RÖPORTAJ: Bekir Ünal Aydın

Türkiye'nin en çok konuştuğu gündem başlıklarından biri haline gelen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran Ahbap Derneği ile ilgili iddialar, yalnızca yargı sürecini değil, milyonlarca vatandaşın yardım kuruluşlarına duyduğu güveni de yeniden tartışmaya açtı. Sosyal medyada hızla yayılan iddialar ve ardından başlayan hukuki süreç, "Dernekler nasıl denetleniyor?", "Bağışlar gerçekten amacına uygun kullanılıyor mu?", "Bir dernek yöneticisi bağışları kişisel çıkarı için kullanırsa hangi suçlarla karşı karşıya kalır?" sorularını da beraberinde getirdi.

Hukuki ve toplumsal boyutunu değerlendirdik

Ayrıca uzmanlar, tartışmaların yalnızca ilgili kurumla sınırlı kalmayabileceği uyarısında bulunuyor. Çünkü yardım kuruluşlarına yönelik güven kaybının genelleşmesi halinde, en büyük zararı ihtiyaç sahipleri ile toplumdaki dayanışma kültürünün görebileceği ifade ediliyor. Peki Türkiye'de dernekler hangi mekanizmalarla denetleniyor? Vatandaş bağış yapmadan önce nelere dikkat etmeli? Yardım kuruluşları hakkındaki olumsuz iddialar toplum psikolojisini nasıl etkiliyor? Milat Gazetesi olarak konunun hem hukuki hem de toplumsal boyutunu uzman isimlerle değerlendirdik.

İşte Avukat Merve Erden'in ve Psikolog Dr. Gamze Gezginci'nin gazetemize yaptığı açıklamalar:

158. maddesi uyarınca ‘Nitelikli Dolandırıcılık’ suçunu oluşturur

Merveerden-6

Avukat Merve Erden:

- Türkiye'de herkes dernek kurabilir mi? Dernek kurmanın hukuki amacı nedir?

Anayasamızın 33. maddesi uyarınca, herkes önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma hürriyetine sahiptir. Bu hak, örgütlenme özgürlüğünün temel bir yansımasıdır. 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun 3. maddesi de bu anayasal güvenceyi pekiştirerek, fiil ehliyetine sahip gerçek veya tüzel kişilerin önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahip olduğunu açıkça belirtir. İstisnai olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile kolluk kuvvetleri ve özel kanunlarında kısıtlama bulunan kamu görevlileri için bazı sınırlamalar mevcuttur. Ancak genel kural, fiil ehliyetine sahip en az yedi kişinin bir araya gelerek bildirim usulüyle dernek kurabilmesidir.

Dernek kurmanın hukuki amacı, Türk Medeni Kanunu'nun 56. maddesinde tanımlandığı üzere, kazanç paylaşma dışında, kanunlara ve ahlaka aykırı olmayan belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere bilgi ve çalışmaların sürekli olarak birleştirilmesidir. Yani dernekler, ticari bir şirket gibi kar elde etme ve bu karı üyelerine dağıtma gayesi güdemezler. Amaç, toplumsal, kültürel, bilimsel veya yardımlaşma gibi sivil toplumun gelişimine katkı sağlayan ortak bir hedefe ulaşmaktır.

HER YIL DERNEK BEYANNAMESİ VERİLİR

- Bir derneğe yapılan bağışın gerçekten amacına uygun harcandığını kim denetliyor?

Derneklerde toplanan bağışların ve gelirlerin amaca uygun harcanıp harcanmadığının denetimi hem derneğin kendi iç mekanizmaları hem de devlet otoritesi tarafından çift yönlü olarak gerçekleştirilir.

Öncelikle, Türk Medeni Kanunu'na göre her derneğin zorunlu organlarından biri olan "Denetim Kurulu" bu işin kalbinde yer alır. En az üç asıl ve üç yedek üyeden oluşan bu kurul, derneğin tüzüğünde gösterilen amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterip göstermediğini, defter, hesap ve kayıtların mevzuata uygun tutulup tutulmadığını bir yılı geçmeyen aralıklarla denetlemekle yükümlüdür. Denetim kurulu bu incelemelerinin sonuçlarını bir rapor halinde yönetim kuruluna ve genel kurula sunar.

Bunun yanı sıra, 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu kapsamında gerçekleştirilen yardım toplama faaliyetleri, doğrudan valilikler ve kaymakamlıklar tarafından sıkı bir denetime tabidir. Toplanan yardımların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı, mülki idare amirliklerince incelenir. Dernekler ayrıca her yılın Nisan ayı sonuna kadar "Dernek Beyannamesi" vererek tüm gelir ve giderlerini devlete bildirmek zorundadır.

Türk Tarihi hâlâ yeni keşiflere açık
Türk Tarihi hâlâ yeni keşiflere açık
İçeriği Görüntüle

DEVLET DENETİMİ VE DENETLEME KURULU

- İç denetim ile devlet denetimi arasındaki fark nedir?

Türkiye'de derneklerin denetimi, şeffaflığı ve hesap verebilirliği sağlamak adına iç denetim ve devlet denetimi (dış denetim) olmak üzere iki temel sacayağı üzerine kurulmuştur.

İç denetim, derneğin kendi organları tarafından yapılır. Derneklerde iç denetim esastır. Bu denetim; genel kurul, yönetim kurulu veya denetim kurulu tarafından yapılabileceği gibi, bağımsız denetim kuruluşlarına da yaptırılabilir. İç denetimin temel amacı, derneğin kendi tüzüğüne, üyelerinin iradesine ve kuruluş amacına uygun hareket edip etmediğini içeriden bir gözle kontrol etmektir. Denetim kurulu raporları, dernek üyelerinin yönetimi ibra edip etmemesinde en önemli yol göstericidir.

Devlet denetimi ise İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü ve mülki idare amirleri (valilikler ve kaymakamlıklar) eliyle yürütülür. Devlet denetiminin amacı, derneğin kamu düzenine, yasalara ve mali mevzuata uygunluğunu denetlemektir. Risk analizlerine dayalı olarak dernekler periyodik olarak kamu görevlileri tarafından denetlenir. Ayrıca, derneklerin vergi mükellefiyetleri veya iktisadi işletmeleri varsa Hazine ve Maliye Bakanlığı, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanının önlenmesi kapsamında ise MASAK tarafından da denetimler gerçekleştirilir. İç denetim derneğin üyelerine karşı hesap verebilirliğini sağlarken, devlet denetimi derneğin tüm topluma ve yasalara karşı sorumluluğunu güvence altına alır.

CEZASI ÇOK AĞIR OLUR

- Bir dernek yöneticisi bağış paralarını kişisel amaçları için kullanırsa hangi suçlar oluşur?

Bu durum, dernek yöneticilerinin hukuki ve cezai sorumluluğunu doğuran en ağır ihlallerden biridir. 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun 32. maddesinin (f) bendi çok net bir düzenleme getirmiştir: Kendisine tevdi olunan derneğe ait para veya malları kendisinin veya başkasının menfaatine kullanan, sarf eden veya gizleyen dernek yöneticileri, Türk Ceza Kanunu'nun "Güveni Kötüye Kullanma" suçuna ilişkin hükümlerine göre cezalandırılır. TCK'nın 155/2. maddesinde düzenlenen "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçu kapsamında, bu fiili işleyen kişiler bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezası ile yargılanırlar.

Toplumda sıklıkla bu suçun "zimmet" olduğu yönünde bir yanılgı vardır. Ancak zimmet suçu kural olarak kamu görevlilerine özgü bir suçtur. Dernek yöneticileri kamu görevlisi olmadıkları için, kural olarak eylemleri güveni kötüye kullanma olarak nitelendirilir. Bunun tek istisnası "Kamu Yararına Çalışan Dernek" statüsündeki derneklerdir. Kanun, bu statüdeki derneklerin mallarına karşı işlenen suçların devlet malına karşı işlenmiş gibi cezalandırılacağını öngörür.

Ayrıca, eğer bağış toplanırken baştan itibaren bir aldatma kastı varsa, dini inanç ve duygular istismar edilmişse veya dernek bir araç olarak kullanılmışsa, eylem TCK'nın 158. maddesi uyarınca "Nitelikli Dolandırıcılık" suçunu oluşturur ki bunun cezası çok daha ağırdır.

E-DEVLET ÜZERİNDEN DERNEĞİ SORGULAYIN

- Vatandaş bir derneğe bağış yapmadan önce nelere dikkat etmeli?

Vatandaşlarımızın iyi niyetlerinin suistimal edilmemesi için bağış yapmadan önce çok dikkatli olmaları ve bilinçli hareket etmeleri gerekmektedir.

İlk olarak, bağış yapılacak kuruluşun resmi olarak kayıtlı ve faal bir dernek olup olmadığı kontrol edilmelidir. Bu sorgulama, e-Devlet kapısı üzerinden "Dernek Sorgulama" hizmeti kullanılarak kolayca yapılabilir. İkinci en önemli husus, yardım toplama iznidir. 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu gereği, izne tabi faaliyetlerde valilik veya kaymakamlık izni şarttır. Vatandaşlarımız yine e-Devlet üzerinden "Yardım Toplama Yetkisi Sorgulama" ekranından bu iznin varlığını teyit etmelidir. Özellikle kapı kapı gezerek ya da sokakta yol kesmek suretiyle yardım talep ettiğini söyleyen derneklere karşı temkinli olunmalıdır.

Mali işlemler kesinlikle kayıt altında olmalıdır. Nakdi bağışlar, derneğin tüzel kişiliğine ait resmi banka hesaplarına (IBAN) yapılmalıdır; şahısların kişisel hesaplarına kesinlikle para gönderilmemelidir. Elden yapılan bağışlarda ise derneğin resmi, sıra numaralı ve mühürlü "Alındı Belgesi" mutlaka talep edilmelidir. Ayrıca, derneğin şeffaflığı, faaliyet raporlarını kamuoyuyla paylaşıp paylaşmadığı ve projelerinin somut sonuçları da göz önünde bulundurulmalıdır. Yetki belgesi gösteremeyen, elden nakit isteyen, sıra numaralı resmi alındı belgesi vermeyen veya şahsi hesaba/IBAN'a ödeme isteyen kişilere kesinlikle bağış yapılmamalıdır. Şüpheli bir durumla karşılaşıldığında kaymakamlık/valilik sivil toplumla ilişkiler müdürlüğüne veya 156/155 hatlarına bildirim yapılabilir.

‘Bedelini gerçekten desteğe ihtiyaç duyan insanlar öder’

Gamzegezginci

Psikolog Dr. Gamze Gezginci

- Yardım kuruluşlarıyla ilgili olumsuz iddialar, toplumun güven duygusunu nasıl etkiliyor?

Yardım kuruluşları yani Sivil Toplum Örgütleri, toplumdaki sosyal güvenin önemli temsilcilerindendir. STK’lar sosyolojik açıdan devlet ile birey arasında köprü kurarak toplumsal dayanışmayı, değişimi, demokratik katılımı ve iradeyi sağlayan yapılardır. İnsanlar bağış yaptığında yalnızca para vermiş olmaz aynı zamanda karşı tarafa güvenini, umut duygusunu, vicdanını, dayanışma inancını da emanet eder. Toplumdaki iş birliği sosyal bir sermayedir. Bu sebeple de olumsuz iddialar sadece kuruma değil toplumun güven duygusuna da yansıyarak toplumsal dayanışmayı zayıflatabilir. İnsan beyni olumsuz bilgileri olumlu bilgilerden daha güçlü işler. Bu da çoğu kez algıda değişmezlik adı verilen bir duruma yol açmaktadır. Yıllarca yapılan binlerce doğru faaliyet yerine tek bir olumsuz haber çok daha akılda kalabilir. Bu nedenle güven kaybı, güvenin inşa sürecinden çok daha hızlı gerçekleşir. Ülkemizin tarihine baktığımızda da yardım kuruluşlarına duyulan güven zaman zaman medyaya yansıyan olaylar sebebiyle etkilenebiliyor. Kamuoyunda yankı oluşturarak geniş yer bulan bazı vakıf ve dernekler hakkında ortaya atılan usulsüzlük ve şeffaflık tartışmaları, dava süreçleri insanların hafızasında kolay silinmeyen izler bırakabiliyor. Burada dikkat çekici olan nokta, insanların çoğu zaman tek bir kuruma ilişkin olumsuz haberi tüm yardım kuruluşlarına genelleme eğiliminde olmasıdır. Aynı zamanda söz konusu kuruluşlarda gönüllü olarak görev almış/alan kişilerin de bu olaylardan dolayı toplumsal bir etiketlenme ile karşı karşıya da kalabilmektedir.

ALDATILMIŞLIK HİSSİ DOĞURUR

- Bu tür haberlerden sonra insanların 'Bir daha kimseye bağış yapmam' demesi psikolojik olarak nasıl açıklanabilir?

Bu tepki aslında oldukça anlaşılabilir bir psikolojik savunma mekanizmasıdır. İnsan zihni tek bir olumsuz deneyimi tüm benzer durumlara yayma eğilimindedir. Güven duyulanın bir kurum ya da kişi olması fark etmez buradaki değişmez ve sabit olan güven duygusudur. Bireylerin hayatındaki bu güven, adanmışlık duygusu ve eylemleri ile de ilişkilidir. Yaşanan güven kaybı sonucunda ortaya çıkan hayal kırıklığı öfkeyi de beraberinde getirdiği gibi aldatılmışlık hissini de doğurmaktadır. Kaybetmenin acısı, kazanmanın verdiği hazdan daha derin ve yoğun yaşanır. Zihin, olumsuz duyguyu bir daha yaşamamak için davranışı tamamen bırakmayı seçebilir. Böylece bağış yapmazsam hayal kırıklığı da yaşamam şeklinde korucu bir strateji geliştirir. Ancak burada gizli kalan tehlike toplumsal duyarlılığın da körelmeye başlaması ihtimalidir.

YARDIMLAŞMA TOPLUM VİCDANINI AYAKTA TUTAR

- Toplumda güven duygusu zedelendiğinde en büyük zararı kim görüyor?

Yine toplum görüyor aslında… Bağış yapan insanlar, yardıma gerçekten ihtiyacı olan insanlar kısacası milletimiz, vatanımız görüyor. Eğer bu tepki gerçekten kalıcı hale gelir ve tüm yardım faaliyetlerine genellenirse bunun bedelini gerçekten desteğe ihtiyaç duyan insanlar ödeyebilir. Psikolojik olarak daha sağlıklı yaklaşım, güveni tamamen terk etmek yerine eleştirel güven geliştirmektir. Yani kurumların şeffaflığını, hesap verebilirliğini, denetlenebilirliğini sorgulayarak bilinçli karar vermektir. Yardımlaşma yalnızca kurumları ya da yardıma ihtiyacı olan insanları değil toplum vicdanını da ayakta tutmaktadır.

İYİLİK YAPMA MOTİVASYONUNU BOZMAMALI

- Vatandaşların yardım etme isteğinin zarar görmemesi için hem bireylere hem de sivil toplum kuruluşlarına ne önerirsiniz?

Yardım etme davranışı insanın en temel prososyal davranışlarından biridir. Empati, aidiyet ve toplumsal dayanışma insan olarak ihtiyaçlarımızın en temel parçalarıdır. Bu sebeple birkaç olumsuz örneğin toplumun iyilik yapma motivasyonunu tamamen ortadan kaldırmasına izin vermemek gerekir. Günümüzde bilgiye ulaşmak geçmişe göre daha kolay. Güveni tamamen kaybetmek yerine güveni doğrulamak daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. Denetlenebilirlik süreçlerinin halk tarafından daha çok haberdar olunabilecek bir sisteme dönüştürülmesi, devletimizle bu konuda daha çok iş birliği sağlanacağı bir sistem oluşturulmalıdır. Bağış veya destek toplarken insanları suçlu, yetersiz veya borçlu hissettiren manipülatif iletişim stratejileri kısa vadede işe yarasa da uzun vadede öfke, tükenmişlik ve uzaklaşma yaratır. Bunun yerine umut, dayanışma, güçlendirme ve ortak amaç duygularına hitap eden pozitif bir dil kullanılması konusunda da çalışmalar yapılmalıdır.

BİLMENİZ GEREKENLER

- Türkiye'de dernek kurma hakkı Anayasa'nın 33. maddesiyle güvence altında.

- Dernekler hem kendi denetim kurulları hem de devlet tarafından denetleniyor.

- Bağış yapan vatandaşlar e-Devlet üzerinden dernek kaydı ve yardım toplama iznini sorgulayabiliyor.

- Uzmanlara göre, güven kaybının tüm sivil toplum kuruluşlarına genellenmesi en büyük zararı ihtiyaç sahiplerine verebilir.

Muhabir: Haber Merkezi