Fevzi Akargül / Ankara

NATO'nun 36'ncı Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, sadece savunma bütçelerinin konuşulduğu rutin toplantı olmanın çok ötesindeydi. 7-8 Temmuz 2026'da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleşen buluşma; ABD'nin Avrupa'dan beklentilerini, Rusya-Ukrayna savaşının geleceğini, savunma sanayisinde yeni iş birliklerini, Türkiye'nin değişen küresel güvenlik düzenindeki konumunu aynı anda tartışan tarihî platforma dönüştü. Zirve sonrası farklı siyasi çizgideki gazetelerin başlıkları değişse de ortaya çıkan ortak gerçek: Türkiye artık NATO içinde yalnızca askerî gücü,coğrafi konumuyla değerlendirilecek bir ülke değil. Ankara; Batı, Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, Orta Doğu ve İslam dünyası arasında aynı anda konuşabilen, kriz çözümünde inisiyatif geliştiren merkezî aktördür.

Fotoğraf 1-4

DÜNYA DİPLOMASİSİNİN MERKEZİ ANKARA

NATO üyesi 32 ülkenin liderlerini bir araya getiren zirve, uluslararası sistemdeki güç mücadelesinin bütün izlerini taşıdı adeta. İttifak, Soğuk Savaş sonrasının en karmaşık güvenlik ortamlarından biriyle karşı karşıya: Rusya-Ukrayna savaşı sürerken Avrupa savunma kapasitesini artırmaya çalışıyor, Washington müttefiklerinden daha fazla sorumluluk talep ediyor. Karadeniz'den Kuzey Kutbu'na uzanan geniş coğrafyada yeni risk alanları — siber saldırılar, insansız sistemler, yapay zekâ destekli askerî teknolojiler, enerji güvenliği, düzensiz göç — güvenlik kavramının artık tank ve askerden ibaret olmadığını gösteriyor. Zirvenin Ankara'da yapılması önceden programlanmış detay evet; lakin sıradan bir ev sahipliği tercihi değildi. Türkiye, Avrupa güvenliği ile Orta Doğu krizlerinin kesiştiği stratejik merkez olarak masadaki yerini aldı.

289 darbe davasında 8 bin 725 sanık hakkında hüküm verildi
289 darbe davasında 8 bin 725 sanık hakkında hüküm verildi
İçeriği Görüntüle

Fotoğraf 3-3

SAVUNMA HARCAMALARI VE CAYDIRICILIK SINAVI

Zirvenin ana gündemlerinden biri, üyelerin savunma harcamaları ve Avrupa'nın kendi güvenliği için daha fazla sorumluluk üstlenmesiydi. Bir parantez açalım: Uzun süredir Avrupa kulislerinde Fransa'nın başını çektiği "Avrupa Mimarisine Uygun Güvenlik Ajandası" aklımızın köşesinde dursun. Gündeme gelen, millî gelirin yüzde 5'ine ulaşan savunma yatırımı hedefi, tartışmaların artık geçici talep olmaktan çıkıp ittifakın yapısal dönüşümünün merkezine yerleştiğini gösterdi. Ancak asıl soru, daha fazla savunma harcamasının tek başına daha fazla güvenlik sağlayıp sağlamayacağı. Güvenliğin yalnızca silahlanma yarışına indirgenmesi, diplomasi kanallarını zayıflatıp mevcut krizleri derinleştirebilir. Türkiye açısından doğru tutum, savunma kapasitesini güçlendirirken diplomasiyi önceleyen, askerî harcamaları millî sanayiyi geliştirecek biçimde yönlendiren dengeli strateji olarak görülüyor.

SAVUNMA SANAYİ: TÜRKİYE ARTIK SADECE BİR ALICI DEĞİL

Zirvenin en görünür boyutu savunma sanayii oldu. NATO Savunma Sanayii Forumu'nda üretim kapasitesinin artırılması, tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi ele alındı. Onlarca milyar dolarlık yeni tedarik planlarının açıklanması, ittifakın savunma sanayiini doğrudan stratejik alan olarak gördüğünü ortaya koydu. Türkiye bu masaya artık yalnızca alıcı kimliğiyle oturmuyor. İnsansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, radar ve hava savunma çözümlerindeki seviyesi, Türkiye'yi müttefiklerin dikkatle takip ettiği üretici hâline getirdi. ANKA-3, HÜRJET, KIZILELMA, ATAK ve GÖKBEY gibi unsurlarını sergileyen Türkiye, bu mesajını güçlendirdi. Yine de önünde çözülmesi gereken meseleler var: İhracat kısıtlamaları, bazı müttefiklerin örtülü ambargoları, F-35 programından çıkarılmanın doğurduğu sorunlar, teknoloji transferindeki isteksizlik, ittifak dayanışması söylemiyle bağdaşmıyor. Bakalım, basın toplantılarında verilen sözler karşılık bulabilecek mi? Dönüş yolunda karar değişiklikleri olmazsa bekleyip göreceğiz.

UKRAYNA SAVAŞINDA DENGE VE BARIŞ ARAYIŞI

Rusya-Ukrayna savaşı, zirvenin en hassas gündemlerinden biriydi. Ukrayna'ya verilen desteğin sürdürülmesinde genel mutabakat olsa da savaşın nasıl sona erdirileceği konusunda ortak yol haritası yok. Türkiye burada farklı-değerli konuma sahip: Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü savunurken Rusya ilişkilerini tümüyle koparmadı. Montrö Sözleşmesi'nin kararlılıkla uygulanması, Karadeniz'de savaşın yayılmasını önleyen başlıca mekanizmalardan oldu. Tahıl koridoru girişimi, esir değişimleri Türkiye'nin somut katkılarını gösterdi. Türkiye'nin görevi, savaşın tarafı olmadan müttefiklik yükümlülüklerini yerine getirmek, barış için diplomatik kanalları açık tutmak. Bu mesaj müttefiklere gerektiği şekilde verildi.

NATO'DA BALKAN GELECEĞİ

Peki ya Balkanlar? Avrupa güvenliğinde arka planda kalsa da kriz anında kıtanın dengelerini etkileyebilecek hassas hatlardan biri Balkan Coğrafyası. Bosna-Hersek'teki kırılganlık ve Kosova-Sırbistan hattındaki gerilim, bölgeyi yalnızca yerel mesele olmaktan çıkarıyor. Türkiye, Bosna-Hersek, Kosova, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Sırbistan ve Karadağ ile kurduğu tarihî ve kültürel bağlar sayesinde bölgede askerî değil, siyasi-toplumsal etki üretebilen nadir NATO üyelerinden. Bu nedenle Türkiye'nin Balkan politikası blok kurma anlayışına değil; sınırların dokunulmazlığına, azınlık haklarının korunmasına, bölgesel diyaloga dayanıyor. Gelecekte Balkan coğrafyası NATO özelinde hükümetler arası ciddi bir potansiyele sahip olabilir.

TÜRKİYE-ABD HATTINDA F-35 VE GÜVEN KONUSU

ABD Başkanı Donald Trump'ın zirveye katılımı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile verdiği görüntüler, iki ülke ilişkilerinde yeni bir iklim beklentisi doğurdu. Ancak devletler arası ilişkiler yalnızca olumlu cümlelerle ölçülmez. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde sıkça duyduğumuz sözü hatırlayalım: "Mutlak dostluk veya düşmanlık yoktur, değişen çıkarlar vardır." F-35 programı, S-400 hava savunma sistemi, Suriye'de terör örgütlerine verilen destek, yaptırımlar ve savunma sanayii kısıtlamaları gibi ciddi sorunlar hâlâ masada. Türkiye'nin ortak olduğu programdan siyasi kararla çıkarılması, müttefiklik ilişkilerindeki güven sorununu derinleştirdi. Türkiye Batı ittifakının önemli üyesi; ancak üyelik, Ankara'nın kendi bölgesel önceliklerinden ve bağımsız karar alma hakkından vazgeçmesi anlamına gelmiyor.

BASININ FARKLI PENCERELERİNDEN ZİRVE

Zirveye ilişkin haberlerin Türk basınında farklı çerçevelerle sunulması, dış politikanın iç siyasi bakışlardan bağımsız okunamadığını bir kez daha gösterdi. Zirve sadece konuşulan konular özelinde kalmadı; liderlerin karşılanmaları, gösterilen üsluplar, çoklu program takvimi sebebiyle daha fazla hissedildi. Elbette diplomasi artık sadece yapılan konuşmalar ve programlarla yürütülmüyor. Bu hepimizin malumu. Verilen yemeklerden, çalınan müziklere, kravat renklerinden hediyeleşmeye kadar birçok unsur toplantının arka planında verilen diplomatik mesaj olarak yerini aldı.

VAZGEÇİLMEZLİK SÖYLEMDEN SOMUT KAZANIMA

Türkiye; Karadeniz'e kıyısı bulunan, Balkanlar ve Kafkasya ile tarihî bağlara sahip, Orta Doğu'nun güvenlik sorunlarından doğrudan etkilenen, aynı zamanda İslam dünyasıyla güçlü ilişki kurabilen tek NATO ülkesi. Avrupa'nın enerji güvenliği, terörle mücadele, Karadeniz'deki denge Türkiye olmadan ele alınamıyor. Ancak "Türkiye vazgeçilmezdir" cümlesi yalnızca iç kamuoyuna moral veren slogan olarak kalmamalı. Vazgeçilmezlik, müzakere masasında alınan sonuçlarla ve savunma sanayiindeki engellerin kaldırılmasıyla anlam kazanacaktır.

ZİRVENİN ARDINDAN: FIRSATLAR, RİSKLER VE YOL HARİTASI

Ankara Zirvesi, Türkiye için hem önemli fırsatlar hem de dikkatle yönetilmesi gereken riskler barındırıyor. Ev sahipliği başarısı, yoğun ikili diplomasi, Türkiye'nin uluslararası görünürlüğünü artırdı; savunma sanayii ürünlerinin sergilenmesi yeni ihracat imkânlarının önünü açabilir. Ancak Ankara, kendisine yöneltilen övgülerin kalıcı kazanım sayılması hatasına düşmemeli. Diplomasi, güzel sözlerden çok yazılı taahhütler ve karşılıklı çıkarlarla sonuç verir. Türkiye'nin ihtiyacı, başkalarının ürettiği silahları daha fazla satın alan bir savunma modeli değil; kendi teknolojisini geliştiren, müttefikleriyle eşit ortaklıklar kuran bağımsız sanayi altyapısıdır. Zirveden çıkarılması gereken temel sonuç: Türkiye'nin değeri yalnızca coğrafi konumundan değil, kendi kararlarını alabilen, savunma teknolojisi üreten, barış için masa kurabilen güçlü bir devlet olmasından kaynaklanmaktadır.

KÜRESEL DENGELER ARASINDA TÜRKİYE: BATI İTTİFAKI VE DOĞUNUN YÜKSELİŞİ

NATO Zirvesi'nin ortaya koyduğu tablo, yalnızca Avrupa-Atlantik güvenliğiyle sınırlı değil; küresel güç dengesinin yeniden şekillendiği daha geniş resmin parçası. ABD'nin müttefiklerinden daha fazla savunma yükü talep etmesi, Washington'ın dikkatini Çin'in Asya-Pasifik'teki yükselişine kaydırma stratejisiyle doğrudan bağlantılı. Avrupa'nın kendi güvenliğini daha fazla üstlenmesi beklenirken, ABD'nin asıl stratejik önceliği Pekin rekabeti. Bu bağlamda Türkiye, hem NATO üyesi hem de Rusya ve Çin ile ekonomik-diplomatik kanalları açık tutan ülke olarak, klasik Batı-Doğu ayrımının dışında konumlanıyor. Şangay İşbirliği Örgütü'ne ilgi, BRICS temastıkları çok yönlü dış politika anlayışı, Ankara'nın tek bloğa bağımlı kalmama stratejisinin göstergeleri. Uzak Doğu'da Çin'in artan askerî-ekonomik ağırlığı, NATO'nun giderek Hint-Pasifik'i gündemine almasına yol açıyorken ittifakın geleneksel coğrafi sınırlarının ötesine geçtiğini gösteriyor. Sonuç olarak, tek kutuplu düzenin geride kaldığı çok merkezli küresel sistemde Türkiye gibi "köprü ülkelerin" stratejik değeri ve değerin kalıcı avantaja dönüşmesi, Ankara'nın bağımsız karar alma kapasitesini ne kadar koruyabildiğine bağlı.

MERAKLISINA NOTLAR

-6 Maddeye Sığan İttifak

NATO zirve bildirileri genellikle onlarca madde içerirken, Ankara Zirvesi sonuç bildirgesi sadece 6 maddeden oluştu.

-Trump Etkisi: 3 Saatlik Zirve

Donald Trump'ın uzun diplomatik oturumlara olan tahammülsüzlüğü, zirvenin mimarisini doğrudan etkiledi. "NATO'yu Nakit Makinesine Çevirmek"

-Zirve bildirgesinde Ukrayna ilk kez "güvenlik katkısı sağlayıcı" (security contributor) olarak tanımlandı.

-NATO Drone Edge adlı yeni bir ittifak çapı girişim başlatıldı. Program, insansız hava araçları ve karşı-İHA sistemlerine yatırımı hızlandırmayı amaçlıyor.

-Süddeutsche Zeitung'un analizine göre, ABD'nin Avrupa'dan çekilmesiyle birlikte NATO'nun yeni potansiyel ağırlık merkezi Almanya olarak görülüyor.

📚 KAYNAKÇA

NATO 2026 Ankara Zirvesi Resmî Deklarasyonu, NATO Yayınları, Temmuz 2026.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Zirve Basın Bültenleri, 7-8 Temmuz 2026.

Servet-i Fünûn ve Ulusal Gazete Arşivleri (Temmuz 2026).

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi (USAK) Zirve Değerlendirme Raporu, 2026.

AA, Reuters, AFP zirve kapsamı haber akışları, 7-10 Temmuz 2026.

Muhabir: Haber Merkezi