0

Maalesef son birkaç yıldır, terör artık lokal bir sorun olmaktan çıktı. Hedefi de, kalabalık mekanlar ve farklı ülke vatandaşlarının da olma ihtimalinin olduğu şehir merkezleri oluyor.

Çünkü; tüm dünyanın dikkatini çekmek istiyor. Eylem biçimi de araçları insanların üstüne sürmek veya araçla birlikte infilak ederek, can kaybına neden olmak.

Genellikle DAEŞ'in kullandığı bu yöntemin elemanları da eylemin yapıldığı ülkenin vatandaşı olmaları. Çoğu Mağripli olan bu şahısların en sonuncusu Barcaleno'da bir minibüsü kaldırımda yürüyenlerin üstüne süren de yine, 17 yaşındaki Fas asıllı bir İspanya vatandaşı.

Görünürde ortak kimlik Müslümanlık olsa da, teröristlerin çoğu, ya hırsızlık ve adam yaralamaktan sabıkalı veya uyuşturucu bağımlısı.

Fransa, Belçika ve Hollanda da benzer sonuçlarla karşılaşıldı. İstisnalar dışında, bir takım sorunlu kişiliklerin, bir çeşit intikam olması gibi görülüyor. Kendi başarısızlıkları ve umutlarının tükenmiş olması ve belki de çoktan intihara karar vermiş kişilerle, DAEŞ gibi örgütlerin etkili bir şekilde kullandıkları sosyal ağlarla iletişim kurularak işe yarar, "mühim" bir üye haline getirdikleri ortada.

Nasıl olur da, hayatlarında hiç karşılaşmamış insanların, aynı örgütte görev alıp, benzer davranış kalıpları gösterdiği, ciddi araştırma konusu.

Elbette, çeşitli ülkelerde faaliyette bulunan, çevre örgütleri, insan hakları aktivistleri, hayvanseverler de birbirini hiç görmeden belli düşüncelere sahip olup, benzer davranışları sergileyebiliyor. Ortak yanları; sevgi, insanlık, adalet, eşitlik gibi duygularsa, cinayet örgütlerinin de ortak yanı nefret olmuş oluyor.

Belki de, bu nefretin psiko-sosyal ve tarihi nedenlerinin tespitinden sonra en acilinden karşı hamlelerle, bu delirme haline son vermek gerekiyor. Nefret edilen nedir; hedefleri, bir din, ideoloji ya da belli bir siyasi görüşün sahipleri mi? Yoksa bütün bunların dışında bizim hatta kendilerinin dahi bilmediği yok olurken, yok etme isteğine karşı koyamadıkları bir dürtü mü?

"Vaad edilen cennet için cihat" gibi safsatalara inanan DAEŞ'çiler de mutlaka vardır. Ancak, paramparça olmayı göze alacak kadar, cenneti isteyen ve buna inanan birilerinin yaşam tarzı, çok daha farklı olmaz mıydı.

Özellikle; Avrupa'da yaşayan çok sayıda DAEŞ'li için, bunun bir İslami kimlikten çok daha farklı bir izahı olmalı. Kaldı ki, Batı'dan örgüte katılımlarda, Müslüman olmayanlar da yakalandı.

Sanki, bir bilgisayar oyunu var ve gerçeklikten kopan, kişilik problemli ve sağlıksız bazı kişilerin, yeni bir "post modern" eğlence anlayışı gibi bir şey bu. Bir delirme hali, gittikçe yayılıyor.

Avrupa ülkelerinde bu terör eylemlerini gerçekleştirenler, orada doğup, orada yaşamışlar ve birçoğu da 3. Kuşak olduğundan ya anneleri ya da babaları da bir Avrupalı. Bu arada, bunlara sahip olmak suçtan uzak olmayı getirseydi, ırkçı saldırılar, okulları silahlarla tarayanlar da onlardan çıkmazdı.

Breivik, 22 temmuz 2011 yılında, önce bir araca yerleştirdiği bombayı başkent Oslo'da hükümet binası önünde patlattıktan sonra, ardından Ütoya Adası'na geçerek, burada kamp yapan Norveç İşçi Partisi'ne üye gençlere ateş ederek öldürmüştü. Breivik, iki ayrı saldırıda 77 kişiyi öldürmüştü. Hatta bir de Türk kızı vardı ölenler arasında. Bu katil de bir Avrupalıydı. Hatta, Avrupa'da Müslümanların olmasından hoşlanmadığı için, bunu yaptığını da ifade etmişti.

Yine DAEŞ'in de katlettiği insanlar arasında Müslümanlar da vardı.

Sanki, birileri kan dökmekten keyif alıyor ama bunu, çeşitli "kutsal" argümanlar veya sloganlarla kamufle etmeye çalışıyor.

Dünyada azımsanmayacak bir kitle, çeşitli nedenlerle hastalanıyor ve sağlıklı ya da daha az hasta insanların ya da sorunlarını çözebilen veya en azından bunun için çaba gösterenleri, yok olma pahasına yok ediyor…

Bu "düzene" öfke kusmak değil. (tıpkı solcu teröristler gibi) kendi şiddetini meşrulaştırma isteği.

Artık; bilim adamları, daha gelişmiş silah ve yapay zeka gibi şeylerle uğraşmayı bırakıp, biraz daha insana- doğaya odaklanmayı tercih etmeli. Bilim, insan için var; insan, bilim için değil

Öte yandan Ortadoğulu da; "nerede hata yaptık ve neden başarısız olduk?" sorusunun cevabına irdelemeli. Tıpkı bilim gibi, din de insan için var.

Başarıdan kastım ise ne bilim ne teknoloji.

Erdemli bireyler, sağlıklı toplum ve huzurlu dünya demektir.