Analiz: Ersan Ergür
Özet;
XXI. yüzyılın ilk çeyreğinde, uluslararası güvenlik anlayışı yeniden şekillenerek tarihsel bir dönüşüme imza atmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası yeni bir küresel savaşa meydan vermek istemeyen savaşın galipleri iki kutuplu güvenlik ittifakını hayata geçirmişlerdir. Soğuk savaş dönemi adı verilen bu yeni süreç 1990’larda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılması ile sona ermiştir. Böylece tek kutuplu uluslararası sistem içerisinde faaliyetlerini genişleten NATO, klasik kolektif savunma anlayışının ötesine geçerek kriz yönetimi, terörle mücadele, insani müdahale ve ortaklık politikaları gibi yeni görev alanlarına yönelmiştir. Bununla birlikte özellikle Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve Gazze bağlamında yaşanan gelişmeler, İslam dünyasında Batı merkezli güvenlik anlayışına yönelik güven sorununu derinleştirmiştir. Buna karşılık Türkiye; NATO üyeliğinden edindiği askerî tecrübe, yerli savunma sanayiindeki gelişimi, jeopolitik konumu ve çok boyutlu dış politika yaklaşımı ile bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden inşasında önemli bir aktör olarak öne çıkmıştır.

Bu makale, NATO'ya alternatif bir askerî ittifak önerisinde bulunmaktan ziyade; uluslararası hukuka, Birleşmiş Milletler ilkelerine, devletlerin egemenlik eşitliğine ve meşru müdafaa hakkına dayalı, Türkiye öncülüğünde İslam ülkeleri arasında kurulabilecek bölgesel bir barış ve caydırıcılık modelini önermektedir. Çalışmada ortak savunma sanayii, teknoloji üretimi, istihbarat paylaşımı, siber güvenlik, afet yönetimi ve ortak eğitim mekanizmaları temelinde geliştirilecek bir iş birliği modelinin hem bölgesel istikrara hem de küresel güvenliğe katkı sağlayabileceği değerlendirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Türkiye, NATO, İslam Dünyası, Bölgesel Güvenlik, Savunma Sanayii, Caydırıcılık, Stratejik Özerklik.
Giriş;
Uluslararası sistem, tarih boyunca güç dengelerindeki değişimlere paralel olarak farklı güvenlik anlayışlarının uygulanmasına imkân sağlamıştır. 1648 Vestfalya Antlaşması'ndan Soğuk Savaş'ın iki kutuplu yapısına kadar güvenlik algısı genel olarak devlet merkezli ve askerî tehdit odaklı gelişmiştir. 1949 yılında kurulan NATO da bu anlayışın bir ürünü olarak Sovyet yayılmacılığına karşı kolektif savunma amacıyla oluşturulmuştur (Akmanlar, 2019, s. 1-4).
1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte NATO'nun varlık sebebi yeniden tanımlanmış; ittifak, klasik kolektif savunma anlayışının ötesine geçerek kriz yönetimi, terörle mücadele, enerji güvenliği, siber güvenlik ve küresel ortaklıklar gibi yeni görev alanlarına yönelmiştir (Mindicanu, 2016, s. 43-46). Bu dönüşüm, NATO'nun uluslararası güvenlikteki etkinliğini artırırken Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve son olarak Gazze bağlamında yaşanan gelişmeler, özellikle İslam dünyasında Batı merkezli güvenlik anlayışına yönelik eleştirileri ve uluslararası güvenlik kurumlarının tarafsızlığına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirmiştir (Temiz, 2026).
Bu tartışmaların merkezinde yer alan ülkelerden biri de Türkiye’dir. Yaklaşık yetmiş beş yıllık NATO üyeliği boyunca ittifakın en önemli askerî güçlerinden biri olmuş; aynı zamanda son yirmi yılda savunma sanayiinde ulaştığı teknolojik dönüşüm sayesinde stratejik özerklik (bağımsızlık) kapasitesini önemli ölçüde artırmıştır (BBC News Türkçe, 2026). Avrupa, Asya ve Afrika'nın kesişim noktasındaki jeopolitik konumu ile Karadeniz, Doğu Akdeniz, Kafkasya, Balkanlar ve Orta Doğu'nun merkezinde yer alması, Türkiye'ye Türk Devletleri, Balkanlar, Afrika ve İslam dünyasıyla çok boyutlu güvenlik iş birlikleri geliştirebilme imkânını sunmaktadır (Demirci ve Öcal, 2025, s. 97).
Bu gelişmeler doğrultusunda çalışmanın temel araştırma sorusu, Türkiye'nin öncülüğünde uluslararası hukuka dayalı, barışı önceleyen, caydırıcılığı esas alan ve savunma sanayii iş birliğiyle desteklenen bölgesel bir güvenlik mimarisinin oluşturulup oluşturulamayacağıdır. Bu çalışma, NATO'nun yerine geçecek yeni bir güvenlik sistemi önermekten ziyade; mevcut uluslararası güvenlik yapısını tamamlayıcı nitelikte, devletlerin egemenlik haklarına saygıyı esas alan, meşru müdafaa ilkesine dayalı ve ortak teknoloji üretimini teşvik ederek bölgesel istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacak bir iş birliği modelini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
![]()
1. NATO'nun Dönüşümü ve Türkiye'nin Bölgesel Güvenlik Perspektifi
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), 1949 yılında Sovyetler Birliği'nden kaynaklanan askerî tehdide karşı kolektif savunma amacıyla kurulmuş; ancak 1990 yılında Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte güvenlik ortamındaki değişime uyum sağlayarak kriz yönetimi, terörle mücadele, siber güvenlik, enerji güvenliği ve hibrit tehditler gibi yeni tehdit algılarına yönelmiştir. 2022 Stratejik Konsepti ile birlikte Rusya doğrudan tehdit, Çin ise sistemik meydan okuma olarak tanımlanmış ve NATO'nun güvenlik yaklaşımı yeniden büyük güç rekabeti ekseninde şekillenmiştir. Bununla birlikte Afganistan, Irak, Libya ve Suriye gibi kriz bölgelerinde üstlenilen roller, özellikle İslam dünyasında NATO'nun tarafsızlığı ve güvenlik anlayışına yönelik eleştirileri artırmış; ittifakın farklı coğrafyaların güvenlik önceliklerine aynı ölçüde cevap veremediği yönündeki değerlendirmeleri güçlendirmiştir (Başak, 2025).
Türkiye ise NATO'nun en önemli üyelerinden biri olmasına rağmen, ittifakın tehdit öncelikleri ile kendi ulusal güvenlik öncelikleri arasında zaman zaman belirgin farklılıklar yaşamaktadır. NATO'nun Rusya ve Çin merkezli güvenlik yaklaşımına karşılık Türkiye; terörle mücadele, sınır güvenliği, düzensiz göç, Doğu Akdeniz, Ege ve Karadeniz kaynaklı tehditlere odaklanmaktadır. Bunun yanında Türkiye'nin Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'in kesişimindeki jeopolitik konumu, ülkeyi yalnızca bölgesel gelişmelerden etkilenen bir aktör değil, aynı zamanda farklı güvenlik alanları arasında koordinasyon sağlayabilecek stratejik bir güç hâline getirmektedir (Akduman, 2023).
Son yirmi yılda savunma sanayiinde gerçekleştirilen teknolojik dönüşüm de Türkiye'nin bu rolünü güçlendirmiştir. Yerli ve millî savunma sanayiinde ulaşılan seviye, İHA/SİHA sistemlerinden deniz platformlarına, elektronik harp, hava savunma ve komuta-kontrol sistemlerine kadar geniş bir alanda Türkiye'nin askerî ve diplomatik hareket kabiliyetini artırırken; savunma ihracatı da dost ve müttefik ülkelerle uzun vadeli stratejik iş birliklerine zemin hazırlamaktadır. Bu çerçevede Türkiye açısından temel hedef NATO'dan uzaklaşmak değil, ittifak üyeliğinin sağladığı kurumsal tecrübeyi korurken, ortak üretim, teknoloji paylaşımı, eğitim ve kapasite geliştirmeye dayalı bölgesel güvenlik mekanizmaları oluşturarak stratejik özerkliğini güçlendirmektir (Pınar, 2018).
2. İslam Dünyasında Ortak Güvenlik ve Savunma İhtiyacı
İslam dünyası sahip olduğu geniş coğrafya, stratejik kaynaklar ve ekonomik potansiyele rağmen ortak tehdit algısı, müşterek komuta yapısı, standartlaşma ve savunma teknolojilerinde iş birliği eksikliği nedeniyle bütünleşik bir güvenlik kapasitesi oluşturamamaktadır (Arda, 2026). Mevcut kurumsal yapılar da bu ihtiyacı karşılamakta yetersiz kalırken, bütün İslam ülkelerini kapsayan bağlayıcı bir savunma ittifakı yerine; savunma sanayii, siber güvenlik, afet yönetimi, askerî eğitim ve teknoloji paylaşımı gibi alanlarda aşamalı ve esnek iş birliği modelleri daha uygulanabilir görünmektedir. Bu doğrultuda Türkiye Merkezli Bölgesel Güvenlik Ekosistemi (TMBGE), ortak ilkeleri benimseyen ve gerekli kapasiteye sahip ülkeler arasında başlayarak zaman içinde genişleyebilecek, bölgesel güvenlik ve istikrarı güçlendirmeyi hedefleyen tamamlayıcı bir iş birliği modeli olarak inşa edilebilir (TSK güçlendirme Vakfı, 2025; Tavukçu, 2024; Ekonomi Dünya, 2026; Emeklier, Taş ve Yılmaz, 2022).
3. Türkiye Merkezli Bölgesel Güvenlik Ekosistemi
3.1. Kavramsal Çerçeve ve Temel İlkeler
Türkiye Merkezli Bölgesel Güvenlik Ekosistemi, Türkiye’nin koordinasyonunda fakat katılımcı devletlerin egemen eşitliği temelinde oluşturulacak; barışı koruma, caydırıcılık, kriz önleme, savunma sanayii iş birliği ve ortak kapasite geliştirme amaçlarını taşıyan çok katmanlı bir bölgesel güvenlik modeli olarak ele alınmaktadır.
Buradaki “Türkiye merkezli” ifadesi, Türkiye’nin diğer devletler üzerinde siyasî veya askerî üstünlük kurması anlamına gelmemektedir. Merkezilik; Türkiye’nin coğrafi konumu, NATO tecrübesi, askerî eğitim kapasitesi, savunma sanayii altyapısı ve farklı bölgelerle ilişki kurabilme yeteneği üzerinden koordinatör ve kolaylaştırıcı rol üstlenmesini ifade etmektedir.
“Ekosistem” kavramı ise modelin klasik bir askerî ittifaktan daha geniş olması gerektiğini anlatmaktadır. Güvenlik yalnızca silahlı kuvvetlerin sayısı veya silah sistemlerinin kapasitesiyle sınırlı değildir. Savunma sanayii, teknoloji, enerji, siber alan, istihbarat, lojistik, gıda güvenliği, stratejik iletişim, afet müdahalesi ve ekonomik dayanıklılık gibi kavramlar modern güvenlik anlayışının yeniden tanımlandığı kavramları arasındadır.
Bu kapsamda TMBGE’nin temel ilkelerini şu şekilde belirleyebiliriz;
1. Uluslararası hukuka, Birleşmiş Milletler Şartı’na ve İslam ülkelerinin yasal çerçevesine uyumlu bir hukuk anlayışının benimsenmesi,
2. Devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygılı olunması,
3. Saldırganlık yerine meşru savunma ve caydırıcılığın üstlenilmesi,
4. Mezhep, etnik köken ve rejim farklılıklarının güvenlik iş birliğinin dışında tutulması,
5. Terör örgütleri arasında ayrım yapılmaması, benim teröristim, senin teröristin şeklinde bir yaklaşımın kabul görmemesi.
6. Savunma teknolojilerinde ortak üretim ve karşılıklı fayda üzerine yoğunlaşılması,
7. Üyelerin iç işlerine müdahale edilmemesi,
8. Karar süreçlerinde istişare ve katılımcı anlayışın benimsenmesi,
9. Sivil denetim, hukukilik ve hesap verebilirliğin uygulanabilir olması,
10. Bölgesel barışın küresel güvenliğin tamamlayıcısı olarak görülmesi.
3.2. Kurumsal Yapı
Türkiye Merkezli Bölgesel Güvenlik Ekosistemi'nin (TMBGE) sürdürülebilirliği, yalnızca dönemsel zirvelere değil, sürekli çalışan, koordinasyonu sağlayan ve ortak kapasite üreten kurumsal mekanizmaların oluşturulmasına bağlıdır. Bu kapsamda Türk Devletler Teşkilatı başlığı altında incelenmiş olan güvenlik, savunma sanayii, eğitim, siber güvenlik, istihbarat, insani yardım ve teknoloji alanlarında birbirini tamamlayan aşağıdaki temel yapıların diğer İslam Ülkeleri nezdinde de oluşturulabilmesi öngörülmektedir (Parlak & Mağat, 2023; Tarçın, 2025).
· Ortak Savunma ve Güvenlik Konseyi: Stratejik kararların alınması, ortak tehdit değerlendirmelerinin yapılması ve uzun vadeli güvenlik politikalarının belirlenmesi.
· Savunma Sanayii Koordinasyon Kurulu: Ortak üretim, teknoloji transferi, Ar-Ge faaliyetleri ve savunma sanayii projelerinin koordinasyonu.
· Ortak Siber Güvenlik Merkezi: Kritik altyapıların korunması, siber tehditlerin izlenmesi, ortak tatbikatlar ve uzman yetiştirme faaliyetlerinin yürütülmesi.
· Ortak İstihbarat ve Terörle Mücadele Koordinasyon Merkezi: Terörizm, sınır aşan suçlar ve dış güvenlik tehditlerine yönelik bilgi paylaşımı, erken uyarı ve ortak analiz mekanizmalarının oluşturulması (Parlak & Mağat, 2023).
· Ortak Askerî Eğitim ve Akademik İş Birliği Ağı: Ortak eğitim programları, kurmaylık kursları, müşterek tatbikatlar ve askerî personelin birlikte çalışabilirlik kapasitesinin geliştirilmesi.
· Ortak Tatbikat ve Harekât Koordinasyon Mekanizması: Afet yönetimi, barışı koruma, sınır güvenliği, deniz güvenliği, sağlık tahliyesi ve siber savunma gibi alanlarda müşterek operasyonel kabiliyetlerin geliştirilmesi (Tarçın, 2025).
· İnsani Yardım ve Afet Müdahale Gücü: Deprem, salgın, kitlesel göç ve doğal afetlerde hızlı müdahale kapasitesi oluşturularak bölgesel dayanışmanın güçlendirilmesi.
· Ortak Savunma ve Teknoloji Fonu: Ortak projelerin finansmanı, savunma teknolojilerinin geliştirilmesi ve yerli üretim kapasitesinin artırılmasına yönelik mali destek mekanizmasının oluşturulması.
3.3. Katmanlı Üyelik Modeli
İslam ülkelerinin gelişmişlik düzeyi ve ekonomik boyutları değerlendirilerek TMBGE’nin tek tip üyelik sistemi yerine farklı katılım düzeyleri ile hayata geçirilmesi daha uygulanabilir olabilecektir.
Çekirdek ortaklık, yüksek düzeyde askerî, teknolojik ve siyasî iş birliğine hazır ülkelerden oluşabilir. Türkiye-Azerbaycan ilişkileri ve Türk Devletleri Teşkilatı içindeki güvenlik iş birliği, bu aşama için kurumsal tecrübe sağlayabilir.
Stratejik ortaklık, savunma sanayii, eğitim, siber güvenlik ve istihbaratın belirli alanlarına katılan ülkeleri kapsayabilir. Pakistan, Katar, Endonezya, Malezya ve bazı Orta Asya ülkeleri bu çerçevede değerlendirilebilir. Ancak bu makalede hangi ülkelerin kesin olarak katılacağından ziyade, üyelik için gerekli şartların belirlenmeye çalışılması daha gerçekçi olacaktır.
Proje ortaklığı, tam üyelik veya stratejik ortaklık istemeyen ülkelerin afet müdahalesi, deniz güvenliği, askerî eğitim ya da ortak üretim projelerine katılmasını mümkün kılabilir. Türkiye-Somali deniz güvenlik anlaşması bu konuda örnek oluşturmaktadır (Kulane ve Aparı Bayram, 2026).
Gözlemci statüsü ise modelle ilişki kurmak isteyen Afrika, Balkanlar ve Orta Doğu ülkelerine kurumsal geçiş imkânı sunabilir.
Bu esnek yapı, bütün ülkelerin aynı tehdit algısına ve aynı dış politika anlayışına sahip olma zorunluluğunu ortadan kaldıracağından daha uygulanabilir görünmektedir.
4. Riskler, Sınırlılıklar ve Uygulanabilirlik
Türkiye Merkezli Bölgesel Güvenlik Ekosistemi'nin (TMBGE) uygulanabilirliği; İslam ülkeleri arasındaki farklı tehdit algıları, bölgesel rekabetler, mevcut uluslararası ittifak ilişkileri, savunma teknolojilerindeki dışa bağımlılık ve kurumsallaşma problemleri gibi çeşitli risklerden etkilenebilmektedir. Bu nedenle modelin, mevcut güvenlik yapılarının alternatifi değil tamamlayıcısı olarak, egemen eşitlik, şeffaflık ve ortak fayda ilkeleri çerçevesinde kademeli biçimde hayata geçirilmesi önem taşımaktadır. Savunma sanayii, ortak eğitim, siber güvenlik, teknoloji geliştirme ve afet yönetimi gibi alanlarda başlayacak iş birliklerinin zamanla daha kapsamlı bir bölgesel güvenlik mimarisine dönüşmesi, modelin sürdürülebilirliği açısından daha gerçekçi bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.
5. Sonuç
Yukarıda özet olarak anlatılmaya çalışıldığı üzere Soğuk Savaş sonrası uluslararası güvenlik sistemi, İslam coğrafyasındaki çatışmaları önlemekte ve bölge ülkelerinin güvenlik ihtiyaçlarını karşılamakta yeterli olamamıştır. Afganistan’dan Libya’ya, Suriye’den Gazze’ye kadar yaşanan krizler, yalnızca devletlerin askerî kapasite sorunlarını değil, ortak stratejik akıl ve kurumsal dayanışma eksikliğini de görünür hâle getirmiştir. Özellikle Gazze katliamına karşı İslam ülkelerinin etkisizliği söz konusu ittifakın bir an önce hayata geçirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Türkiye’nin NATO üyeliği, askerî kurumsallaşma, müşterek harekât, standartlaşma ve stratejik planlama alanlarında önemli bir tecrübe sağlamıştır. Buna karşılık Türkiye’nin çevresindeki tehditlerle NATO’nun genel güvenlik öncelikleri arasındaki farklılıklar, Türkiye’yi medeniyet coğrafyamıza yönelik bölgesel iş birliği arayışına yöneltmektedir. Savunma sanayiindeki dönüşüm, diplomatik kapasite ve Türkiye’nin farklı güvenlik bölgelerinin merkezinde olması, yeni bir modelin geliştirilmesi bakımından önemli fırsatlar sunmaktadır.
Bu çalışmada önerilen Türkiye Merkezli Bölgesel Güvenlik Ekosistemi (TMBGE), NATO’nun taklidi veya doğrudan alternatifi olarak değerlendirilmemelidir. TMBGE; uluslararası diğer ittifaklarda olduğu gibi saldırgan bir askerî ittifak olmayıp, bölge ülkelerinin caydırıcılıklarını artıran, savunma sanayii kapasitelerini birleştiren, krizleri önlemeye çalışan ve insan güvenliğini önceleyen bir iş birliği sistemi olarak görülmelidir.
Modelin başarısı, bütün İslam ülkelerini kısa sürede tek bir çatı altında toplama hedefine bağımlı olmamakla beraber söz konusu ittifaka katılmaya istekli ülkeler arasında somut ve ölçülebilir iş birliklerinin oluşturmasına bağlıdır. Kervan yolda dizilir misali savunma sanayii, siber güvenlik, askerî eğitim, istihbarat, afet müdahalesi ve lojistik gibi alanlarda elde edilecek başarılar zaman içerisinde cazibe merkezi oluşturarak daha derin bir güvenlik topluluğuna evrilebilir.
Türkiye’nin bu süreçteki öncülüğü tarihsel veya duygusal söylemlere bağımlı olmayıp; güven üretme, teknoloji paylaşma, ortaklara kapasite kazandırma, karşılıklı kazan kazan anlayışı ve siyasî farklılıklar arasında uzlaşma oluşturma yeteneğinden kaynaklanmaktadır. TMBGE ancak ülkelerin egemenlik anlayışlarına saygılı, hukuka dayalı, şeffaf ve karşılıklı fayda (kazan kazan) üzerinde yükselirse bölgesel kabul görebilir.
Sonuç olarak caydırıcılığı bulunmayan bir barış düzeni, krizler karşısında kırılgan kalmaya mahkûmdur. Türkiye öncülüğünde geliştirilecek bölgesel güvenlik ekosistemi, İslam dünyasının yeni çatışmalar üretmesi için değil; kendi coğrafyasındaki çatışmaları önleyebilmesi, dış müdahalelere karşı dayanıklılık geliştirmesi, kendi aralarındaki problemleri yine kendilerince oluşturulan kurullar üzerinden çözülebilmesi ve adil bir barış düzeni kurabilmesi için tarihsel bir ihtiyaç olarak değerlendirilmelidir.
KAYNAKLAR;
Akduman, B. (2023). NATO’s southern flank: The evolution of Türkiye’s strategic role and its implications for regional security. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 12(5), 2951–2968. https://doi.org/10.15869/itobiad.1293582
Akmanlar, H. (2019). Soğuk savaş sonrasında güvenlik algısının değişimi: Doğu Avrupa ve Türkiye karşılaştırması, [Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi], YÖK Ulusal Tez Merkezi.
Arda, Y.K. (2026). Liderlik boşluğu ve Türkiye’nin İslam dünyasındaki stratejik konumu, https://www.bursahakimiyet.com.tr/yazarlar/yunus-kaan-arda-126/liderlik-boslugu-ve-turkiye-nin-islam-dunyasindaki-stratejik-konumu-30572, E.T. 10.07.2026
Başak, K., (2025). “NATO’nun küresel tehditlere stratejik uyumu ve politika gelişimi”. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 1(13) 65-80.
BBC News Türkçe, (2026). Türkiye ve NATO: 1952'den bugüne krizlerle şekillenen stratejik ortaklık, https://www.bbc.com/turkce/articles/czj8wz12peko, E.T. 10.07.2026
Demirci, A. ve Öcal, K. (2025). Bölgesel güç odağı olarak Türkiye’nin NATO ülkeleri arasındaki konumunun milli güç unsurları açısından değerlendirilmesi. Uluslararası İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 11(2), 95-110. DOI: 10.29131/uiibd.1783034
Ekonomi Dünya, (2026). Türkiye ile Mısır arasında savunma sanayisinde yeni dönem, https://www.ekonomidunya.com/turturkiye-ile-misir-arasinda-savunma-sanayisinde-yeni-donem/109704, E.T. 10.07.2026
Emeklier, B., Taş, T., & Yılmaz, K. Ç. (2022). Türk Devletleri Teşkilatı: Bütünleşme sürecine nereden başlamalı ve ne yapmalı? Güvenlik Stratejileri Dergisi, 73–107. https://doi.org/10.17752/guvenlikstrtj.1112874
Kulane, M.İ. ve Aparı Bayram, S.F., (2026). Somali bakanlar kurulu Türkiye ile denizcilik alanında anlaşmayı onayladı, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/somali-bakanlar-kurulu-turkiye-ile-denizcilik-alaninda-anlasmayi-onayladi/3821334, E.T. 05.07.2026
Mindicanu, C. (2016). Caydırıcılık bağlamında NATO füze savunma sistemi ve Türkiye'ye etkilerinin analizi [Yüksek Lisans Tezi, Bursa Uludağ Üniversitesi], YÖK Ulusal Tez Merkezi.
Parlak, B., & Mağat, M. (2023). Küresel ve bölgesel terörizme karşı Türk Devletleri Teşkilatı: Analiz ve operasyon düzeyi. Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi, 6(3), 581–592. https://doi.org/10.33712/mana.1338016
Pınar, L. (2018). Türkiye’nin savunma sanayi alanındaki gelişiminin Türk dış politikasına olan etkisi. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 7(4), 2344–2357. https://doi.org/10.15869/itobiad.458822
Tarçın, U. (2025). Türk Devletleri Teşkilatı’nda askerî iş birliği: Stratejik bir perspektif. Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 12(Türk Devletleri Teşkilatı), 244–267. https://doi.org/10.16985/mtad.1628507
Tavukçu, S., (2024). İslam Dünyası’nda yeni bir savunma güvenlik ekseni doğuyor, https://www.sde.org.tr/sinan-tavukcu/genel/islam-dunyasinda-yeni-bir-savunma-guvenlik-ekseni-doguyor-kose-yazisi-55398, E.T. 05.07.2026
Temiz K. (2026). NATO’nun Afganistan, Libya ve Irak tecrübeleri askerî gücün tek başına kalıcı istikrar üretmediğini gösterdi, https://perspektif.online/natonun-afganistan-libya-ve-irak-tecrubeleri-askeri-gucun-tek-basina-kalici-istikrar-uretmedigini-gosterdi/, E.T. 12.07.2026
TSK Güçlendirme Vakfı, (2025). Suudi Arabistan ile savunma işbirliği, https://tskgv.org.tr/savunmasanayiigundem/suudi-arabistan-ile-savunma-is-birligi, E.T. 09.07.2026




