarlığına yükseldi. Yaklaşık on yıl içinde dört Avrupa başkentinde görev yapması, ona farklı diplomatik gelenekler ve devlet yapıları hakkında geniş bir deneyim kazandırdı. Hızlı yükselişi, Osmanlı hariciyesinde kendisine duyulan güvenin de göstergesiydi.
WASHİNGTON SEFİRLİĞİ: ATLANTİK'İN ÖTESİNDE BİR MİSYON
Ali Ferruh Bey’in kariyerindeki önemli dönüm noktalarından biri, 1896-1898 yılları arasında yürüttüğü Washington sefirliğiydi. Osmanlı-Amerikan ilişkilerinin misyonerlik faaliyetleri ve Ermeni meselesi nedeniyle gerilimli olduğu bu dönemde Ali Ferruh Bey, ABD’deki gelişmeleri yakından takip etti. Amerika’daki Rum, Ermeni, Arnavut ve Marunî kökenli Osmanlı vatandaşlarının Osmanlı Devleti aleyhindeki faaliyetleri de sefaretin gündemindeydi. Böylece görevi, diplomatik temsilin yanı sıra kamuoyu ve istihbarat takibini de kapsayan aktif bir misyona dönüştü. Hariciye Nezareti’nin Müslüman memurların ailelerini görev yerlerine götürmesini yasaklamasına rağmen ailesini Washington’a götürmeyi başardı. Ayrıca Osmanlı aleyhindeki yayınlara karşı İngilizce gazete çıkarılması fikrini gündeme getirdi ancak mali imkânsızlıklar nedeniyle girişim gerçekleşmedi. 1900’de görevden alınmasına rağmen, yerine atanan Mustafa Şekib Bey’in Washington’a ulaşamaması nedeniyle Eylül 1901’e kadar maslahatgüzar olarak görevini sürdürdü.
SOFYA'DA SON GÖREV: BULGARİSTAN FEVKALÂDE KOMİSERLİĞİ
1899'da Bulgaristan Fevkalâde Komiserliği'ne atanan Ali Ferruh Bey, kariyerinin en hassas diplomatik görevlerinden birini Sofya'da yürüttü. Balkanlar'da milliyetçi hareketlerin yükseldiği, Osmanlı Devleti'nin bölgedeki nüfuzunun zayıfladığı bu dönemde Sofya, İstanbul için önemli bir gözlem merkeziydi. Ali Ferruh Bey, siyasi gelişmelerin yanı sıra Osmanlı'nın kültürel ve dinî mirasını da yakından takip etti. Mimar Sinan'ın Sofya'daki tek eseri olan, savaş sırasında minaresini kaybeden Sofu Mehmed Paşa Camii'nin kiliseye dönüştürülmesi girişimini İstanbul'a ilk bildiren isim oldu. II. Abdülhamid'e gönderdiği yazışmalarda nüktedan üslubunu koruması da dikkat çekti. Sofya'daki raporları, 1902-1904 dönemindeki Osmanlı-Bulgar ilişkilerinin anlaşılmasında önemli kaynaklar arasında yer aldı.
KALEM EHLİ BİR DİPLOMAT: ALİ FERRUH BEY'İN EDEBÎ KİMLİĞİ
Ali Ferruh Bey’i çağdaşlarından ayıran en belirgin özelliklerden biri edebiyata olan ilgisiydi. Laklakiyat-ı Edebiye, Devlet, Üssü’l Esas ve Kerbelâ gibi manzum eserler kaleme alan Ali Ferruh Bey, hece vezninin Türk edebiyatında yaygınlaşmasını destekleyen öncü isimler arasında yer aldı. Dönemin önemli yayınlarında yazıları yayımlanan sanatçının en dikkat çekici çalışmalarından biri, 1891’de Servet-i Fünun’da yayımlanan “Eskrim” yazı dizisiydi. Paris’te hazırlayıp İstanbul’a gönderdiği bu yazılarda eskrimin farklı medeniyetlerdeki tarihini Osmanlı okuruna tanıttı. Diplomasi ile edebiyatı birlikte sürdüren Ali Ferruh Bey, çağdaşlarınca “muharrir”, “şair” ve “diplomat” olarak anıldı. Hamid etkisinin görüldüğü Şâyân ve geleneksel Kerbelâ konusunu özgün biçimde işlediği eseri, edebî kişiliğini ortaya koydu. Bu yönüyle Ali Ferruh Bey, Osmanlı edebiyatında gelenek ile yenilik arasında özgün bir köprü kurdu.
ŞAHSINA ÖZGÜ BİR KİŞİLİK, ERKEN BİR VEDA
Ali Ferruh Bey, 1904 yılında Sofya’da, görev başındayken henüz 39 yaşında hayatını kaybetti. Vefatı İstanbul basınında büyük üzüntüyle karşılandı. Dönemin gazeteleri onu zeki, hoşsohbet, kalem sahibi ve son derece bilgili bir diplomat olarak tanımladı. Mekteb-i Mülkiye yıllarından beri kendisini tanıyan Ahmed Rasim de onun zekâsına ve vakarlı kişiliğine dikkat çekti. Ali Ferruh Bey yalnızca başarılı bir devlet adamı değil, aynı zamanda edebiyata gönül vermiş, kültürel yönü güçlü bir aydındı. Washington’dan Sofya’ya uzanan diplomasi hayatının yanı sıra yazıları ve şiirleriyle de iz bıraktı. Osmanlı, İran ve Fransa tarafından çeşitli nişan ve ödüllere layık görüldü. Naaşı İstanbul’a getirilerek Kadıköy’de Mahmutbaba Türbesi’nde, babası Reşad Paşa’nın yanına defnedildi. Ali Ferruh Bey, diplomasi ile kültürü buluşturan çok yönlü kişiliğiyle hatırlanmayı hak ediyor.
Her daim vefa ile…