0
Bir yazının kanatları olmalı, meleklerden tebliğ alırcasına, adete ruh, kendini somut bir neşe gibi veya kor bir acı gibi hissettirmeli bir yazıda, o yazının satır şifrelerinde. Okuyan kalbinin somut kıvrımlarını, zaaflarını o yazının dehlizlerinde görebilmeli… Bütün insanlığın ilkelerine hitap etmiyorsa veya dillendirmiyorsa değerler denkleminin temel dinamiğini o yazı, sadece yüzeysel, ilkel, ilkesiz, namussuz bir yazı olarak kalır, zaman ve köşe israfından başka bir değere eremez. Yazar, her sözünde yüzlerce mana neşretmiyorsa ve o mana göklerden gelen karara dayanmıyorsa ve o karara hizmet etmiyorsa, hakikat kulvarlarının teriyle hemhal olamadan mürekkep bürünmüşse yazık ki, külleşen ruhlar kadar yazık…
Kanatları olmayan her yazıdan, sana ezanın ruhani zenginliğinin bereketini hatırlatmayan her yazardan şüphelenecek, çekinecek ama sinmeyeceksin…
Fosilleşmiş beyinlerindeki kelimelerle, asırlardır yıllanan yalanları dikiş tutturma çabalarındalar yazılarında, kitaplarında, köşelerinde, aldatarak gençleri, ahlaksızlık kulesinde mutmain bir heves olarak yutturuyorlar gençlere… Ve bir tohum ekmişler hiç de masum olmayan, günah sonsuzluğuyla çalkanıyorken insanların zihin kodları, asıl amaç, '''şeref '''i ve '''namus'''u unutturmaktır insanlığıyla yaşamak isteyenlere…
Unutmayın! Unutturmak istiyorlar Hira'dan nurlanan güneşin cam berraklığını, insanlığın can damarını…
Yazılarında, kitaplarında yayıyorlar kendi dininden utanan rahiplerin ayak izlerini, uyanık olmalı, avına vahşice odaklanan yaratıkların İslam'la savaşıdır işin aslı… Diyor ya: '' Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız '' işte bütün endişemiz bunadır, kitapsız bir nesil türetmek, yağmurun kerem hikmetini sorgulamayan bir gençlik, baharın taze nefesinin kaynağını öğrenememek, toprağın can destanını, topraklarda, gökler için toprağı kanla sulayanların sırrını unutturmaktır gençlere, anlamalısın bu kör cümlelerimi ve çiğneyeceksin ey genç, bütün namussuz sıfatların ruhuna yağan çığı çiğneyeceksin…
Asıl amaç bir ezgiyle unutturmaktır sana, sana seni unutturmak… Bütün dünya akıl ve duygu birliği edercesine sana odaklanmış, Ebu Zer gibi büyümeyesin diye… Sen kıracaksın küfrün çürüyen halkalarını… Diyor ya: '' aşkın bir adı da yorulmamaktır''… Kıracaksın, yorulmayacak ve sınanacaksın…
Unutma! Senin dinin bütün çağlara çağdaştır! Unutmayacaksın…
Bilmelisin! Allah, evreni ve insanı yaratmazdan evvel, senin Peygamberinin nuruyla hemhaldi. Bu hakikatin çınarında gölgeleneceksin…
Küçük görmeyeceksin kendini, usul usul yağan o narin yağmurun taze merhametidir seni aşkın muştusunda olgunlaştıran…
Senin için tüm vakitler Ramazan… Unutturuyorlar sana, seni suskunlaştıran…
Sevgi gibisin sevgi, Kitap'ının kıpırtısıdır, sana ezelin en taze nefesi…
Gizlenmiş bütün kokular senin şerefli umdelerinde… Nasıl unutursun… Ah…
Bir çiçektir büyüttüğümüz, aşk kırsalında, bizi boynu dik tutan… Anımsayacaksın…
Mağaradasın… Kaynatıyorlar sıcak sıcak suyunu, hevesle… Haydi, silkin… Bu ikbalin ilhamı senindir… Genç adam! Senin…
Yaşamak sessiz bir gerginlikken, şu kurtlar sofrasında…
Söyle ey muharrir utanma, çekinme… Bu kan, bu kin, bu öfke, bu nefret, bu sükût, bu bozgun, bu ölüm, kadınların bu annesizlik hali, bu tedirginlik, bu zillet, sanalda emzirirken genç kızlar, söyle! leş gibisin, bu vakit sen kimsin, kimin eserisin, söyle zaman, söyle kalbimin kıyıları, söyle, çırpınma lahzasında ebedi bir makamın dirilişi için unutturuyorlar sana seni, söyle… Söyle kırlangıç ömürlü gönlüm, toprak bir daha gelmeden, demlemeden ataletteki sürgünümüzü, söyle… Aldanmamalı gençler, namussuz cümlelere, sazlara ve sözlere… Söyle ta uzaklar duysun, tuzaklar duysun…
Unutma genç adam! Sen zafer damarıyla suluyorsun ümit çınarını…
Unutma sen umut mihmandarısın…
Zamanın son misafiri… Sen…
Sen, genç adam, okyanus dibindeki yakut, İslam'ın insanlığa sunduğu ilim fedaisi…