0
Gazeteler, radyolar, televizyonlar medya dünyasının sadece bir parçasını oluşturuyor. Bu sanal gerçeklik, hem bir macera hem de modern zamanların hakikat ve yalanlarının inşa edildiği yer… Hepimiz bu dünyanın içindeyiz. Kimimiz kıyısında, kimimiz ise orta yerinde… Bazen bu dünyanın aktif oyuncusu, bazen ise pasif bir izleyicisiyiz. Hangimiz televizyon seyretmiyoruz ki?
Yaşadığım trajikomik bir hadiseyi paylaşarak bu konuya açıklık getireyim 1 Kasım seçim sonuçlarını değerlendirmek üzere, geçen hafta KRT TV'ye katıldım. Birçok meseleyi konuştuk. AK Parti ile beraber; CHP, MHP ve HDP'Yİ içine alan Türkiye'nin muhalefet sorununu değerlendirdim. Son yazımda da ifade ettiğim gibi; Türkiye'nin asıl probleminin iktidar değil, muhalefet olduğu belirttim. Programın bir yerinde, HDP'yi değerlendirirken aynen şöyle dedim; HDP, 10-15 sene sonra iktidar olabilir; Ancak şiddet ve terör ile arasına mesafe koyarsa ve Türkiyelileşirse," Bu, imkan dahilindedir. Hatta Milli Görüş hareketi ile de bu görüşümü desteklemeye çalıştım. Milli Görüş de, 2000'lere kadar siyasal sisteminin nazarında meşru bir hareket değildi. Zamanla kendini yeniledi, yeniden inşa etti, ideolojik prangalarından kurtuldu ve Türkiye'ye açıldı.
HDP, PKK Vesayetine Hayır Diyebilmeli…
Her ne olduysa, bundan sonra oldu. Aslında, çok sıradan bir değerlendirmeydi benim için. Pekala, mümkündür ve diğer tüm partiler için de bu önerme kullanılabilir; kim Türkiyelileşirse, siyasi hinterlandını genişletirse, kendini Türkiye'nin sorunlarına açarsa, Türkiye'yi yönetmeye hak kazanır. Öncelikle ideolojik prangalarından kurtulmak şarttır ama. Bu, oldukça basit; bunu bilmek için siyaset uzmanı olmaya falan da gerek yok. Bir anda "yandaş yazar"a dönüşüverdim. Birbiri ardınca haberler çıkmaya başladı; "Yandaş yazar'dan flaş sözler: '10 yıl sonra Türkiye'yi HDP yönetecek'", "Yandaş medya yazarından ilginç sözler" vs… Andy Warhol'un dediği, bir anda gerçek oldu. 15 dakikalığına ünlü oldum, hükümet karşıtı ve HDP sevici medyada.
Olay, Bektaşi fıkralarındaki gibi… Bir gün bir Bektaşi'ye 'neden namaz kılmıyorsun' diye sormuşlar. Bektaşi de; 'Kur'an-ı Kerim'de namaza yaklaşmayın diye yazıyor da ondan kılmıyorum' demiş. Hoca, ayetin devamını da oku demişler… O da 'Ben hafız değilim' demiş. Medyamızın durumu da böyle; oluşturmak istediği gerçekliğe göre hakikati dizayn ediyor veya yeniden kurguluyor. Kendi söylemek istediğine uygun olarak yeni bir gerçeklik yaratıyor.
Yaşadığım bu trajikomik hadiseden sonra, gelelim HDP'nin durumuna… 7 Haziran seçiminde yüzde on üç oy alan HDP, ne oldu da oyunu kaybetti? Ve hatta neden kendi kalesi olan yerlerde çok fazla düşüş yaşadı? Mesele aslında oldukça basit; toplum mühendisliği ve medyanın ölü seviciliği işe yaramadı ve pek yaramıyor. Çok açık; HDP, Türkiyelileşmek söyleminden uzaklaştı ve kazmış olduğu hendeklerin içine düştü. Böyle bir HDP, bırakın Türkiye'yi yönetmeyi, kazanmış olduğu belediyeleri bile yönetemez. Kıssadan hisse; HDP, ideolojik bagajını yenilemediği müddetçe, bu ülkeyi yönetemez. PKK vesayetine hayır diyemeyen bir HDP'nin de bu ülkenin geleceğinde yer alacağı düşünülemez.