0
Mor dağların yamaçlarında gurur cümleleriyle dokundu bize… Vadilerin ıhlamur kokusunda göğe yükseldi Rahman suresinin nur sadası… Yusuf Suresi'ndeki 11 yıldız gibi aydınlattı gönül hisarımızı… Ondan öğrendik pınarların akan coşkusunda helal kalmayı, harama meyletmemeyi… Daim parıldayan o meşaledir yas devrini sonlandıran… Yeşil sarıklı bilgelerdi onu evrene müjdeleyen… Bulutlara ruh veren, kainata desen çizen, gönüllere iman nakışlayan o varlığın hilkatine sahip olana habip olmuştu… Yangın yerine dönüşen kalp dehlizlerimize o tabip oldu… Sümbüllerin bakışıydı ondan öğrendiğimiz… Sevgililerin yakarışıydı göz bebeklerimizin masumiyeti… Yumuşak huylu lisanıydı ondan bize kalan, o selim olan, o halim…
Edep neşriyatıydı varlığı, ahlakla neşvünema doygunluğundaydı narin sesi, büyüyüp serpilen kudretli bir fidandı ona bir defa bakan, yayıldı kum zerrelerinden okyanus dibindeki mercanlara namı, onun namının ardındaki silsile… Taşların dile gelmesiydi ve lal kalması ediplerin, ozanların, bilgelerin, onun varlığının ardındaki gayeydi kainatın aşka gelmesi… Aşkın bir cenkti aslında asıl sevdasına tabi olanların muzaffer olduğu, muzaffer kaldığı…
Bir kelimedir benim sarf ettiğim, değil! Bir diriliş ummanı, güllerle medeniyetler kuran, çiçeklerden, kelebeklerden her çağa çağdaş mutlak aydınlığın saltanatını insana sunan… Güzel ahlakla tabiatüstü hayaller gerçekleştiren… Veda tepesinin bile aşkıyla kavrulduğu… Nur Dağı'nın sevdasına yandığı… Kendisine gölge veren ağaçların dahi kendisine haya ettiği… Şimdi gelin sorun yürek halımı… O'nu diyorum O'nu… Aşkın yaman hakikatine bizi sevk eden O ADAM'ı diyorum…
Aşkın yaman ölçüsü… Her salisesi beyin naklidir aşkımızın tanımı… Kalbe taze kan pompalayan damarların imanla ve aşk örüntüsü… Sinir diplerinde kendine yer edinen bir amentüdür dağlarda haykırdığımız… Sana sesleniyorum ey zaman ve mekan, duy beni ey varlık ve metafizik hakikat, göster cüretini cevapla sualimi, nasıl dayanıyorsunuz aşkına Muhammedin, nasıl, Allah aşkına nasıl…
…
Dünyanın sonunun geldiğine artık inancım tam… Benim gibi bir gafil, benim gibi bir cahil cühela, Habib Allah'a tanım bulmanın mecalinde… Adı, şanı, namı Allah'ça malum olan Muhammed'in aşkınadır takatimiz… Güller çiçekler bitkiler neşe dolu kelebekler zikrederken Allah azimuşşanı, bütün temizlikleri ve bütün tebessümleriyle '' Muhammed'' demenin şeb-i arusunda, sevgilinin arzusunda, aşkın bütün nakaratlarının bam telinde bir hoş, evren Muhammed isminin zikriyle hep hoş…
Şimdi kendime söylüyorum, hangi söz anlatabilsin O'nu, hangi ruh dayanabilsin O'na, nasıl erimez beden nasıl, aslında asıl nasıl dirilmez beden nasıl, Muhammed'in aşkıyla…
Rabbim! Kalbime sen vakıfsın, gönüller vakfetmeyi nasip et Muhammed'in yoluna…
Ey kainatın ulu imparatoru yüce Rabbim, Muhammed'in aşkının ümidiyle haşrolunmayı nasip et…
Ey tek olan İlahımız, kendini yitiren kalbimize, ümitler tüketmiş coğrafyamıza Muhammed'in ruhuna ve umuduna kattığın idraki nasip et…
Dilimiz sussa da, basiret kurusa da, kalbimiz Muhammed'in zikriyle yaşlansın ve zikrinin ümidiyle tamlansın tanımlansın tamamlansın anlamlansın… Adımız Muhammed Mustafa'yla anılsın…
Ruhunuza Dikkat Edin! Sizi Yakabilirim Muhammed'in Aşkıyla…