Diplomasinin İnce Dili:  Retorik, Mizah ve İroni
Diplomasinin İnce Dili: Retorik, Mizah ve İroni
İçeriği Görüntüle

SÖYLEŞİ: ÖZLEM DOĞAN

Bosna Savaşı iki tarafın birbiriyle çatışması değildi; Sırplar tarafından Boşnaklara uygulanan bir soykırımdı. Srebrenitsa, insanlık tarihinin ortak hafızasına kazınmış silinmez bir yara, suçlulara gerçek cezası verilmediği için asla kapanmayan bir dava olarak tarihe geçti. Bugün Srebrenitsa soykırımının 31. yıldönümü. Bosna’nın hüzünlü topraklarından fışkıran acı, bugün de Gazze’de yaşanan büyük soykırımın feryadına karışmış durumda. Kaleme aldığı, bestelediği ve Boşnakça seslendirdiği 'Bijeli Cvjetovi' (Beyaz Çiçekler) eserinde Srebrenitsa soykırımını anlatan Müzisyen Burak Saygılı’yla insanlığın direnişini ve acının sanata yansımasını konuştuk.

Whatsapp Image 2026 07 10 At 22.41.54

BOSNA BİZİM BİR PARÇAMIZ*

•Srebrenitsa gibi derin bir acıyı, Boşnakça besteleme ve seslendirme kararını nasıl aldınız?

Srebrenitsa, yalnızca Bosna-Hersek'in değil, insanlık tarihinin ortak vicdanında derin bir yara olarak duruyor. Bu eseri hazırlarken amacım sadece bir şarkı yapmak değildi; acıyı yaşayan insanların hafızasına ve hatırasına saygı sunmaktı. Bu nedenle eserin Boşnakça seslendirilmesinin çok daha anlamlı olacağına inandım. Çünkü bazı acılar, en güçlü şekilde kendi diliyle konuşur. Boşnakça söylemek benim için bir dil tercihi değil, kardeşliğin sesiydi. Çünkü biz Bosna'yı uzak bir coğrafya olarak değil; tarihimizle, kültürümüzle ve gönül bağımızla kendimizden bir parça olarak görüyoruz. Bu eserle de Bosnalı kardeşlerimize yalnız olmadıklarını hissettirmek istedim.

•Klibi bizzat Bosna Hersek’te, Boşnaklara soykırım yapılan topraklarda çekmek, eserin duygusal derinliğini nasıl etkiledi? Kamera arkasında unutulmaz bir anı yaşadınız mı?

Bosna-Hersek'te geçirdiğimiz çekim günlerinde beni en çok etkileyen şeylerden biri havaydı. Yaz mevsiminde olmamıza rağmen çekimlerin neredeyse tamamı yağmurlu geçti. Normalde güneşli geçmesi beklenen günlerde gökyüzünün sürekli ağlaması, hepimize farklı duygular hissettirdi.
Kamera arkasında ekip olarak sık sık "Sanki bu topraklar hâlâ gözyaşı döküyor." diyorduk. Elbette bunu manevi bir his olarak söylüyorum ama o yağmur, Srebrenitsa'nın hüznüyle öylesine bütünleşti ki çektiğimiz her kareye ayrı bir duygu kattı. O an şunu hissettim: Biz sadece bir klip çekmiyorduk; hafızası hâlâ canlı olan bir acıya tanıklık ediyorduk.

BAZEN SANAT SİYASETTEN DAHA ETKİLİ

•Boşnakça bir eseri, Evlad-ı Fatihan’la büyük bir gönül ve tarih bağı bulunan Türkiye'den bir müzisyen olarak icra etmek, iki ülke arasındaki gönül bağını sanat aracılığıyla nasıl tanımlar?

Türkiye ile Bosna-Hersek arasındaki bağ yalnızca tarihten ibaret değil. Bu ilişki, ortak hafızanın, ortak acıların ve ortak değerlerin oluşturduğu güçlü bir gönül bağıdır. Biz Bosna'yı yabancı bir coğrafya olarak görmeyiz; kendimizden bir parça, ortak tarihimizin ve ortak vicdanımızın bir emaneti olarak görürüz. Bu nedenle Boşnakça bir eser seslendirmek benim için farklı bir dilde şarkı söylemekten çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu çalışma, iki halk arasındaki kardeşliğe sanat aracılığıyla dokunabilme çabasıdır. Çünkü sanat, bazen siyasetin, diplomasinin ve kelimelerin ulaşamadığı yerlere ulaşabilir. Ben bu eseri bir Türk sanatçı olarak değil, Bosna'nın acısını yüreğinde hisseden bir kardeş olarak seslendirdim.

•Tarihe insanlık adına bir trajedi, bir utanç olarak geçen ve unutulmaması adına nesilden nesile aktarılması gereken acılar sanatla; müzikle hafızalara kaydedilebilir mi?

Tarih kitapları bize olayların ne zaman ve nasıl yaşandığını anlatır; sanat ise insanların o acıyı nasıl hissettiğini gelecek nesillere taşır. Bu yüzden müzik, sinema, edebiyat ve diğer sanat dalları, kolektif hafızanın en güçlü taşıyıcılarından biridir. Srebrenitsa yalnızca Bosna-Hersek'in değil, insanlık vicdanının ortak yarası. Böyle acılar unutulduğunda, benzer trajedilerin tekrar yaşanma riski de artar. Bir şarkının tek başına tarihi değiştirmeyeceğini biliyorum ama bir insanın yüreğine dokunabilir, bir gencin Srebrenitsa'yı merak etmesine vesile olabilir, bir toplumun ortak hafızasına küçük de olsa katkı sunabilir. İşte o zaman sanat asli görevini yerine getirmiş demektir.

SOYKIRIM OLDUĞUNU TÜM DÜNYA BİLİYOR

•Sırpların ‘Türklerden intikam alma günü’ diyerek Srebrenitsa’da binlerce Boşnak’ı soykırıma tabi tutmasının üzerinden 31 yıl geçti. Bugün Gazze’de benzer bir soykırım yaşanıyor. İnsanlığın dün Srebrenitsa’da sustuğu soykırımın bugün Gazze’de de tekrarlanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Srebrenitsa, uluslararası mahkemeler tarafından soykırım olarak tanınmış ve insanlık tarihine kara bir leke olarak geçmiş bir trajedidir. Aradan geçen onca yıla rağmen, o acının bıraktığı izler hâlâ silinmedi. Gazze'de ise bugün dünyanın gözleri önünde çok ağır bir insani yıkım yaşanıyor. Binlerce sivilin hayatını kaybetmesi, çocukların, kadınların ve masum insanların savaşın en ağır bedelini ödemesi, vicdan sahibi herkes için derin bir üzüntü ve endişe kaynağı. Bu nedenle, uluslararası toplumun sivilleri koruma ve uluslararası hukuku işletme konusunda çok daha güçlü bir irade göstermesi gerekiyor. Çünkü sessizlik, bazen acının büyümesine zemin hazırlar. Srebrenitsa'nın da, Gazze'nin de bize hatırlattığı en temel sorumluluk, insan hayatını nerede olursa olsun aynı değerde görebilmektir.

•Bijeli Cvjetovi’yi, Srebrenitsa’da BM'nin koruması altındayken katledilen Boşnak sivillerin acısıyla bugün Gazze'de uluslararası kurumların seyirci kaldığı Gazzeli mazlumların acısını haykırış olarak nitelendirebilir miyiz?

Evet, bu yönüyle öyle değerlendirilebilir. "Bijeli Cvjetovi", öncelikle Srebrenitsa'da hayatını kaybeden masum insanların anısına yazılmış bir ağıt. Aynı zamanda nerede yaşanırsa yaşansın, savaşların ve kitlesel şiddetin mağduru olan siviller için de bir vicdan çağrısı! Srebrenitsa, uluslararası toplumun koruma sorumluluğunu yerine getiremediği acı bir kırılma noktası olarak hafızalara kazındı. Bugün Gazze'de yaşanan ağır insani trajedi karşısında da dünyanın vicdanı benzer sorularla karşı karşıya. Sanatın görevi bu tartışmaların hukuki sonucunu belirlemek değil; insanlığın ortak vicdanını diri tutmaktır. Masum insanların acısı coğrafyaya göre değişmez. Bosna'da dökülen gözyaşı da Gazze'de dökülen gözyaşı da insanlığın ortak imtihanıdır. "Bijeli Cvjetovi", yalnızca geçmişe yakılmış bir ağıt değil; bugün ve yarın, dünyanın neresinde olursa olsun masum insanların hayatını savunan evrensel bir vicdan çağrısıdır.

TOPRAĞIN ALTINDA MAZLUMLAR YATIYOR

•Srebrenitsa’nın acısını iliklerine kadar hissetmiş biri olarak, Gazze’deki çocukların çığlıklarını müzikle ifade etmek mümkün mü? O topraklarda gezinirken neler hissettiniz?

Srebrenitsa'da bulunduğunuzda, tarihin sadece kitaplarda yazan bir bilgi olmadığını anlıyorsunuz. O topraklarda yürürken hissedilen sessizlik bile konuşuyor. Toprağın altında binlerce masumun hatırası var ve bu insana tarifsiz bir sorumluluk yüklüyor. Ben oradan, hafızayı canlı tutmanın ne kadar önemli olduğunu hissederek ayrıldım. Gazze'de yaşanan acılara baktığımda da ister istemez aynı vicdani soruyu soruyorum: İnsanlık, masum çocukların çığlığına ne zaman yeterince güçlü cevap verecek? Müzik hiçbir annenin kaybettiği evladını geri getiremez, hiçbir yıkılmış şehri yeniden inşa edemez ama insanların kalbinde merhameti diri tutabilir, unutmamayı sağlayabilir ve sessiz kalan vicdanlara dokunabilir.

•Gazze’de yaşanan soykırım, Bilge Lider Alija İzetbegoviç’in, ‘Unutulan soykırım tekrarlanır’ sözünün haklılığının net ispatı! Müslümanlar yaşanan acılara karşı hissizleşti mi? Sözde Holokost üzerine filmler çekip dünyanın yahudilere sempati duymasını sağlayan küresel güçler, Bosna, Irak, Suriye ve Gazze’de yaşanan gerçek katliamları görmezden geldi, ne yazık ki İslam ülkeleri de bu korkunç acıları tüm dünyaya anlatacak sarsıcı eserler ortaya çıkaramadı. Biz 2 milyar Müslüman olarak nerede hata yapıyoruz?

Alija İzetbegoviç’in "Unutulan soykırım tekrarlanır”
sözü, çok önemli bir gerçeğe işaret ediyor. İnsanlık, hafızasını kaybettiğinde benzer acılar yeniden yaşanabiliyor. Srebrenitsa bunun acı bir örneğiydi. Bugün Gazze'de yaşanan ağır insani trajedi de dünyanın vicdanını yeniden sorgulamasına neden oluyor. Ben meseleyi sadece Müslümanların değil, bütün insanlığın ortak sorumluluğu olarak görüyorum. Çünkü masum bir insanın hayatı, dini, kimliği veya milliyeti ne olursa olsun aynı değere sahiptir. Ancak şunu da kabul etmeliyiz ki, bizler kendi hikâyemizi anlatma konusunda yeterince güçlü olamadık. Dünya, sinema, müzik, edebiyat ve kültür aracılığıyla kolektif hafızasını inşa ediyor. Başkaları kendi acılarını evrensel bir dile dönüştürürken, biz çoğu zaman yaşadığımız trajedileri sadece kendi coğrafyamızın gündemi içinde bıraktık. Bizim en büyük eksikliğimiz, acılarımızı evrensel bir sanat diliyle anlatacak kalıcı eserler üretmekte geç kalmış olmamızdır. Daha fazla film, roman, belgesel, senfoni, ağıt ve uluslararası sanat projesine ihtiyacımız var. Çünkü sanat, insanların zihnine bilgi değil, kalbine duygu bırakır. Kalbe ulaşan duygu ise nesiller boyunca yaşamaya devam eder. Ben de "Bijeli Cvjetovi"ni bu anlayışla hazırladım. Bu eserin tek başına dünyayı değiştireceğini iddia etmiyorum. Ama inanıyorum ki her samimi eser, insanlığın ortak hafızasına bırakılmış bir izdir.

SANAT, ÇAĞININ TANIĞI OLMALI

•Sizce sanat ve sanatçı kimdir? Sadece estetik ve gişe kaygılarıyla üretip etliye sütlüye karışmayan mı, yoksa büyük insani krizlerde açıkça taraf olan mı?

Sanatçı, yalnızca güzel eserler üreten kişi değildir; yaşadığı çağın vicdanına da tanıklık eden insandır. Elbette sanatın estetik bir yönü vardır ve bu çok kıymetlidir. Ancak sanat, sadece göze hitap eden bir uğraş değil; aynı zamanda insana, topluma ve hakikate dair söz söyleme biçimidir. Sanat, tarih boyunca savaşlara, zulümlere, adaletsizliklere ve insan onurunu hedef alan her türlü trajediye tanıklık etmiş; kimi zaman bir şiirle, kimi zaman bir şarkıyla, kimi zaman da bir filmle insanlığın hafızasını diri tutmuştur. Sanat, insanı merkeze aldığı sürece gerçek anlamını bulur. Ben de eserlerimi üretirken şuna inanıyorum: Bir gün şarkılar unutulabilir, alkışlar sona erebilir. Ama eğer bir eser bir insanın vicdanına dokunmuş, ona merhameti, adaleti ve insanlık onurunu hatırlatmışsa, işte o zaman gerçek sanat olmayı başarmıştır. Sanatçı da çağının tanığı olabildiği ölçüde kalıcı bir iz bırakır.

•Srebrenitsa’nın 31. yılında, hem Bosna’daki kurbanların aziz hatırasına hem de bugün zulüm gören tüm insanlığa, bu şarkı üzerinden vermek istediğiniz en temel mesaj nedir?

Bu şarkıyla vermek istediğim en temel mesaj şudur: Unutmayalım, unutturmayalım ve insan onurunu her şartta savunalım. Onların hatırasını yaşatmak, geçmişe dönük bir yas tutmanın ötesinde, geleceğe karşı bir sorumluluk! Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar, aynı acılarla yeniden sınanabilir.

Muhabir: Haber Merkezi