0
Belli ki, bizi rahat bırakmayacaklar.
Belli ki, yedi düvel, üç taraftan, dört koldan saldıracak.
Belli ki, maşalarını, taşeronlarını üzerimize salacaklar.
İddiamız var çünkü.
Hedeflerimiz, hayallerimiz, yaşadığımız coğrafyaya ait tasavvurumuz var.
Köklerimizden, medeniyetimizden, geçmişimizden ve birikimlerimizden aldığımız güçle, yürüdüğümüz meşakkatli yola tuttuğumuz ışık var.
Gönül coğrafyamızda ecnebilerin yakıp yıktığı her şeyi yeniden inşa edip ayağa kaldırma, yaraları sarma, mazlumlara kanat açma ve sömürülerek kurutulmuş toprakları yeniden yeşertme gibi "ulvi" bir misyonumuz var.
Bölgesinde güçlü, dünyada söz sahibi olmak gibi bir muradımız var.
Batı ile Doğu arasındaki eşitsizliklere karşı onurlu bir duruş sergileme ve Batı'nın Doğu'ya karşı tepeden indirgemeci bakışına karşı ahlaklı bir tavır sergileme gibi hasletlerimiz var.
Doğu'nun en Batı'sında, Batı'nın en Doğu'sundayız.
Hem Doğu hem de Batı ile güçlü ilişkileri olan, iki coğrafya arasında enerjiden kültüre kadar her ilişki biçimine "köprü" olan tek ülkeyiz.
Tüm bunların yanı sıra, Cumhuriyet tarihi boyunca süre gelen yaralarını iyileştirmeye çalışan, demokrasisini geliştiren, dış müdahalelere açık "Parlamenter Sistemini" daha güçlü bir yönetim şekli olan, dış müdahalelere kapalı "Cumhurbaşkanlığı Sistemine" çevirmeye çalışan bir Türkiye var.
Bu yüzden saldırıyorlar bize, saldıracaklar.
DAEŞ'i, PKK'yı, DHKP-C'yi ve FETÖ'yü "İngiliz Anahtarı" gibi kullanacaklar.
Algımızı, zihnimizi, ruhumuzu işgal etmeye çalışacaklar.
Bizi birbirimize düşürmeye, aramıza nifak tohumları ekmeye çalışacaklar.
Alevi'yi Sünni ile, Türk'ü Kürd ile, Kemalisti Mütedeyyin ile karşı karşıya getirmeye çalışacaklar.
Çalışıyorlar da…
Daha yılbaşından bir gün önce, 30 Aralık'ta, gün boyu "#YılbaşıKutlayanKafirdir" etiketiyle algı ektiler. Bir gün sonra, 31 Aralık gecesi, henüz yılbaşının ilk saatlerinde Reina'ya saldırarak bir gün önce oluşturdukları algıyı biçtiler.
Ve o kullanışlı "Laik/Kemalist-Mütedeyyin fay hattı"nı, yine, yeniden, milyonuncu kez harekete geçirmeyi başardılar.
Düşürdüler bizi milyonbirinci kez!
Sanki DAEŞ İslamcı bir örgütmüş gibi, sanki DAEŞ İslam için insan öldürüyormuş gibi, Noel kutlayanları İslam adına öldürmüş gibi (ki İslam buna cevaz vermez!) inanmamızı ve bu zokayı yutmamızı istediler!
Her olaydan önce ve her olaydan sonra, birileri fena halde algımızla, zihnimizle, düşünce ve gönül dünyamızla, oyuncakla oynar gibi oynuyor!
Ama bu "sistematik algı yönetimine" karşı henüz ortaya koyduğumuz bir aracımız, mekanizmamız, kurumumuz, enstrümanımız maalesef yok!
Neden bir "Bilgi Yönetim Merkezi"miz yok?
Neden elimiz kolumuz bağlı oturuyoruz hala?
Sosyal medyada her türlü manipülatif bilgi, sahte fotoğraf, yanlış haber dolaşabildiği kadar dolaştırılıyor. Bu yönlendirici manipülatif bilgiler evlerimizin içine kadar, zihinlerimizin en kuytu yerlerine kadar giriyor, atı alan Üsküdar'ı geçiyor, sonra biz devreye giriyoruz, sonra devletin ilgili birimleri devreye giriyor.
Oluşan algıyı düzeltmek için sayısız resmi açıklama geliyor.
Uğraşıp duruyoruz oluşan algıyı düzeltmek için.
Ve sadece defans yapıyoruz!
Oysa; sosyal medyayı iyi kullanan, bilgisayar programlarını, mobil uygulamaları hızlı kullanan, alanında uzman 100 kişiden oluşan bir ekip kurulabilir!
Bu ekip, Türkiye'de herhangi bir olayda, MİT, Emniyet ve diğer ilgili kurumlarla entegre çalışarak bilgi, belge ve fotoğraf toplayabilir ve bu bilgi ve belgeleri Türkiye toplumunu doğru ve hızlı bilgilendirmek için anında kendi resmi sosyal medya hesaplarından paylaşabilir.
Anlaşılan bu işi de yapacak tek kişi Cumhurbaşkanımız…
Üzülerek söylemeliyim ki, Sayın Erdoğan kırk parçaya bölünmüş, her şeyle tek başına mücadele ediyor.
Eminim ki, bu acil ve öncelikli Bilgi Yönetim Merkezi'ni de Sayın Erdoğan görecek ve her zamanki gibi elini taşın altına koyarak bu ihtiyacı karşılayacak.
Ne diyelim!
Rabbim Cumhurbaşkanımızı, liderimizi başımızdan eksik etmesin…