Hürmüz'de çatışmalar iki haftalık süreç sonrası yeniden görüşmelerin başlamasıyla kesildiğinden biraz nefes alınmış gibi olsa da yeniden alevlendiğinde artık Husiler ve Suudi Arabistan da denkleme katılmış olacak. Günlük 400.000 varil üretim yapan tesislerine sadırılmasıyla Suudiler geri dönüşü pek de mümkün olmayan bir alana çekilmiş hale geldi. Rusya-Ukrayna tarafını geçen hafta detaylıca ele aldığımızdan tekrar geniş çaplı detaylandırmayı düşünmesem de Hazar'da Ukrayna'nın İran gemisini vurması o taraftaki dengeleri temelinden değiştirebilecek bir gelişme potansiyeli taşıdığından değinmeden geçmeyelim isterim.

FED'in faiz kararının en önemli gelişme olacağı bu hafta aslında dananın kuyruğunun ne zaman kopacağına dair önemli bir işaret verme ihtimali olduğundan oldukça kıymetli. Artış beklemesem de ABD borsaları üzerinde oluşturduğu baskı nedeniyle bile karar, her şeyin birbirine girmek üzere olduğu şu süreçte en önemli kavşak haline gelecek. Şimdiden bazı şube başkanlarının artış yanlı olduğunu açıklaması can sıkıcı. Toplantı sonrası yine FED'de kafaların karışık olduğu izlenimi verecek bir oylama sonucunun ortaya çıkması beklenildiğinden bir sonraki toplantıya kadar stres özellikle ABD borsalarının üzerine yoğunlaşacak.

Uzun zamandır yapay zeka tarafında ısrarla dile getirilen balonlaşma iddiaları faiz artırılmasa dahi her geçen gün güçleniyor. Yapay zeka tarafında ihtiyaç olunan kaynakların şu şartlar altında sağlanması, yani savaşın tüm dünya ekonomilerini ve dolayısıyla piyasalarını sınırda kişilik bozukluğu çizgisine getirdiği bir dönemde pek mümkün gözükmüyor. Hal böyle olunca da ABD borsalarında büyük bir düzeltmenin ve ardından ciddi bir bankacılık krizinin yolda olma ihtimali kuvvetleniyor.

Elbette bu uzun süredir beklemede olan altın yatırımcıları açısından olumlu bir haber fakat işlerin hızla 2008 Krizi öncesindekine benzer bir hal alması pek de memnun edici değil. Üstelik bu defa önü bir türlü alınamayan ve her an Suudi Arabistan'dan Pakistan'a, Azerbaycan'dan Sudan'a kadar yayılması mümkün olan bir savaş hayatımızdayken.

Küresel sıkıntıların yanında bir de içeride yaşadığımız ve bıçakları kemikleri kesmeye başlayan ekonomik problemlerimiz de devam ediyor. Her ne kadar yüksek bir potansiyele sahip olduğuna inansam da bizim borsamız tarafında da kötü sürprizlerle karşılaşma ihtimalimiz yok değil. Sene başından beri bazı hisselerin çok ama çok anormal değerlere ulaşması ve endeksi sırtlamaları tehlikeli. Bunlardan birini üç hafta kadar üst üste her katıldığım yayında ve sosyal medya paylaşımlarımda ısrarla dillendirdim. Ardından dört gün üst üste taban yiyerek yatırımcısını ne yazık ki perişan etti. İşin kötüsü bu tip en az beş hissenin daha bulunması.

Bir de döviz tarafı var ki bence en önemlisi de o tarafta saklı. Yabancı bankaların raporları ve açıklamaları hep bir ağızdan kur tarafındaki riske odaklanmış durumda. Şu an için kötü senaryo oluşturmanın manası olmasa da uyarıları dikkate almak zorundayız. Sürekli halde enflasyonun altında değerlenen bir kur bizim gibi gelişmekte olan ekonomiler için ancak rüyalarda karşılaşılacak cinsten bir durum. Fakat üç yıl bir aydır süreç bu şekilde devam ediyor ve dövizin üstünde en ufak bir hatada kontrol edilemez hale gelmesi mümkün bir baskı oluşmuş durumda. Savaş çıkmasaydı söz konusu baskı kontrollü bir şekilde hafifletilebilirdi belki ama enerjiye ve dövize olan bağımlılığımız işleri zora sokuyor.

Yarım adım atmadan iki kere düşünme dönemine girdik diyebiliriz. Portföylerin gözden geçirilmesinin ve para kazanmaktan ziyade mevcudu koruma hedeflerinin yeniden aktive edilmesinin zamanı geldi gibi hissediyorum.