0
Bizde artık gelenekten oldu. Bir olay olup bittikten sonra ortalığın karışması, hazımsızların meydanlarda soluğu alması beklenen sonuç olarak karşımıza çıkıyor.
Referandum bitti ama tartışmalar bitmedi. Malum zihniyet daha sonuçlar açıklanır açıklanmaz itirazlara başladı, mahkeme kapılarını aşındırıyor bile.
7 Haziran seçimlerinde mühürsüz zarfların da geçerli olması için YSK'ye başvuranlar şimdi de mühürsüz zarflar için seçimi iptal ettirmek istiyorlar. Aradaki fark bir buçuk milyon. Amaçlarının mühür olmadığı açık.
Hep bir şeylerin arkasına gizlenmeyi alışkanlık haline getirenler bir bakıyoruz ağacı bahane ederek, mührü bahane ederek ülkeyi karıştırma derdindeler.
Millet asıl mührü vurdu. Millete güvenen, milli iradeye kulak veren yarı yolda kalmadı. Son on beş yıldır millet öyle güzel kararlar veriyor ki dünyanın gözü Türkiye'den bir an olsun ayrılmıyor. Attığımız adım kayıt altında.
Baktılar ki evet oyları çıkarsa büyüyen Türkiye'nin önü tamamen açılacak, ne yapalım da Türkiye'yi karıştıralım demeye başladılar. 16 Nisan akşamından beri Taksim'de hazır kıta bekleyen batı basınının hevesleri kursaklarında kaldı.
Şöyle bir şeyi hayal dahi edemiyoruz değil mi? Seçim yapılmış, sonuçlar belli olmuş, muhalefet çıkıp da iktidarı kutluyor. Daha sonra biz neden kaybettik diyerek kendi içlerine dönüyorlar. Kendi liderlerini sorguluyorlar. Liderlerini değiştirmek için olağanüstü genel kurul kararı alıyorlar. Elbette bütün bunlar sadece hayal.
Cumhurbaşkanı, Başbakan çıkıp zafer sarhoşluğu yaşamadan "Evet diyen de hayır diyen de bu memleketin insanı. Biz birlikte güçlüyüz." dediler. Olması gereken de buydu. Hayır cephesi –elbette özellikle chpliler- ne yaptı? Evet verenlere hakaret ettiler, ahlaksızca paylaşımlarda bulundular. Aradaki derin fark işte bu.
Bir insanın aklı, izanı yoksa, kapalıysa o adama hiçbir şey anlatamazsınız. Sokak röportajında "Neden hayır verdin?" diye soruyor spiker. "Ülkede hiçbir gelişme yok. Her gün biraz daha geriye gidiyoruz." diyor. "Hiç olmazsa hastanelerdeki değişimi fark ediyorsunuz değil mi?" diye soruyor spiker. "On beş yıl önce daha iyiydi hastaneler." diyor hayırcı gözü, aklı, fikri kapanmış adam.
Bu fikirdeki adamlara bir şey anlatamazsınız. Çünkü kendi aklı ile konuşamaz böyleleri. Düğmelerine basanlar da emri verenler de hep başkalarıdır.
Muharrem İnce'nin Kılıçdaroğlu için söylediği sözler sık sık veriliyor ekranlarda. Yedi defa kaybettin, referandum olsa yine kaybedeceksin diyor. Her şeyin farkındalar. Yenile yinele yenilmeyi öğrendiler ama sonuçta kendi içlerine dönmek yerine batı ile birlik olup kendi ülkelerinin karışması için yangına odun taşıyacak açıklamaların ardına düşüyorlar. Şaşırmıyoruz. Çok kötü bir sonuç ama alıştık artık.
Elinde tencere tava ile hak arayanlar neyin hakkını arıyor acaba? Referandumu birkaç oyla mı kaybettiler? Sonuç ortada. Bu sonucu hazmedemeyip de hakkını sokakta arayanın hakkını değil de başka şeyleri aradığı aşikardır.
Bu millet on beş yıldır mührü çok isabetli vuruyor. Her gün kendini, yaşadığı toprakları inkar ederek kargaşa edebiyatına yeni zırvalar ekleyenleri de tarihin karanlık sayfalarına göndermeyi de ihmal etmiyor.
Referandum bitti. Şimdi yeni bir güç ile yeni kapılar açılacak önümüzde. Beklenen her şey tek tek gerçekleşecek. Temizlenecek içimiz, dışımız. Gelecek de bizim, güzel günler de.