Tüm dünyada büyük bir yozlaşma yaşanıyor. Epistein skandalı da bu çürümüşlüğün siyasetten sanata ne denli büyük olduğunun bir göstergesi. Satanist ve siyonist zihniyete hizmet eden ünlüler ve fenomenler vasıtasıyla bilhassa gençlerin zihin dünyası karartılıyor, Müslüman coğrafyalarda ise çok daha etkin çalışıyorlar. Bu gidişatı durdurabilmek, en azından gerçekleri halka anlatabilmek adına toplumda tanınan isimlere büyük görev düşüyor. Bireylerin kolaylıkla yönlendirilebildiği bir propaganda ve etki aracı olan kültür sanat da bu açıdan büyük önem taşıyor. Dünya çapında bir okur kitlesi bulunan Endonezyalı ünlü Yazar Asma Nadia ile edebiyat bağlamında insanlığın içine itildiği o devasa boşluğu ve çıkış yollarını konuştuk.

Endonezyalı ünlü Yazar Asma Nadia, Milat Gazetesi Ankara Temsilcisi Özlem Doğan'a konuştu.
Hayatlara ilham olmalıyız
Sizin için yazmak bir meslek mi bir sorumluluk mu yoksa bir eylem mi?
Kitaplarımın sadece zaman geçirmek için okunacak bir araç olmasını değil, insanların hayatlarına ilham ve anlam katmasını istiyorum. Bu düşünceyle hareket ederek yazılarımı kaleme alıyorum. Yazmak benim için uzun bir yolculuk. İlk kitabım 1999’un sonunda yayınlandı, 2009’da sinemaya uyarlandı. Benim için inanılmaz bir deneyim oldu. Kariyerimdeki ilk gişe başarısıydı. Bugüne kadar hikayelerimden beyaz berdeye uyarlanmış 17 film ve 8 televizyon dizisi bulunuyor. Bilhassa gençliğe bir annenin gözünden hikayeler anlatıyorum.
Milli ve dini kimliğini yitirmemiş edebiyat ve sanat, kültürel yozlaşmaya karşı bir bilinç oluşturabilir mi? Bu konuda sorumluluk hissediyor musunuz?
Yazarların değerleri ve kimliği koruyabileceğine inanıyorum. Eli kalem tutan insanların bir misyonu olmalı. İnsanlar kitapları okuduğunda, filmleri izlediğinde aslında yazarların ve film yapımcılarının dünyasını izliyor. Kitaplara ulaştıklarında, zihinleri öğretilmeye açıktır. Filmler de öyle; sinemaya gittiğinizde ekrana tam olarak odaklanarak film izlerken aslında beyniniz yıkanmaya hazırdır. Bu yüzden, gerçeği savunan ve doğru işler yapmaya çalışan güçlü yazarlara ihtiyacımız var. Ancak bu şekilde neslimizin kültürel yozlaşmaya maruz kalmasını engelleyebiliriz.

Sorumluluk almak zorundayız
Küresel güçlerin tüm dünyada LGBT ve K-POP gibi akımlarla toplumları yozlaştırdığını görüyoruz. Ne yazık ki bu dejenerasyondan İslam toplumları da etkileniyor. Gençlik bu karanlık döngüden nasıl kurtarılabilir?
K-POP ve LGBT, bence ele almamız gereken günümüz sorunları içinde önemli bir yer tutuyor. Yazar, gazeteci, mühendis veya doktor olmadan önce hepimiz Müslümanız. Bu yüzden sorumluluk almamız ve kendimize "Bu konuda ne yapabiliriz?" diye sormamız lazım. Şu an LGBT hakkında bir roman yazıyorum. İslam'ın buna nasıl baktığını ve doğru yolun ne olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
LGBT’yi toplumlara empoze etmeye çalışan güçler aileyi de hedef alıyor. Oysa bir toplumu ayakta tutan ailedir, bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
Aslında bu büyük bir sorun çünkü ülkeler ve toplumlar bu konuda fazla hoşgörülü davranıyor. Bu durum aile değerleri için çok tehlikeli. Bireysel olarak tek başımıza çözebileceğimizi sanmıyorum. LGBT’yi serbest bırakan devletlerin sorunun daha da kötüleşmesinde büyük rolü var. Biz bu oluşuma karşı elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz ama en önemlisi hükümetlerimizin LGBT’ye karşı politika oluşturması ve gereken düzenlemeleri yapması şart.

Gazze halkı inancini kaybetmedi
İki yıl boyunca soykırımın yaşandığı Gazze'de insanlar halen bombalarla, açlıkla ve yoklukla mücadele ediyor. Siz de Gazzeli mazlumların hikayelerinden yola çıkarak ‘Ölmeden Önce’ adlı bir kitap yazdınız. Gazze adına tarihe bir not düşmek midir?
Dünya bir katliamı, yıkımı, bir halkın yok edilmesini 7 gün 24 saat canlı izliyor. Gazze halkı her şeyini kaybetti ama inancını kaybetmedi. Böylesine hayal edilemez bir durumla başa çıkmak için iki yıldır sabrediyorlar. Gazze'de ölenlerin isimlerinin unutulmasını istemiyorum. Gelecek nesiller Siyonistlerin Gazze'de annelere, kadınlara, bebeklere neler yaptığını unutmamalı! Bu yüzden bu kitabı yazdım ve sadece insanlık adına konuştum. Çünkü insanlık ruhu bizi bir araya getiriyor. Sadece Müslümanlar değil, Gazze'yi destekleyen insan sayısı da giderek artıyor.
Bu vahşi soykırıma karşı verilen tepkiler İsrail’in işlediği insanlık suçunu durdurmaya neden yetmedi?
Gözlerimizin önünde hiç bitmeyen bir trajedi yaşanıyor. Sadece bağış yapmak, birkaç kere sadaka vermek yeterli değil. İster aşçı, ister doktor, ister kreatif insan olsun, herkes ciddi manada bir şeyler yapmaya çalışmalı. Gazze'deki meselenin her zaman konuşulmasını, insanların olanları unutmamasını ve ellerinden gelen her şekilde katılım sağlamalarını sağlamak için bir şeyler üretmeliler.

Önce anneler boykota önem vermeli
Dünyadaki tüm kadınlar şu an sizi dinliyor olsaydı onlara nasıl bir mesaj verirdiniz?
Hem bir anne hem de büyükanne olarak kadının gücüne gerçekten inanıyorum. Özellikle Gazze soykırımı, LGBT tehlikesi ve tüm modern sorunlara karşı tüm anneler eğitilmeli. Daha fazla kadına ilham olmalıyız. Böylece ailelerini koruyup çocuklarını gelecekte güçlü ve bilinçli birer birey olarak yetiştirebilirler. Bir anne önce mutfağına bakmalı, evinde hala boykot ürünü olup olmadığını kontrol etmeli. Çocuklarının ne giydiğine, hangi kafeye veya mekana gittiğine dikkat etmeli.
Kalabalıklar arasında söylemin eyleme geçmesi için bir kişi dahi yeter diyebilir miyiz?
Elbette! Sadece tek başımıza değil, ailemizin, çevremizin ve toplumumuzun da aynı duruşu sergilemesini sağlamalıyız. En azından dua ve sadakanın yanı sıra yapabileceğimiz şey bu! Ayrıca Allah'ın bize verdiği yetenek ve becerilerimizle harekete geçmeliyiz. Sadece bir eş, bir çocuk olmayalım, daha iyi daha adil bir dünya için mücadele edelim.




