0

Adı bahar olan günleri yaşıyoruz. Kış aramızdan çekip gitse de kışın üzgarı, soğuğu, gölgesi hala aramızda dolaşıyor. Bahar bu, nihayetinde kendine yakışanı yapıyor. Bir gün yaza merhaba derken ertesi gün kışlıkları aratıyor bize. Şaşırmadan yapılması gerekeni yapıyoruz.

Mevsim olunca mevzu bahis her şey normal. Değişir, değiştirir. Bunlar ona yakışıyor.

İnsanlardaki değişim mevsimlerden bile hızlı. Buna en yumuşak şekliyle çark etmek diyebiliriz. Çok çabuk saf değiştiren, renk değiştiren kişilere şahit oluyoruz.

Doğrusu, bir insanın yaşananlara şahitlik edip de yanlıştan dönüp doğruyu bulmaya çalışmasına diyeceğim yok. İnsana, düşünen insana yakışan da bu zaten. Doğruyu bulmakla çark etmek arasındaki hassas dengeye dikkat etmek gerek.

İşine geldiği gibi cümleleri evirip çevirmek doğruluk değildir.

Kendini yalanlarcasına bütün inandığı değerlerin tersine söz sarf etmek doğruluk değildir.

Düşmanımın düşmanı dostumdur diyerek her yere şirin görünmeye çalışmak da doğruluk değildir.

Nereden geldik buraya? Elbette Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yeni sevenlerini görünce düşündüm bütün bunları. Meğer ne çok seveni varmış Davutoğlu'nun.

Kemal Kılıçdaroğlu ne çok severmiş, ne çok önemsermiş Başbakan'ı. "Yüzde 49.5 oy ile iktidara gelen, milli irade" gibi ve daha birçok sevecen söz Kılıçdaroğlu'na ait. Bu cümleleri kurarken kendisinin partinin başına nasıl geldiğini yine unuttu herhalde.

Bahar işte. Ne olacağı belli değil. Bir bakmışsınız günlük güneşlik bir sabaha uyanıyoruz, bir bakmışsınız camlara vura vura yağana bir yağmur selamlıyor bizi. Alışmak lazım.

İşin daha da garibi şu ki kendi iç meseleleri Yargıtay kararına bağlı olanların Başbakan'ın durumundan vaziyet çıkarmaları, ahkam kesmeleri, yol yordam öğretmeye çalışmaları. Adama demezler mi; sen önce kendi yangınını söndür, sana ne başkasının dumanından. Duman geçer, gökyüzü açılır ve daha güzel bir sabaha uyanırız. Sen yangını söndürmezsen başına çökecek evin barkın. Partini ele geçirmek için avucunu ovuşturarak bekleyenler var. Onları gör önce.

Ama nasıl densin ki; Başbakan için tek olumlu cümlesi olmayanlar şimdi Başbakan'ın görev süresi boyunca ülkeyi nasıl güzel bir şekilde yönettiğini söylüyorlar. Güler misin ağlar mısın gibi bir ikilemde ben gülme taraftarıyım.

Meral Akşener de bahardan payını alanlardan. Gezici gençlere karşı olan sevgisini açıkça ifade etti. Hatta oğlunu bile gezici gençlerin yanına gönderdiğini söyledi. O gençleri anlamak lazım bile dedi. Gezi olaylarının ülkeyi ne hale getirdiğine hepimiz şahit olduk. Gezicilere sahip çıkarak kime vurmak istediği belli olan Akşener iyi ki gezi olayları sırasında partinin başında değilmiş. Allah muhafaza, ülkücü gençleri de o meydana gönderseydi, o gençler gezide yaşananlara şahit olunca kendisi kadar demokrat olmazdı kesin.

Biz yine bahara dönelim. Yeşile, çiçeğe, temiz havaya, masmavi gökyüzüne dönelim. Bulutlar dağılır, elbet açılır içimiz. İçimizdeki bu umudu yeşertecek o kadar çok biriktirdiğimiz sağlam duruş var ki, bu da geçer diyorum rahatlıkla.

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nu biz Başbakan olmadan önce de bilenlerdeniz. Onun ilmine, irfanına, mümin duruşuna şahidiz. O her zaman hoca olarak gönüllerdeki yerini muhafaza edecek. Dün nasılsa bugün de öyle.

Cumhurbaşkanımız ülkemizin geleceğini elbette herkesten çok düşünüyor. Ne yapıyorsa ülkesi için yapıyor. Onun aldığı kararların ülkeyi birçok tehlikeden bertaraf ettiğine şahit olduk. Yine aynısı olacak ve daha güçlü bir Türkiye için temkinli adımlar atılacak.

Konuşanlar konuşmaya devam etsin. Bahardır, insanın içine bir heyecan katar. Ülke yönetiliyor burada, bekleyin ve görün, nasıl her şey yoluna girecek göreceksiniz.