Başta sosyal medya olmak üzere, sokak ve ekran üzerinden teşhircilik ve kaos görüntülerine maruz kalan gençlik, toplumun değerleri ile özgürlük arasındaki çizgiyi neredeyse yitirmiş durumda. Kötülüğün prim yaptığı, kutsallarla dalga geçildiği, şiddetin izlenme uğruna her gün pazarlandığı bu çağda, sadece gençler değil, anne-babalar, eğitimciler; toplumun tüm kesimleri yozlaşmanın katmanlarında kısırdöngü yaşıyor. Özgürlük adı altında meşrulaştırılan kuralsızlığın nelere mal olduğunu, sosyal medyanın genç zihinlerde açtığı derin yaraları, görmezden gelinen her sınır ihlalinin ve sessiz kalınan her saygısızlığın neden olduğu toplumsal çözülmeyi Akademisyen Prof. Dr. Oytun Erbaş’la konuştuk.
Tüm dünyada gerek sosyal medyadan gerekse ekranlardan kaos ve kavganın reytingine maruz kalan bir nesil var. Bu karmaşa çağında gençliğin durumu ne olacak?
Şiddet şiddeti, iyilik iyiliği doğurur, bu hep böyle olmuştur. Şiddetin çekiciliği var. Korku yaşam kaynağıdır. Korku beynin en kolay yemeğidir, onu hemen alır ve duyurmak ister. Korku, cinayet, kötülük, negatif şeyler satar yani kötünün ve korkunun reytingi çok yüksek. Herkes korkuyu pazarlar. Pazarlandıkça daha çok korku oluşur ve çok alıcı bulur, tek başına bir satış metodudur. Bunu Hollywood dahil herkes keşfetmiştir.
Başıboş insan sokak köpeği olur
İşte bu yüzden kötülük prestij kazandı ve dini değerlere yönelik alaycı tutumlar ve özellikle “namazla dalga geçen video akımı” çok tartışıldı. Bir durma noktası olmayacak mı?
Türkiye’de büyüklere saygı, dini değerlere hürmet kırmızı çizgidir. Piramidin en tepesinde Allah, Peygamber ve Kur’an vardır. Ama bugün çocuklar neredeyse tamamen kuralsız yetiştiriliyor. Özellikle Y ve Z kuşağı arasındaki çatışmanın temelinde bu var. Bir önceki kuşak çok zor şartlarda büyüdü; çocukları bu zorlukları yaşamasın diye her şeyi serbest bıraktı. Fakat bir insanı tamamen boş bırakırsanız sokak köpeği olur.

Milat Gazetesi Ankara Temsilcisi Özlem Doğan, Prof. Dr. Oytun Erbaş’la konuştu.
O halde böyle bir pervasızlığın yaptırımı ne olmalı?
Bu, özürle geçiştirilecek bir konu değil! Ceza yoksa beyin şunu söyler: “Demek ki sorun yok, tekrar yapabilirim.” Ceza ve ödül birlikte olmalı. Bir çocuğun en değerli şeyi sosyal medya ve telefondur; gerektiğinde bunlar elinden alınmalı. Okuldan uzaklaştırılmalı, en az bir sene örf adet dersi almalı. Ortada ağır bir kabahat varken sadece ‘bir daha yapma’ denirse beyin bunu ‘bir daha yap’ diye algılar. Bu da belki üstüne daha da ekleyerek saygısızlık yapmanın kapısını açar. O zaman ödül de ceza da yan yana getirilmeli. Böylece çocuk da yaptığının ne kadar yanlış olduğunu anlar, aile ve toplum içinde de sorgulama sağlar, namazla dalga geçilmeyeceği öğrenilmiş olur. Zira Müslümanların değerleri ile dalga geçip popüler olunmasına sessiz kalınırsa bir sonraki kuşak daha kötülerini yapar.

Çocukları devlet yetiştirmeli
Dış etkenleri de göz önüne alırsak yeni nesillere belirli kural ve kaidelerin öğretilmesi çerçevesinde günümüzde aile tek başına yeterli olamıyor mu?
Aile her zaman iyi bir merci değildir. Ben olsam çocukları aileye bırakmazdım. Çocukların yetiştirilmesi devlet teşkilatına bırakılmalıdır. Bakanlıklar nerede eksik varsa çocuğun yeteneklerini ortaya koyarak o eksikleri ve açıkları giderebilir. Biz her şeyi kendi haline bırakmış durumdayız. Örneğin artık kimse genel cerrah olmak istemiyor. Beyin cerrahisinin yüzüne bakan yok. Bu gelecekte çok büyük sorun olacak. Mahalle baskısı lazım çünkü mahalle baskısı sizi bir yere götürür. Bunun en güzel örneği de Latin Amerika, orada baskı yok. Bıçak, silah taşımak, uyuşturucu kullanmak serbest. Bu yüzden de cinayetlerin en çok işlendiği, kaçakçıların kol gezdiği, suç oranının en yüksek olduğu yer Latin Amerika’dır.
Toplumda kuralları çiğnemek ve aykırılık özgürlük olarak lanse ediliyor. ‘Özgürüm sana ne’ ve ‘çocuğumun psikolojisi bozuldu’ bahanesine dayanarak her türlü değer çiğnenmeye başlandı öyle değil mi?
İtaat etmemek, aykırılık parantez içinde bir gerizekalılıktır. İtaat edenler yaşar. Bizim gibi Anadolu'da yetişmiş örf ve adetlerini bilen, dayak yemiş, kulağı çekilmiş, eşek gibi çalışmış, sınavlarını hakkıyla geçmiş çocuklarız. Acı patlıcanı kırağı çalmaz, yani ön yıkama yapmışlar bize! Bir çocuk gürültüde de ders dinleyebilmeli, hayatın gerçeği bu, en ufak bir şey de dikkate dağılmamalı. Üstelik şu anda daha akıllı olmanız gerekiyor. Artık sosyal medya aracılığıyla sosyal zekalar daha çok gelişti. Eskiden diploma önemli bir şeydi, şimdi ise yüzüne bakan yok. Onun için gelecek kendini yetiştirmişlerin, kreatiflerin, acı patlıcanı kırağı çalmazların olacak.
Çocuk yetiştirmek k-9 eğitimidir
Yani hazıra konanların değil de araştıran ve uğraşanların zamanı mı geliyor? Bu şekilde değerlendirirsek teknolojinin insanı geliştirmesi gerekirken tam tersi geriye düşürdüğünü söyleyebilir miyiz?
Hayat etkileşimdir. Hayat sokakta. Bilgisayarın başında ya da evde hiçbir şey yetiştiremezsiniz. Çocuk yetiştirmek K-9 eğitimidir. Bu eğitimi verebilirseniz onun adı çocuktur, siz bunları veremezseniz onun adı et parçasıdır. Dünyada başarılı olmuş insanların hepsinin ailesi kuralcı kaidecidir.
Kuralların bile isteye çiğnenmesi insanoğluna neler kaybettirdi?
Örneğin bekaret eskiden kanundu, korunmaktı. Bedeli neydi; evlenmekti. Evlenmenin bedeli de çocuk ve aileydi. Çocuk ve ailenin bedeli de nüfustu. Şimdi ‘nüfus düşüyor’ diyoruz. Biz bu koskoca ülkede en az 300 milyon kişi olmalıydık ama bazı değerler çok ucuzladı çünkü erkekler artık bekaret olmadan kadınlarla beraber olabileceklerini öğrendi. Feminist akımlar kadınların değerini ucuzlattı. Kadınlar örselendikçe nüfus düştü. Erkekler de ‘ben neden evlenip çocukla, kadınla uğraşayım, neden kahırlarını çekeyim’ diyor. Oysa eskiden çekmek, bedel ödemek zorundaydı. Bedeli olmayanın değeri olmaz, bedeli olmayan tek şey çöptür.

Ortalama zeka düştü
Türkiye'de ve dünyada sosyal medya fenomenleri vasıtasıyla ahlakın değersizleştirildiğini ve bu şekilde para kazanıldığını görüyoruz. Ardından zincirleme olarak uyuşturucu, sanal kumar gibi bağımlılıklar geliyor. Kolay yoldan zengin olmak ve şöhret için toplumun istikbalini çalanlar kimler?
Bugün bilim adamı mı çok yoksa rapçi mi diye sorsak maalesef cevap rapçilerdir. Daha çok aklı başında felsefecimiz var yoksa influencerlar mı diye bir araştırma yapılsa bu sorunun cevabı da influencerdir. Aslında iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batırmamız lazım. Gençlere örnek olarak kimleri gösteriyoruz? Değişmeyen tek şey değişimdir. Bu toplumdan elbette iyi insanlar da çıkacak. Z kuşağı ‘ölümlü bir dünya, daha sonra ne olacağı belli olmaz ileriye yatırıma değmez, bugünü yaşa’ diyor, Şu bir gerçek ki ortalama zeka düşmüş durumda ama toplum her zaman kendini kurtarır, önemli olan tarafını seçmektir.




