Yakın dönemde yaşanan ve uluslararası kamuoyuna yansıyan gelişmeler, çağdaş uluslararası hukuk düzeninin normatif kapasitesi ile fiilî güç ilişkileri arasındaki derin gerilimi bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bağımsız ve egemen bir devletin devlet başkanının, eşiyle birlikte zorla alıkonulması, yalnızca bireysel özgürlüklere yönelik ağır bir ihlal değil; aynı zamanda devletlerin egemen eşitliği, diplomatik dokunulmazlık ve siyasal bağımsızlık ilkelerine yönelik ciddi bir saldırı niteliği taşımaktadır.

Dr. Mehmet Rıza DERİNDAĞ
SİYASAL BASKIDAN FİİLİ KONTROLE
Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2(1) ve 2(4). maddeleri, devletlerin egemen eşitliğini ve güç kullanma yasağını uluslararası düzenin temel sütunları olarak tesis etmiştir. Bu normlar, yalnızca savaş hâllerini değil; dolaylı zor kullanma, siyasal baskı ve fiilî kontrol tesis etmeyi de kapsayacak şekilde yorumlanmaktadır. Buna rağmen, güçlü aktörlerin bu normları fiilen askıya alabilmesi, uluslararası hukukun evrenselliğini ve bağlayıcılığını tartışmalı hâle getirmektedir.
DİPLOMATİK DOKUNULMAZLIK VE ALIKOYMA
Bu bağlamda söz konusu alıkoyma fiili, devlet başkanlarının şahsî dokunulmazlığı ve uluslararası teamül hukuku açısından da ağır bir ihlal teşkil etmektedir. Uluslararası Adalet Divanı, Arrest Warrant (Democratic Republic of the Congo v. Belgium, 2002) kararında, görevdeki devlet başkanları ve üst düzey devlet yetkililerinin yabancı devletlerin yargı yetkisine karşı dokunulmazlığa sahip olduğunu açıkça vurgulamıştır. Bu içtihat, uluslararası hukukun istikrarı açısından hâlen geçerliliğini korumaktadır.
MODERN DÜNYADA NEO-EMPERYALİZM
Öte yandan, kısa süre sonra medyaya yansıyan ve zorla kontrol altına alınmış bir ülkenin doğal kaynaklarının paylaşımına ilişkin açık müzakereler, uluslararası hukukun bir başka temel ilkesinin ihlal edildiğini ortaya koymaktadır: doğal kaynaklar üzerinde daimî egemenlik ilkesi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1803 (XVII) sayılı kararı, halkların ve devletlerin doğal kaynakları üzerindeki tasarruf hakkını açık biçimde tanımakta ve bu hakkın zor kullanma veya baskı yoluyla ihlal edilemeyeceğini belirtmektedir. Bu tür uygulamalar, uluslararası hukuk literatüründe giderek daha fazla “neo-emperyalist ekonomik zor kullanma” olarak nitelendirilmektedir.
KÜRESEL ADALETİN MEŞRUİYET KRİZİ
Bu gelişmeler, uluslararası sistemde seçici hukuk uygulaması ve cezasızlık (impunity) sorununu da yeniden gündeme taşımaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesi, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve saldırı suçu bakımından bireysel cezai sorumluluğu tesis etmeyi amaçlasa da, büyük güçlerin siyasi ve hukuki koruma zırhı altında fiilen dokunulmaz kalması, Mahkemenin evrensel etkinliğini sınırlamaktadır. Bu durum, uluslararası hukukun normatif değil, hiyerarşik biçimde işlediği algısını güçlendirmektedir.
İsrail’in uzun süredir devam eden uygulamaları ve bu uygulamaların büyük güçler tarafından siyasi ve diplomatik olarak korunması, hukukun bu seçici işletilmesinin en görünür örneklerinden biridir. Uluslararası hukukun yalnızca zayıf aktörlere karşı işletilmesi, ancak güçlü aktörler söz konusu olduğunda etkisizleşmesi, sistemin meşruiyetini ve ahlaki temelini aşındırmaktadır.
GÜCÜN HUKUKLA SINIRLANDIĞI BİR DÜNYA
Tüm bu gelişmeler, özellikle Müslüman toplumlar ve devletler açısından ortak bir hukuki ve siyasal kader bilincini kaçınılmaz kılmaktadır. Uluslararası hukukun fiilen işlemediği alanlarda, kolektif diplomasi, bölgesel iş birliği ve normatif dayanışma, yalnızca bir tercih değil; aynı zamanda bir zorunluluk hâline gelmektedir. Tarihsel tecrübe göstermektedir ki, dağınık kalan toplumlar hukuksuzluğun bedelini daha ağır ödemekte; ortak irade geliştirebilenler ise küresel sistemde daha etkili bir konum elde edebilmektedir.
Sonuç olarak, bu birliktelik yalnızca Müslüman dünyanın güvenliği açısından değil; aynı zamanda uluslararası hukukun yeniden evrensel, bağlayıcı ve adil bir yapıya kavuşturulması bakımından da kritik önemdedir. Küresel barış ve istikrar, hukukun güce tâbi olduğu değil; gücün hukukla sınırlandığı bir uluslararası düzenin yeniden tesis edilmesiyle mümkün olacaktır.





