Bir seyahat yazısının en zor yanı hakkı teslim etme endişesi sanırım. Seyahatin hakkını verebilseniz de yazıya aktarıp aktaramayacağınız meçhulle sınanır.

Hep yazının, okumaları sınadığını düşünürüz. Okuduğunuz kelimelerse; yazma okumaları tefekkür etmenin ve idrakin bir yoludur. Ancak okumalar sadece yazarak sınanmıyor; temaşa ile de sınanıyor. Bir hayali okuduğunuzu düşünürken, mekâna bürünen algı somutlaşıyor, hafızada hatırlı bir konuma yerleşiyor. Üstelik okunan manzara ile görülen manzaranın çelişkilerine dair analiz ve tespit mesaisi de mühim.

İznik’ten Bursa’ya yolculuğumuzda kimi temaşaların yeterince abartılmadığının, kimilerinin şiirini kaybettiğinin, kimilerininse yeterince altının çizilmediğinin gözlem ve idraki kaldı ceplerimizde. Bakalım hakkı teslim edebilecek miyiz?

İznik, bugün birçok şehirde “köy” olarak nitelenebilecek bir girişle karşıladı bizi. Mütevazı, ahşap ve kâgir evlerin yana yana sık sık dizili olduğu sokaklar kısa mesafelerle tarih meydanlarına açılıyor.

Tarih meydanları diyorum; İznik’te neredeyse her sokakta tarih izi var, özel ve büyük olanlar ise küçük küçük meydanlara mıhlanmış. Antik çağlardan Osmanlı’ya uzanan şehir, modern beton bunalımının dengesiz merkeziyetçi tavrından alçak sistemlerle de olsa nasibini almış.

Anadolu şehirlerinin birçoğunda karşımıza çıkan 21. yüzyıla has beton ve tarihin karıldığı hibrit görünümler, İznik ve Bursa’nın âdeta kader harcı gibi. Şükür ki İznik’te beton kontrolden çıkmamış. Bu ayrıksı inat, azınlıkta da kendini gösterse bile bitmeyen bir kördöğüşüğü sanki…

Çok sayıda sit alanla karşılaştığımız İznik sokaklarında ilk karşımıza çıkan Yeşil Camii idi. Meydana dönüştürülen külliye, mütevazı bir kubbeye ve tek şerefeli minareye rağmen şehrin en azametli yapısı sayılabilir. Erken Osmanlı devrinde I. Murat zamanında yapılan mabedin minaresindeki mozaik, Selçuklu ekolünün zarif ve hayranlık uyandıran bir temsili.

Yeşil Camii’nin uzun temaşasının ardından şehrin Ayasofya’sına uzandık. M.S. 7. Yüzyılda Romalıların inşa ettiği bazilika, 1331’de Orhan Gazi tarafından camiye dönüştürülmüş. Papa’nın gelişiyle magazinel manşetlere konu olan yapı, başarılı bir restorasyonla ayağa kaldırılmış ve cami olarak ibadete açılmış. Ortaçağın nadide eserlerinden birinin modern çözümlerle ve teknolojinin avantajlarıyla dinî hayata kazandırılması dünyanın gidişatına dair umutlanmayı hatırlatıyor. Aynı duyguları Trabzon Ayasofya’sı da hissettirmişti.

İznik Ayasofya-i Sağir Camii şehrin en kıdemli konumuna da sahip. Etrafına çini sanatçılarının atölyeleri ve galerileri konumlanmış. Meşhur İznik çinilerinin mirasını yaşatan iri ufaklı atölyelerin birçoğu hafta sonu olduğu için kapalıydı ama sanat verimleri camekânları doldurmuştu. Güzel bir gezi caddesine erişene dek irili ufaklı ve yine anıt eser niteliğinde birçok camiye, mescide ve türbeye rastladık.

İstanbul’un Tarihî Yarımada’sından sonra bunca tarih akışını ve eserlerini içine sığdırmakta zorlandığını hissettiren İznik sokaklarıyla karşılaşmak başka bir dünyaya adım atmak gibiydi. Sokakların ıssızlığını, tarih manzaraları doldurmuş ve zaman orada takılı kalmış gibiydi. Bizler, başka bir yerden fırlatılmış ve henüz buna alışamamış insancıklardık ve ontolojisinden kopmamış tarihî görünümlere alışmaya çalışıyorduk.

Şehrin manevi güzellikleri de tarihi şereflendiriyor. Eşrefzade Camii gölgesinde istirahat eden Eşrefoğlu Rûmî, o mütevazı istirahatgâhında cümleyi feyizlendirmeye devam ediyor. Hemen bitişiğindeki Hacıözbek Camii olarak kayda geçen mescit ise1332 yılına ait, kubbesi kiremit örtülü, yine erken devir ustalığının bir eseri. II. Murat Hamamı, şehrin merkezî konumunu hatırlatan nadide yapılardan. Mahmut Çelebi Camii de İstanbul’un Fethinden önce inşa edilmiş şehrin büyük camilerinden biri olarak görülmeye değer.

İznik Nilüfer Hatun İmareti, Anadolu Selçuklu Devleti’nin başşehrinin envanterini barındıran Türk İslam Eserleri Müzesi’ne dönüştürülmüş özel bir yapı. Osmanlı’nın bilhassa klasik döneminde yapılan eserlere taşınan meşhur çinilerinden örneklerin bulunduğu müze, Antik dönemden günümüze bir sanat imzası olan İznik’in değerini anlamanın ve idrak etmenin vesilesi konumunda.

Şehirdeki sanat hareketliliği çiniyle sınırlı değil. Ayasofya’nın kıyısına konumlanmış ressamların eserleri, yapının duvar çizgisi boyunca halka açık bir sergiye dönüşmüş. Şehir kimliği yansımasının yüksek binalardan, rezidanslardan, sert hatlı betonlardan ibaret sananların nazarını tedavi edebilecek küçük ve naif sanat manzaraları bunlar.

Geçmişte başşehir hüviyetiyle tarihe kazınan İznik, devam eden arkeolojik kazıların ve ona eşlik eden iaşe peşindeki insan manzaralarının gündelik ritmiyle dolup taşsa da sessiz bir şehir olarak hayatına devam ediyor.

Teknoloji çağında bu ibretlik sükûnetin kısa süre de olsa bir parçası olmayı tecrübe etmeli insan. Zira yazdıkları İnciller arasından seçim yapmak için seçtikleri İznik Ayasofya’sı için koşup gelen Hristiyanları düşününce İslam adına Ayasofya’dan çok daha fazla birikimi tabiileştiren bu şehrin Müslümanlarca da anlaşılması için bütün engeller aşılmış görünüyor. Elbette kırmadan, incitmeden…