28 Şubat sürecinin baskı atmosferinden günümüze uzanan çizgide, musıkinin frekansı, ruhu değişse de sanat bir feryat, bir direniş ve bir hafıza mekânıdır. ‘Nad-ı Aliyyen’le bir araya gelen, 90’lı yıllarda yaptığı ezgilerle İslami camianın sesi olan Sanatçı Akademisyen Mustafa Demirci ve Bosna’nın yaşadığı acı hafızasını; Balkanların derin irfan geleneğini sesiyle nesillere taşıyan Sanatçı Burhan Şaban’la müziğin tesirini, Srebrenitsa’dan Gazze’ye uzanan coğrafi ve vicdani bağları, Osmanlı mirasını ve ortak medeniyet tasavvurunu konuştuk.

Ruh kaybolmadı, değişti

Özlem Doğan: Biz sizi 90’lı yıllarda İslami camiada çok dinlenen ezgilerinizle tanıdık. 28 Şubat sürecinde Müslümanların üzerindeki baskıyı birlikte yaşadık. Bugün söylemlerimizi rahatça ifade edebildiğimiz bir dönemdeyiz. Baskı altında ezilenlerin iman şuuruyla refaha eren Müslümanların bugünkü duruşu arasında bir fark görüyor musunuz?

Mustafa Demirci: O yıllarda yaptığımız çalışmalar, yaşanan zorluklara ve İslam dünyasındaki problemlere karşı müzikal bir tepkiydi. Protest bir anlayış taşıyordu; mazlumların, mağdurların, inancı sebebiyle baskı görenlerin sesi oluyordu. Ezgi ya da marş adı verilen bu çalışmalar, kardeşlik duygusuyla zulme karşı bir duruşu temsil ediyordu. Zamanla atmosfer değişti. 90’lı yıllardan bugüne çok şey dönüştü. Ekonomik ve siyasal şartlar farklılaştı; hızlı bir değişim kaçınılmaz oldu. 40 yıllık mesafe 5 yılda alındı. Çalışmalarımız ruhunu kaybetmedi, sadece şartlara göre bir frekans değişikliklerine uğradı.

Ö.D: Bu topraklar tasavvuf açısından oldukça verimli. Taleal Bedru’yla başlayan ve günümüze gelen bir musıki anlayışımız var. Fakat Osmanlı’nın yıkılışının ardından kurulan rejimin yöneticileri Türk konservatuvarının kurulmasına dahi müsaade etmeyip halka Batı müziğini empoze etti. Bu durum kültürümüzde ne tür bir yozlaşmaya sebep oldu?

Mustafa Demirci: Osmanlı sonrası yaşanan kimlik bunalımları ve Batılılaşma süreci müziğimizi de etkiledi. Yasaklar ve keskin dönüşümler büyük bir kopuşa yol açtı. Oysa bugün Türk sanat müziği, halk müziği ve din musikisi akademik düzeyde öğretiliyor. Asıl mesele kaybedilen yıllar ve müziğimizi dünyaya yeterince güçlü sunamayışımız. Ruh bizde, mana bizde. Şu an Türk müziği alanında açılmış birçok konservatuar var. Bu duyguyu geleceğe taşıyacak insanlar da yetişiyor. Dini temalı çalışmaların karşılığı ise toplumun dinle kurduğu ilişkiyle doğru orantılı. Sekülerleşme ve kültürel erozyon, bu alandaki üretimleri daha lokal hale getirdi. Keskin yasaklarla düzenlenmiş bir anlayış, çok büyük bir inkıta oluşturdu. Kendini yok sayma gibi bir değişim tezahürü; ezanın Türkçe okunması gibi.

İnsan kulağından beslenir

Ö.D: Kültür sanat, özellikle müzik Türkiye’de çoğunlukla ekalliyetin elinde! Gençleri bugün rap adı altında etkileyen kalitesiz şarkılar çerçevesinde değerlendirecek olursak müziğin toplumlara etkisi nedir?

Mustafa Demirci: Müzik hayatımızın her alanında var. Ondan bütünüyle uzak durmak mümkün değil. Önemli olan doğru bir bilinçle üretmek ve tüketmek. Benim kriterlerim, müziğimin bir felsefesi, bir çerçevesi var. Yaptığım işin bilincindeyim. İlahi duyguları ve onların kültürel yansımalarını hissettirmeye çalışıyorum. Tasavvuf düşüncesinde müzik, insanı Allah’a yaklaştıran bir ilimdir. Mevlâna ‘İnsan kulağından beslenir’ der. İnsanın duyduğu sesler ruhunu ve yönelimlerini etkiler. O halde doğru seslerle beslenmek gerekir.

Ö.D: Evlad-ı Fatihan Sanatçı Burhan Şaban’la birlikte “Nad-ı Aliyyen” eserini hangi duygularla icra ettiniz?

Mustafa Demirci: Sanat alanında yıllardır çalışmalar yaptığımız ve savaş döneminde ürettiği değerli eserlerle o coğrafyanın manevi coğrafyasına hitap eden Burhan kardeşimle gönül birlikteliğini esas alarak bir çalışma ortaya koyduk; Nad-ı Aliyyen’in klibini Bosna’da tekkede çektik. Balkanlarda ilahiler adeta ibadet şuuru ile büyük bir hassasiyetle dinleniyor. Sanatın ötesinde bir anlam ifade ediyor. İlahiler dini açıdan baskılara maruz kalınan dönemlerde toplum için önemli bir tutamak oluyor. Bu eser hem Hz. Ali’nin sevgisini hem Peygamber Efendimiz’in nübüvvetine vurgu yapması hem de Allah’ın azametini dile getiren ortak bir mirastır. Tekkelerde, farklı geleneklerde asırlardır okunan bir dua olması da onu kıymetli kılıyor.

İslam dışı yaklaşım kabul edilemez

Ö.D: Hz. Ali’nin adını kullanan ama inanç biçimini tamamen İslam’dan soyutlamış; Peygamberimizi kabul etmeyen, cenazelerini ve ibadetlerini camide gerçekleştirmeyen bir kesimin İslami değerlere saldırdığını görüyoruz. Nad-ı Aliyyen’i de takdir etmeyecek olan bu güruhu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mustafa Demirci: Hz. Ali üzerinden farklı ve İslam dışı yaklaşımlar geliştiren aşırı fraksiyonlar her dönemde olmuştur. Ancak Hz. Ali, Peygamber Efendimiz’in akrabası, damadı, dört halifeden biri ve Ehl-i Beyt mensubu ve önemli bir Müslümandır. Onu bu çerçevede seven, hiyerarşiyi bozmadan muhabbet besleyen Aleviler bizim kardeşimizdir. Bunun dışındaki fikirler ise inanç erozyonudur ve kabul edilemez. İslam dışı yaklaşımla Hz. Ali’yi ve Kerbela’yı istismar edenler, inancımıza kastedip Müslümanlara kötülük yapmak amacındalar. Bizim amacımız ise ortak değerleri ve kardeşliği müzikal bir dille ifade etmek. Dolayısıyla eserimizi bu bilinçle, gönül rahatlığıyla icra ediyoruz.

Milat Gazetesi Ankara Temsilcisi Özlem Doğan, Sanatçı Akademisyen Doç. Dr. Mustafa Demirci’yle Sanatçı Burhan Şaban’la birlikte icra ettikleri Nad-ı Aliyyen’i; her yönüyle sanat ve tasavvufu konuştu.

İyi olduğumuz için öldürdüler

Özlem Doğan: Bosna çok büyük bir soykırım yaşadı. Şu an Gazze’de de soykırım sürerken Bosna’da da her sene Srebrenitsa Katliamı’nın yıldönümünde bulunan şehitler defnedilmeye devam ediyor. Sevdalinkalarda, ilahilerde bu büyük trajediler nesillere aktarılıyor. Bu minvalde sanatı bir çığlık, bir feryat aracı olarak değerlendirebilir miyiz?

Burhan Şaban: Öteden beri gelen süreci değerlendirirsek bu Bosna’da ve eski Yugoslavya’da Müslümanların yaşadığı on üçüncü katliam! 500 küsur yıllık bir medeniyetin altında yaşayan bu halklar hiçbir zaman savaş yaşamadı. Osmanlı medeniyeti altında huzur içinde yaşıyorlardı. Galiba insan kendinden iyi olanı kaldıramıyor. Sırplar, Hırvatlar biz onlardan daha iyi olduğumuz için bizi yok etmeye çalıştılar. Kendi komplekslerini bu şekilde çözmeye kalkıştılar.

500 bin sosyal konut projesinde kura heyecanı sürüyor
500 bin sosyal konut projesinde kura heyecanı sürüyor
İçeriği Görüntüle

Ö.D: Kötünün iyiyi kıskanması, haset etmesi aslında… Üç millet Balkanlarda ateşle barut gibi yan yana yaşıyor öyle değil mi?

Burhan Şaban: Evet, Balkanlar’da böyle bir atmosferde yaşıyoruz. “Balkan” kelimesi; bal ve kan! Sadece kendi mutluluğunu düşünen kötüdür. Bosna Avrupa’nın Kudüs’üdür. 500 metre içinde sinagog, Katolik kilisesi, Ortodoks kilisesi ve cami var. Medeniyeti Avrupa’ya getiren Osmanlı sayesinde Gazi Hüsrev Bey Külliyesi, medresesi, camisi kuruldu. Kanalizasyon sistemi kurulan ilk şehir Saraybosna’dır. Tramvay ilk Saraybosna’ya gelmiştir. Müslümanlar medeniyete, insanlığa çok büyük hizmetler verdi.

Osmanlı’ya büyük saygımız var

Ö.D: Fakat İslam dünyasındaki Batı hayranı gençler bunları bilmiyor…

Burhan Şaban: Medya sayesinde çok hızlı yaşıyoruz. Sosyal medya çağında birçok şey unutuluyor, unutturuluyor. Türk milleti kendi değerinin farkında değil! Osmanlı’ya, Türkiye’ye çok büyük saygımız var. Biz hâlâ İstanbul’u payitaht olarak görüyoruz. Bir dönem kendimizi bırakılmış hissediyorduk. Hâlâ “bizi bırakıp gittiniz” diyenler var, oysa aslında kendilerini bırakıp gittiler. Tarihi detaylı okuyabilsek, araştırabilsek görürüz ki aynı gemideydik. Gemi batmaya başlayınca hep birlikte battık. Kaleler içeriden yıkılır maalesef.

Ö.D: Türkiye bir dönem kendini bırakıp gitmişti. Osmanlı’dan nefret eden nesiller yetiştirildi. Tarih kitaplarında padişahlara hain denildiği dönemleri yaşadık. 90’lı yıllarda Bosna’da soykırıma uğrayan Boşnaklara sahip çıkamayan, aynı dönemde Hocalı’da katliam yapılırken Azerbaycan’a bile yardım edemeyen bir Türkiye vardı. Ama bugün o bağların tekrar kuvvetlendiğini söyleyebiliriz değil mi?

Burhan Şaban: Türkiye’nin güçlü olması bizim için bir garanti, güven, motivasyon ve güç demek. Balkanlar’da Rumeli topraklarında yaşayan insanlar Çanakkale’de çok şehit verdi, bunu konuşmamıza bile gerek yok; gidip görülebilir. O genler bir günde değişmez. Biz hâlâ Türkiye’ye çok bağlıyız, Osmanlı’nın havasında ve medeniyetinde yaşıyoruz. Sanatçı olarak, insan olarak geleneğimizi devam ettirdik. 500 yıl devam eden gelenekler bir gecede değiştirilemez. Mustafa Demirci ile birlikte seslendirdiğimiz, sözleri Arapça olan “Nad-ı Aliyyen” benim için farklı bir çalışma çünkü önemli olan bir geleneğin devam etmesi; Türkiye ile Bosna’nın, Balkanların birleşmesi ve iş birliğinin sürmesidir.

Gazze’yi en iyi biz anlarız

Ö.D: Osmanlı yıkıldıktan sonra Araplarla da aramıza mesafe koydular, düşman ettiler. Oysa aynı topraklarda yaşadık. Aynı medeniyetin parçasıydık. Gazze’deki soykırıma binaen ‘banane Araplardan’ diyen merhametsizleri görüyoruz.

Burhan Şaban: Gazze’de yaşananları en iyi anlayanlardanız. Ama bazı sanatçılar Gazze hakkında konuştuğunda geri adım atması için baskı görüyor. Kendisinden çok şey öğrendiğim Rahmetli Alija İzetbegoviç ile bir anım var. 90’larda ben de Araplarla ilgili olumsuz konuştuğumda bana, “Bizi ayıran noktalara değil, bizi bağlayan noktalara odaklanalım” demişti. Çok büyük ve çok güzel bir cümleydi.

Kaynak: Ankara Temsilcisi / Özlem Doğan