0

Yıllardır yazmak istediğim; ama yazmadığım, yazamadığım, kahır biriktirdiğim bir konudur bu. Aslında çok daha büyük sorunlarımızın olduğu ortadadır; ama belki de bu büyük sorunlar küçük gibi görünen meselelere eğilmemekten doğuyor.

Zira sahabe efendilerimiz büyük günahlara girmemenin yolunu küçük günahlara meyletmemekte görmüşler…

Ne mi demek istiyorum. Günahlar öylesine sarmış ki her cenahtan bizi, alev alev olmuşuz. Yangının bulamaçlı azabı kamburlaşmış gönlümüzde, yosunlaşmış ömrümüze, kanıksadık bu pervasızlığı. Asfaltın o zifiri rengi ve keskin ısısı nasıl gerekli bir kıvamsa o derece çileli bir hal almış günahın ruhumuzu asfaltlaması.

Envanterini çıkarmadığımız her yanlışın, özeleştirisini yapmadığımız her günahın, sorguya çekmediğimiz bencilliğin akıbeti sevimsiz bir şekilde bize dönüyor, bize dönüyor azap, keder, hüzün…

Şunu demek istiyorum:

" Kimsenin ama hiçkimsenin hayatına, yaşam şekline, giyim tarzına, düşünce dünyasına karışmak kimsenin ama hiç kimsenin hakkı değildir haddi de değildir, benim de katta öyle bir derdim olmamıştır."

Ama asıl şunu demek istiyorum.

İslam'ı Muhammedi bir bilinçle anlamak isteyenlere şunu demek istiyorum. Kendi dinini kurup kendi fetvasını verenlere söylüyorum. İslam'ın anayasası olan kitabın namıyla demek istiyorum. Hiç yakışıyor mu başında ayet taşıyanların can sıkıntısına sebep olması, incitmesi bazı ''hassasiyetleri'', edep ve haya makamı barındırır mı bu herkesi rahatsız eden tavırlar, başında ayet taşıyanlar bir 'çekingenlik' gerektirmez mi. ( Tarz, stil, çekicilik, ilgi, falan filan…, bu mudur yani, bu mudur anlamı başlardaki ayetin… ) Bu tavırlar bir acayip değil mi. Sadece şunu cevaplamalı, Hz. Hatice validemiz görse şu tavırlarımızı incinmez mi, üzülmez mi, keder sarmaz mı onun içini, kalbini…

Açık ve net bir şekilde soruyorum, hem başın ayetle buluşacak hem de İslam'a muhalefet edecek bir şekilde ve aynı lahza içinde İslam'ı antipatik kılmaya hakkın var mı, bugüne değin yeryüzünde hiçbir kafir İslam'ı antipatikleştirememişse, biz Müslümanın hangi hakkı olabilir ki ahlak dairemizi incitmeye… İslam'ın muhafızı olan Allah azimuşşan razı olabilir mi bizlerin kendi kendimize verdiği zarara!? Adı farz olanı artık herkes sormakta, ''bu nasıl bir tarz''? Üstelik… Üstelik…

(Herkesi tenzih ediyorum, sözlerim rüzgarlara…)

Çok ibretlik manzaralar var, ruhumuzu presleyen bir basınçla üzülüyor insan, kalbimizi dilim dilim acıtan bir azapla üzülüyor insan, öylesine manzaralar sergileniyor ki, sanki yüz milyar kafir hakaret ediyor tüm değerlerimize ve buna biz sebep oluyoruz, ne yazık ki biz, biz, acıtıyor bu haller, incitiyor halsizleştiriyor bu tavırlar…

Ve bir sözüm de göz kapaklarını muhafaza edemeyen beylere, beylik hallere.

Ne kadar da ince, ne kadar da narin bir yaklaşım, sen nasıl bir teşebbüssün ey İslam, gözkapaklarımıza bile hakim olmamızı isteyecek kadar azizsin, ruhsat istersin, ehliyet istersin, sadakat istersin… Şimdi soruyorum bayanlara, eşinizin sizi göz ucuyla bile aldatmasını istemezsiniz değil mi, işte o aziz dinimizin sizlere sunduğu bir mükemmeliyettir bu beklenti…

Aslı astarı yok şu yaşantılarımızın. Kerim kitabımıza dayanmıyor ölçülerimiz. Yanlışlarımız o kadar kesin ve keskin ki. Ne göz kapaklarımız, ne de başımızdaki ayetin, ahlakın nabzı olduğunu bilmeyecek kadarız. Konu, açık-kapalı değil, LÜTFEN yanlış anlaşılmasın… Konu sadece başörtünün ve göz kapaklarının tesettüre bürünmesi gerektiği bilincinin, İslam'i hassasiyet görmemesidir…

Aslında bir şey anlatmak istiyorum, satırlara sığmayacak kadar bir hal yaşamalıyız gönüllerin ancak kaldırabileceği kadar…

O hal… Ah İslam… Aşka ve ahlaka teşebbüs…

Bu yük, büyük…