“Bize: ‘Sizin bütün değerlerinizi, bütün kâidelerinizi, bütün hedeflerinizi benimsiyoruz!’ diyen bir millet”
[Gazetecinin Türkiye’ye tam âzâlık yerine imtiyâzlı ortaklık (partenariat privilégié) tanınması hakkındaki sorusu üzerine:]
“Bize dönüp: ‘- Sizin bütün değerlerinizi, bütün kâidelerinizi, bütün hedeflerinizi benimsiyoruz!’ diyen bir millete: ‘- Kusûra bakmayın! Biz size evet diyemiyeceğiz!’ şeklinde mukâbele edersek, ağır bir mes’ûliyet altına gireriz!”
Bizim için en mühim olan cümlelerini tercüme ettiğimiz bu pasajın Fransızca tam metni şu şekildedir:
« Alors, naturellement, cela suppose que la Turquie adhère à tout ce que nous souhaitons. C'est-à-dire qu'elle transforme profondément ses valeurs, ses modes de vie, ses règles.
« M. Patrick Poivre d'Arvor: - C'est le cas, pour l'instant ?
« Le Président: - Elle a sans doute fait un effort considérable. C'est vrai. Elle est loin du terme de cet effort car, comprenez bien que ‘négociation’, effectivement, cela ne veut pas dire ‘adhésion’. Cela veut dire que la Turquie devra encore faire des efforts considérables, qui vont durer dix ans, quinze ans, vingt ans, je ne sais pas, mais certainement pas moins de dix ou quinze ans, pour reprendre tout ce que nous appelons l'acquis communautaire, c'est-à-dire toutes les règles, les valeurs, les modes de vie qui sont les nôtres tant sur le plan des droits de l'Homme que sur le plan de l'économie de marché. Toutes les valeurs et les règles qui sont les nôtres.
« Et pour cela, elle doit faire des efforts considérables. Il y a trente chapitres qui développent ce qui doit être fait. Il y a 88 000 pages de législation qu'elle devra adopter. C'est un effort considérable.
« Alors quand vous me dites : peut-on trouver une autre solution ? On peut toujours trouver des solutions, c'est le travail des diplomates. Mais je n'y crois pas, car demander...
« M. Patrick Poivre d'Arvor: - Un partenariat privilégié, par exemple, que souhaite le Chancelier autrichien ?
« Le Président: - Monsieur Poivre d'Arvor, demander à un pays, comme la Turquie, un grand pays riche d'une longue histoire, de faire des efforts aussi considérables pour arriver à un résultat aléatoire ou partiel, ce n'est évidemment pas raisonnable. Et nous prendrions une très lourde responsabilité vis-à-vis de l'histoire si, face à un peuple qui nous dit : ‘nous adoptons toutes vos valeurs, toutes vos règles, tous vos objectifs’, nous leur disions : ‘eh bien, non. Au total, nous allons être négatifs’. »
Avrupa Birliği’ne kabûl̃ edilmek için bir şart da, Anadolu Milletinin “Ermeni jenosidi cürmünü” îtirâf etmesi!
Chirac, aynı televizyon sohbetinde, Türkiye’nin, Ermenilere jenosid yaptığını kabûl etmesinin de bir başka şart olduğunu ve Türkiye’nin bunu yapacağından emîn bulunduğunu ifâde etmektedir. Çünki Fransa’da (aynen dîğer AB Devletlerinde ve Avrupa Parlâmentosu’nda olduğu gibi) bu husûsta çıkarılmış bir kânûn mevcûddur ve Fransa için bu bir hukûkî zarûrettir…
Demek ki bu sak̆îm mantığa göre, Fransız veyâ dîğer AB ülkeleri parl̃amentoları ve bu meyânda Avrupa Parl̃amentosu, târihî hak̆îkatleri hiç umursamadan ve üstelik de husûsen 1878 Berlin Muâhedesinden îtibâren alenî veyâ sinsi usûl̃lerle, asırlardır kardeşçe berâber yaşadığımız Ermeni topluluğu ile aramıza husûmet sokanlar, sonraki elîm hâdiselere zemîn hazırlıyanlar kendileri olduğu, Marksist Hınçak ve Taşnak Fırkalarının tedhîş ve Pâdişâhımıza sûikasd̃ hareketlerini destekledikleri, şoven Ermenileri mütemâdiyen silâhlandırıp Türklere karşı kışkırttıkları, I. Cihân Harbinde kurdurdukları şoven Ermeni müfrezeleriyle Türklere karşı berâber savaştıkları ve Ruslarla berâber Ermenilerin mühim bir kısmını Türkleri arkadan vuracak şekilde isyân ettirdikleri, Har̃b boyunca ve sonrasında bu hâinâne işbirliği hep devâm ettiği, asıl bu hâin, şoven, Marksist Ermeni tedhîşçiler Türklere ve sâir Müslümanlara karşı tam bir jenosid hareketi yürüttükleri, bu sûretle asıl jenosid kurbanları bilhassa Türk ve Kürd Müslümanlar olduğu, Müslüman toplulukların sâdece şoven Ermenilere karşı nefs müdâfaası yaptıkları, mâmâfih bu müdâfaa esnâsında, içlerinden bâzılarının, -mârûz kaldıkları korkunc zulümlerin têsîri altında şiddetli bir infiâl̃ hâlet-i rûhiyesiyle hareket ederek- zamân zamân haddi aşan taşkınlıklara da tevessül ettikleri ve –evvelâ emperyalistler, zâlimler, Ermeni jenosidcileri mahk̃ûm edilmek şartıyle- ancak bu sebeble bu had̃siz fiilleri irtik̃âb edenlerin takbîh edilmeği hakkettikleri, Ermeni “Birâderleri”yle berâber memleketi idâre eden Sabataî Mason Üstâd-ı Âzamı Talât Paşa ve İttihâdcı Hük̃ûmetinin ise Ermeni ihânetinin zarârlarını azaltmak için sâdece tehcîr tedbîrine mürâcaat ettiği, o günden beri -ASALA, v.s. vâsıtasıyle- bir kısım Ermenilerin Türklere karşı cinâyetleri süregeldiği, bütün bu cinâyetler de Ermenilerin ekseriyetinin Türk milletine karşı duyduğu sınırsız nefretten beslendiği, gözlerimiz önünde Âzerî Türklerine karşı jenosid siyâseti tekrâr tatbîkâta konulduğu ve hâlen de [2014] Âzerbaycan arâzîsinin büyük bir kısmı (Karabağ) Ermeni işgâl̃i altında bulunduğu, bütün bunlar kendilerinin bizden daha iyi bildiği birer vâkıa, târihî birer hak̆îkat olduğu hâlde, bir kânûn çıkarıp Türkleri jenosidci millet îlân edecekler, hattâ bununla da iktifâ etmiyecekler, ak̃sini müdâfaa etmeyi bir suç hâline getirecekler ve muazzam propaganda imk̃ânlarıyle bizim okur-yazar takımımızı dahi têsîrleri altına alacak ve bizi kendi kendimizi jenosid mücrimleri îlân etmiye zorlıyacaklar ve üstelik, bütün bunları da, 20. asrın başlarında, Balkanlar’da, 1960’larda, 1970’lerde Kıbrıs’ta müttefîk̆lerinin Türklere jenosid yapmasına göz yuman ve el altından buna destek olan, Lozan’da ise Türklere karşı sinsi bir kültür jenosidi pl̃anı sahneye koyan ve o günden beri de bu pl̃anın aksamadan tatbîk̆i için mütemâdiyen gayret sarfeden, müdâhale eden bir kuvvet yapacak ve buna rağmen, Türkler, AB’nin –kendini jenosidci îlân etmek dâhil- bütün arzûlarını yerine getirecekler! Herhâlde ikiyüzlü Avrupa Birliği, Türkleri tamâmen basîretsiz, hattâ ahmak zannediyor!
“Kemalist Türkiye”, dayatılan bütün şartları yerine getirse bile, son söz, yine de tek tek her birinde!
Chirac’ın dile getirdiği bir başka pek mühim husûs da, Türkiye, Avrupa’ya temessül etmek için, onlarca sene zarfında, ne kadar gayret göstermiş olursa olsun, Türkiye’nin AB’ye âzâlığı hakkındaki –bir referandumla tesbît edilecek- son sözün Fransızlara (ve dîğer Avrupa halklarına) âid olacağıdır… (Bu çerçevede, meselâ, Cenûbî Kıbrıs’ın birkaç yüz bin seçicisi Türkiye’ye “hayır” derse, Türkiye yine âzâ kabûl̃ edilmiyecekdir; çünki âzâlık karârı için, bütün AB memleketlerinin bilittifâk karâr vermesi l̃âzımdır...)
Kemalizmin Milletimize revâ gördüğü kültür jenosidi vetîresini durdurmanın başlıca şartı, Avrupa’yı üstün görmekden, onu bir hak̆îkat mîyârı, bir otorite olarak kabûl̃ etmekden vazgeçmekdir
Binâenaleyh, gâyet açıkça anlaşılmış olsa gerek ki Türkiye’nin Avrupalılığı kabûl̃ etmesi demek, mânen intihâr etmesi demektir!
Hâl böyleyken, hangi sak̆îm zihniyetle, “Muhâfazak̃âr / Milliyetci” Hük̃ûmetlerimiz dahi böyle bir siyâsete tarafdâr olabiliyorlar? Bunu, sâdece “Türkiye’yi daha fazla demokratikleştirmek için elzem bir tâbiye” olarak görüyor olsalar dahi, onlara yine de hak veremeyiz. Çünki, bu şekilde, her şeyden evvel, Avrupa bir hak̆îkat mîyârı hâline getirilmekte ve kendi şahsıyetimiz, değerlerimiz, kültürümüz küçümsenmektedir. Bu eziklik hissinin de zâten hükmünü yürütmekte olan kültür jenosidini hızlandırmak mânâsına geldiği âşik̃ârdır. Hâl̃buki kültür jenosidi vetîresini durdurmanın başlıca şartı, Avrupa’yı üstün görmekden, onu bir hak̆îkat mîyârı, -İlmî Zihniyetin zıddı olan tipik bir İskol̃astik Zihniyet tavrıyle- bir otorite olarak kabûl̃ etmekden, doğruyu, iyiyi, güzeli tesbît için durmadan ona atıfta bulunmaktan vazgeçmekdir.

“Bu eser, yeni bir mefhûm olan “kültür jenosidi” tâbirini îzâh ettikden sonra, bu târiften yola çıkarak, Milletimize revâ görülen topyek̃ûn kültür jenosidini, “Öztürkçe” Sapkınlığı, “Öztürkçe Ezân ve Öztürkçe Kur’ân” Rezâleti, Câmi ve Târihî Eser Kıyımı, Avrupacılık Dal̃âleti, “Kemalizm Dîni” ve Şahısperestlik, Tercüme Hukûk Zilleti, Millî Yazımız ve Kıyâfetimizin Horlanması, Târihimizi Tahrîf, Ecdâdımıza Hakâret, Millî Mûsık̆îmizin Yasaklanması, Menhiyâtın Resmen Teşvîk̆ Görmesi gibi tezâhürleriyle gözler önüne sermekte ve Milletimizi, bu jenosidin fâillerini, ihdâs edilecek bir mahkemeyle muhâkeme etmiye ve kurbanlarına iâde-i îtibârda bulunmıya, ayrıca, T. C. Mevzûâtından, bu jenosidi bugün de devâm ettiren bütün hükümleri ayıklamıya dâvet etmektedir…
***