0
İnsan değişir, öğrenir, gelişir, hayatına yön verir. Yeni yaşantılar, insanın hayatında da önemli etkiler yapar. Bulunduğu yerde, düşüncede sabit olmak zorunda değildir kimse. Öğrendikçe, hakikatle yüz yüze kaldıkça kendisinde de bir tadilata giren kişileri yadırgamamak gerekir.
Yaşadığımız günlerin ne kadar karmamış ilişkilere zemin hazırladığını görüyoruz. Yan çizenler, yön çatışması yaşayanlar, her yerde görünmeye çalışanlar birbirleriyle yarışıyor. Önemli olan şimdi nerede olduğumuz, tavrımızı açıkça ortaya koyup koymadığımız.
Bu yer tayinini düşünmeme sebep olan olaylar artık bütün gündemimizi meşgul ediyor. Kemal Kılıçdaroğlu'nun son geldiği noktadan tutun da Milliyetçi Hareket Partisi'nin kuşatıldığı ablukaya kadar birçok yaşanan gelişme, gelinen son noktanın vahametini gözler önüne seriyor.
Her fırsatta Atatürk'ün partisi olduğuyla övünen, Cumhuriyet'in bekçisi olduğunu haykıran CHP'nin şimdi nasıl olup da bir küfür deryasına bulaştığını açıklama zahmetine bile girmiyor cumhuriyetçiler.
Artık Kılıçdaroğlu konuşurken uzun uzun "biiiiipp" sesi duymaya başladık. Kürsüden bu ahlaka mugayir sözler savrulurken dinleyiciler ve özellikle bayanlar ne yapıyor; avuçları patlarcasına alkışlıyorlar savrulan bu ahlak dışı sözleri. Partinin ve liderin nerede durduğunu herkes artık daha net görüyor; sadece CHPliler göremiyor ya da görmek istemiyor.
Devlet Bahçeli'nin de içinde bulunduğu son nokta oldukça manidar. Partisinin adım adım bir istilaya uğradığını herkes gördü de Bahçeli yeni fark etti partisinin elinden kayıp gittiğini. Cumhurbaşkanı, devlet içinde devlet olmaya çalışanlarla mücadeleye giriştiğinde "Bu benim ya da bizim değil Türkiye'nin problemi. Bu yangın gün gelecek hepinizi de kuşatacak." dediğinde bu sözleri kulak ardı edenler şimdi veryansın ediyorlar ama iş işten geçti gibi görünüyor.
Gelinen son noktaya bakmak gerek. Kimseyi geçmişin karanlık sayfalarıyla eleştirmek doğru olmaz. Geçmişte bulunulan ortamlar, yaşanılanlar kimsenin değerlendirilmes
İkili oynayanlar, hatta üçlü dörtlü yollara sapanlar şimdi daha da çoğaldı. Her yerde görünen, herkesin adamıymış gibi yapanlar kişiliklerini de satarak yaşamaya devam ediyorlar.
Tavrı ortaya koymakta fayda var. Benim tepkimden ne olur demeden sağlam bir duruş sergilemek gerek. Mesela Tarık Akan'ın Yeşilçam zamanlarının temiz yüzüne aldanmamak gerek. Şimdi nerede duruyor diyerek bakmak ve ona göre tavır sergilemek aklıselimin yapması gerekendir. Sosyal medyada, her fırsatta ülkenin Cumhurbaşkanı'na hakaret eden kişinin ne sanatı lazım bize ne de çevirdiği filmler.
Akıntıya kapılacak, safa yatacak vakitlerde değiliz. Araştıracağız, doğruyu bulacağız. Mert olmalı, zamana ve mekana göre sözü eğip bükmemeliyiz. Zalimin, ahlaksızın sözünü sakınmadığı bir zamanda hoşgörü martavallarıyla kimse kimseyi avutmasın boşuna.
Bakıyoruz Altan Tan çok doğru şeyler söylüyor gibi görünüyor. Bu, alkışlanacak bir tavır değil. Bu sözleri söylemek yerine bulunduğu yeri sorgulamalı ve önce kendini oradan uzaklaştırıp daha sonra ne söyleyecekse söylemeli.
Bulunduğumuz yer, değerlerine sahip çıkanların safı olsun. Kendi çıkarı için vatan hainleriyle aynı safı paylaşmanın bahanesi olamaz. Hainliğin ne dini olur ne imanı.