0

Çok fazla okumayı sevmediğimiz için olayları kavrama inceliğimizde köreliyor doğal olarak. Oysa yazılarında seviyeyi düşürmeyen, nice hakikatleri satır aralarına gömmüş birçok "milli" araştırmacı var zamanımızda. Onlara eğer bu gözle bakılırsa, çok önemli bir görevi icra ettiklerini söyleyebiliriz. Neticede olayların görünmeyen yüzünün topluma anlatılması, kafalardaki soru işaretlerini gidermektedir. Tabi bunun zıttı, herhangi bir gazete köşesinde yer bulmuş fakat nereden nemalandığı belli olmayan, birçok kiralık kalem de mevcuttur. O halde zihinlerde oluşabilecek bilgi kirliliğini önlemenin tek yolu, seçici davranmaktan geçtiği sonucuna varılabilir. Takdir edersiniz ki dengeli beslenmeyen ve sofrada sunulan ne varsa yiyen bir kişi, hastalıktan kurtulamaz.

Bu asırda Dünya'nın para ve enerji eliyle bir hesaplaşma içerisinde olduğu açıktır. Yüzyıllık sınırların, dolayısıyla küresel politikaların değiştiği bir dönemden geçiyoruz. Birilerinin geleceklerini tanzim edeceği coğrafyamız, sanki bir satranç müsabakasına sahne olmuş durumda. Bir tarafta Küresel para baronları ve ellerindeki ülkeler (Avrupa), diğer tarafta ise bazı uluslararası şirketler ve ABD derin devleti yer alıyor. Anlayacağınız, belli bir ittifak sürecinden sonra menfaatleri çakışan egemen güçlerin, birbirlerine düştüğü bir gerçektir.

Buradaki kilit ülke ise jeopolitik konumu ve kadim tarihi ile "Türkiye'dir. Bu galiz mücadelede özüyle bütünleşen Devletimiz, kendine başka bir yol çizme gayreti içerisinde. Bunun adına, tarihinden aldığı mirası yine tarihi tecrübesiyle birleştirip "Dünya sistemine bir başkaldırı" da diyebilirsiniz. İşte bütün hengamede buradan kopuyordu. Çünkü bölgemizde emelleri olan her iki cenah, başarıya ulaşmak için Devletimizi yanına alması gerektiğini çok iyi biliyordu. Yalnız, söz dinlemeyen bir Türkiye, daha düne kadar müttefik olduklarımızı bile ürkütüyordu. Mursi'yi devirmelerinin, Esed'i desteklemelerinin, DAEŞ'i oluşturmalarının ve terör örgütlerinin hamiliğine soyunmalarının da bir cihetle sebebi buydu. Yani satranç tahtasında üçüncü aktör görmek istemiyorlardı.

Bu bağlamda "One munite" ve "Mavi Marmara" ile başlayan süreç, tarafların bölgedeki hesaplarına büyük darbe vurmuştu. Nihayetinde zengin enerji kaynakları ve iletim yollarını bize rağmen tanzim edemezdi. Defalarca denenmesine karşın deviremedikleri Sn. Erdoğan ve ekibini, ellerindeki tüm (medya, terör, ekonomi…vb) enstrümanları kullanarak, kendi şartlarında masaya oturtmaktan başka çareleri yoktu. Lakin ok yaydan çıkmıştı bir kere. Devletimiz, ideallerinden vaz geçmiyordu/geçmeyecekti. Kaldı ki bu durum ülkemizin bir beka meselesiydi.

Aynı kurguyu, Putin'e karşı da uygulamış ve başarılı olmuşlardı. Kremlin yönetimini Küreselcilere kaptıran Putin'e, arada ayar vermeyi de aksatmıyorlardı. Soros'un "Putin'in, AB için DAEŞ'den daha büyük bir tehdit oluşturduğu" beyanı ve şimdilerde Rothshild güdümündeki Panama şirketinden sızan evraklarda, Putin'in değil de yakın çevresinin yer alması bunun ispatıydı. Aslında küresel para rezervini bir merkeze toplamaya yönelik başlatılan Panama operasyonu, aynı zamanda bir tarafın kullandığı algısal bir dizayn hamlesiydi. Ve pek tabi ki yalandan da olsa ülkemizi bu olaya dahil ederek şeytani bir algı kurgulanabilirdi. Ama yapamadılar.

Sn.Cumhurbaşkanımız'ın ABD ziyareti esnasında zikrettiği "Kara paranın ağababaları ABD'de. Onlara baksınlar" ifadesi bu minvalde değerlendirilmelidir. Akabinde Biden'ın dostane tavırları ve apar topar Obama'nın Beyaz Sarayda görüşmek istemesi de ilginçti. Acaba Sn. Erdoğan, çantasında ABD'ni uluslararası kamuoyunda zora sokacak bir takım belgelerle oraya gitmişti? Yoksa her platformda iftiralarla diz çöktürmek istedikleri Türkiye, bu belgelerle "bizim şartlarımız kabul edilmeden asla" mı demişti kim bilir? Belki bu teori size ütopik gelebilir. Peki, ABD ziyaretinden sonra sızan Panama belgelerinin bize dokunmaması ve İsrail'in normalleşme adına taleplerimizi kabul etmesine ne diyecektik?

Vesselam