0

Ak Parti 2. Olağanüstü Kongresi, her zamanki gibi yine "birli ve beraberlik" içerisinde yapıldı. Arena Salonu'nda icra edilen kongrede renkli görüntüler vardı. Türkiye'nin değişik illerinden Ankara'ya gelen teşkilat mensupları, gerek yeni Genel Başkan Binali Yıldırım, gerekse Genel Başkanlığı devredecek Ahmet Davutoğlu ile ilgili birbirinden kafiyeli sloganları, renkli pankartları ve ritimli alkışlarıyla kongreye renk kattı.

Şüphesiz siyasi parti kongreleri, demokratik olgunluk açısından oldukça önemli ve bir o kadar da gerekli mekanizmalardır. Bu mekanizmaların Türkiye'de tüm siyasi partiler tarafından uygulanması yasal zorunluluktur.

Ancak Ak Parti kongrelerini diğer siyasi parti kongrelerinden ayıran ve Türkiye siyasi tarihine geçen başka bir özellik vardır. Ak Parti kongrelerinde bugüne kadar sandalyeler, küfürler ve yumruklar hiçbir zaman havada uçuşmamıştır. Tam tersine Ak Parti kongrelerinde her zaman karanfiller, sevgi ve saygı uçuşmuştur havada. Bu demokratik olgunluk, birleştirici ve kuşatıcı kült, partinin her kademesine sirayet etmiş ve bir kültür haline gelmiştir.

Ak Parti'nin Türkiye siyasetine kattığı bu ilkesel tavrın, aynı zamanda diğer siyasi parti tabanlarının kendi partilerinden de beklediği bir ilkesel tavır olarak durduğunu da belirtmek gerekir.

Ak Parti'yi diğer siyasi partilerden ayıran temel özelliklerden bir diğeri ise, "yönetişim ve halka yönelim" ilkesidir. Ak Parti, bugüne kadar aldığı bütün kararları "ortak akıl mekanizması"nı işleterek almıştır. Bu nedenledir ki parti tabanı, istişare mekanizmasının işletildiğinden emin olarak alınan bütün kararlara büyük bir saygı gösterir. Mahalle teşkilatından, Genel Başkanına kadar her bir parti mensubu, partinin aldığı kararların, kolektif bir aklın ve istişarenin ürünü olduğunu bilir, buna göre hareket eder.

Öte yandan Ak Parti, daima halka yönelmiş, halkın nabzını tutmuş, halkın talep ve beklentilerine göre kendisini değiştirmiş ve dönüştürmüştür. Bu özellikler diğer siyasi partilerde hemen hemen yok denilecek seviyededir. Ana Muhalefet Partisi CHP başta olmak üzere diğer tüm muhalefet partileri, siyaset dışı odaklar tarafından yönetilmekte ve dizayn edilmektedir. Dolaysıyla bu siyasi partiler için "yönetişim" ilkesinden, "ortak akıl"dan, "istişare"den söz etmek mümkün değildir.

Bunun yanı sıra muhalefet partilerinde "halka yönelim" açısından "ontolojik sorunlar"ın olduğunu söylemek mümkün. Halkın talepleri, istekleri ve beklentileri doğrultusunda kendilerini değiştirip dönüştürmekten ziyade, gayrimeşru mekanizmalar, politbürolar ve oval ofisler tarafından değiştirilip dönüştürülen muhalefet partilerinin bağımsızlaşması, yüzünü halka dönmesi ve iktidara gelmesi bugün pek mümkün görülmemektedir.

Hafta sonu yapılan Ak Parti Kongresi'nde göze çarpan en önemli yeniliklerden bir tanesi de "Başkan Erdoğan"ın gıyaben kongre salonunun her yerinde olması, kendisini hissettirmesiydi.

Erdoğan, Ak Parti kongresine gönderdiği mesajda: "önümüzdeki dönemde yeni anayasa ve yeni yönetim sistemi arayışları çerçevesinde cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanıyla siyasi kadrosu arasındaki iklimi olumsuz etkileyen bu çarpık uygulamanın giderileceğine inanıyorum." İfadelerini kullandı.

Erdoğan'ın özellikle "Cumhurbaşkanıyla siyasi kadrosu arasında iklimi olumsuz etkileyen bu çarpık uygulamanın giderilmesi" tespiti oldukça önemli. Çünkü Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı makamına çıkması, teşkilatıyla olan bağını hiçbir zaman zedelemedi, kopartmadı. Nitekim kongre salonunda gerek Erdoğan'ın mesajı okunurken bütün salonun ayağa kalkması ve gerekse Erdoğan'ın ismi her geçtiğinde salondaki alkışların ve coşkunun doruk noktaya ulaşması, Erdoğan ile AK Parti teşkilatı arasında "1 milim mesafenin bile olmadığının" en açık göstergesiydi.

O halde "Yapılması Gerekenler Listesi"nin en başında, Başkan Erdoğan ile partisi arasında ayan beyan ortada olan bu bağı "resmileştirmek" olmalıdır.

Binali Yıldırım'ın kongrede sarf ettiği en can alıcı cümle: "şimdi artık laf üstüne laf koyma değil, taş üstüne taş koyma zamanıdır" cümlesiydi.

Kuşkusuz Binali Yıldırım, çalışkanlığı, çevikliği, pratikliği ve az konuşup çok iş yapmasıyla nam salmış bir isim. Tam da bu nedenle kendisine "Yüksek Hızlı Başbakan" şeklinde hitap ettiğimi not düşmek isterim.

Şimdi artık, zaman, "ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz" deyimini ete kemiğe büründürme zamanı.

Zaman, fiili olarak uygulamada olan Başkanlık Sistemi'nin yasallaştırılması zamanı.

Şimdi zaman, Başkan Erdoğan ile Ak Parti arasındaki kadim bağı "resmi bir statüye" kavuşturma zamanı.

Zaman, Türkiye'ye yepyeni bir anayasayı ve kaya gibi sağlam bir Başkanlık Sistemini miras bırakma zamanı.

Velhasıl…

Zaman, Yüksek Hızlı Başbakan ile Türkiye'nin ayağına takılmış kolonyal prangaları söküp atma zamanı. Bağımsızlaşma zamanı. Vicdanıyla, demokrasisiyle, ekonomisiyle bölgesinde ve dünyada bir "süper güç" haline gelme zamanı.

Yeni dönem hayırlı olsun…