0
Ahlaki değerlerin her alanda çöküşe geçtiği bir demdeyiz. Öncelikler değişince, kaçınılmaz bir sonla yüzleşiyoruz. Kimine göre sekülerleşmenin boyut değiştiren yansımalarıydı bu. Kimine göre de "Medeniyetler çatışması" tezinin, küreselleşmeyle gelen farklı bir versiyonu… Lakin her ne denirse densin, karşımızda "ilmunat bir akıl farmasyonu" olduğu yadsınamaz gerçek. Bunu; Rab anlayışının, hayatın her aşamasından kademeli bir şekilde çıkartılmasıyla özetleyebiliriz. Tabiatıyla hak ve ahlak temelli kıstaslar yitirince de, yerini şeytan ve şeytanın kullandığı azgınlıklar alıyor. Böylece ortaya, masumlara kast eden ve çıkarları adına her türlü adiliği mubah gören bir güruh çıkıyor.
Bu minvalde "Reina saldırısının" arkasındaki zihniyet için, tamda aynı tanımı getirebiliriz. Yani menfaatleri için can alacak derecede hayvanlaşan bir akıl ve "Siz misiniz Suriye'deki denklemi bozan, sözümüzü dinlemeyen" diye başlayan bir mesaj… Bu yönüyle, saldırının asıl azmettiricisini; 15 Temmuz girişiminden, Beşiktaş saldırısından ve Karlov suikastından gayet iyi tanıyoruz aslında. Zira ABD menşeili "stinger füzelerine" hedef olan askerlerimiz için kılı kıpırdamayanların, bu olayı yüksek perdeden kınaması oldukça manidar değil mi sizce de?
Bu açıdan; tek elden yönlendirildiği belli olan ve Türkiye üzerinde uygulanan bir "projenin" sahnelendiği açık. Tıpkı 15 Temmuzdan sonra beklendiği üzere… Yani moral bozma, hayatın akışını etkileme ve ekonomik sonuçları akseden, bir dizi düşmanlık silsilesi. Fakat bu eylemi, diğerlerinden farklı kılan bir yanı var. Çünkü ilk anından itibaren; Noel baba kıyafeti üzerinden Alevi, Sünni şeklinde çıkarılan fitne ve akabinde sosyal medyada Diyaneti hedef gösteren bazı yazılar, mezhepsel kaos kokuyor.
Teröristin davranışları, eylemin profili ve kullanılan mühimmat bir tarafa, saldırı sonrası oluşturulan tartışma atmosferi birbiriyle senkronize ilerliyor. O nedenle DAEŞ, FETÖ, PKK, PYD vb. gibi türdeş maşalarda, yok farz edilemez kesinlikle. Kaldı ki DAEŞ bir yandan saldırırken, eş zamanlı sosyal medyaya servis edilen "Şike Tapeleri" ve "mezhep temelli provokasyonlar" birçok şeyi de deşifre ediyor. Neticede "hibrit" bir savaştaydık ve bu savaşta, yerelden devşirdikleri kripto insan gücünü ve lojistiği kullanıyorlardı.
Anlayacağınız yedi düvelin iç kargaşadan medet umduğu bir atmosfere doğru sürüklenmek isteniyorduk. 2015 de CIA'nın eski yetkilisi tarafından yapılan "en büyük umudumuz bölgedeki Şii-Sünni savaşıdır" itirafta da, aynı amacı işaret ediyor. O cihetle bu saldırının hemen sonra, Laiklik vurgusu yapmak "kime ne kazandırır" sorusunu akıllara getiriyor. Bazı isimlerin, kutuplaşmaya dikkat çekerek, çareyi "Anayasa değişikliğinin geri çekilmesi"nde bulması da... Acımasızca güvenlik güçlerini eleştirmekte cabası.
Haksızlık edilmesin! Zira imkanlar dahilinde, Devletimizin elinden geleni yaptığı aşikar. Son üç ayda 280 canlı bomba eyleminin sahada engellenmesi bunun göstergesi. Siyasetçi, kanaat önderi veya ibadet yerleri gibi dinamiklerin güvenliğini ise zaten saymıyorum… Lakin her şeye rağmen, terörün beslendiği lojistik ve psikolojik etkenleri, minimum seviyeye düşürecek ek tedbirlerde değerlendirilmeli. Mesela; sosyal medya başta olmak üzere tüm kriptolara yönelik operasyonlarına hız vermek, Avrasya Tünelini ise "Hacı Bektaşı Veli" ismiyle adlandırmak, akla gelen lojistik ve psikolojik önlemlerden sadece bir kaçı... Böylece kaşıdıkları kesim üzerindeki hesapların boşa çıkacağı ve toplumdaki aidiyet duygusunun pekiştireceği düşünülmelidir.
Hülasa; sakın ümitsizliğe kapılıp felaket tellallığı yapan zibidilere aldanmayın. Sağduyulu ve aklıselim bir tavır sergilemek, bugün beka meselesi nispetinde elzemdir. Unutmayın bizler Müslümanız ve inancımızda "ümitsizliğe" yer yoktur. İnanarak söylüyorum; bu devran böyle gitmeyecek ve birliğimizi bozamayacaklarını onlarda anlayacaklar. İşte o zaman ortaklıkları bozulacak ve bedel ödeme sırası onlara gelecek. Şahit olun hem de çok yakında…
Vesselam…