Haber: Fevzi Akargül

Dünya, 21. yüzyılın ikinci çeyreğine doğru ilerlerken aynı anda birden fazla kriz hattının kesişiminde bulunuyor. Savaşlar, bölgesel gerilimler, enerji rekabeti, ekonomik kırılganlıklar, derinleşen güven bunalımı, uluslararası sistemi daha önce benzeri az görülmüş belirsizlik atmosferine sürüklüyor. Küresel düzenin temel taşları olarak kabul edilen kurumların etkisinin sorgulandığı, ittifakların esnediği, yeni güç dengelerinin şekillendiği dönemde, diplomasi kavramı yeniden tanımlanma ihtiyacı ile karşı karşıya. Böylesi tabloda, 17-18-19 Nisan 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2026 (ADF2026), yalnızca zirve değil; küresel aklın yeniden toparlanmaya çalıştığı platform olarak öne çıktı. Forum, klasik diplomasi anlayışının ötesine devlet temsilcilerini, akademisyenleri, düşünce kuruluşlarını, medya aktörlerini, sivil toplum temsilcilerini aynı zeminde buluşturdu. Bu yönüyle Antalya, yalnızca diplomatik temasların gerçekleştiği şehir değil; farklı bakış açılarının kesiştiği, yeni çözümlerin filizlendiği entelektüel merkez oldu. Küresel sistemin içinden geçtiği bu sancılı süreçte, Antalya’da kurulan çok katmanlı diyalog zemini, diplomasinin, iletişimin hâlâ insanlığın en önemli çözüm araçlarından olduğunu güçlü biçimde hatırlattı.

TÜRKİYE’NİN YÜKSELEN DİPLOMATİK GÜCÜ

Türkiye, son yıllarda izlediği aktif, çok boyutlu, esnek dış politika yaklaşımıyla uluslararası sistemdeki konumunu yeniden tanımlayan ülkelerden biri hâline gelmiştir. Türkiye artık yalnızca gelişmeleri izleyen değil, gelişmelere yön vererek krizler karşısında çözüm üretiyor. Bu dönüşüm, sadece söylem düzeyinde değil; sahada, masada yürütülen somut diplomatik girişimlerle kendini gösteriyor.

Türkiye’nin farklı coğrafyalarda üstlendiği arabuluculuk rolleri, insani diplomasi faaliyetleri, çok taraflı platformlarda sergilediği yapıcı tutum, ülkenin uluslararası arenadaki güvenilirliğini artırmakta. Antalya Diplomasi Forumu bu birikimin, yaklaşımın en görünür sahnesi oldu. Türkiye burada yalnızca ev sahibi değil; gündem belirleyen, tartışma çerçevesi çizen, çözüm önerileri sunan merkez rolündeydi.

Bu bağlamda Türkiye’yi yalnızca bir “arabulucu” olarak tanımlamak eksik kalacaktır. Güç ile adalet, çıkar ile vicdan arasında bir denge üreticisi olarak Türkiye, küresel sistemde giderek daha fazla karşılık bulmakta, giderek bölgesel aktör olmaktan çıkararak küresel diplomasi merkezine dönüştüğünü söyleyebiliriz.

Whatsapp Image 2026 04 28 At 18.22.48

BATI DÜNYASININ TIKANAN DİPLOMASİSİ

Bugün gelinen noktada Batı dünyasının diplomasi üretme kapasitesinin ciddi sınavlardan geçtiğini görüyoruz. Uzlaşma kültürünün yerini giderek daha sert güç politikalarına bırakması, diplomasiyi çıkar mücadelesine indirgenmesi Uluslararası ilişkilerde normlar-değerler yerine güç dengelerinin belirleyiciliği bize gösteriyor ki, Batı elinde bulundurduğu diplomasi enstrümanlarını iyi niyetli kullanmıyor, müzakere üretemiyor.

Batı dünyası artık yalnızca çatışmaları yönetmekte değil, aynı zamanda barışmakta ve barıştırmakta zorlanmaktadır. Elbette bu tablo tüm Batı’yı homojen olarak tanımlamaz; ancak genel eğilim, evrensel bir barış vizyounudan ziyade stratejik hesapların öne çıktığını gösteriyor. Bu durum, uluslararası sistemde derin güven krizine yol açarak “İnsanlık gerçekten barışı mı arıyor, yoksa yalnızca kontrol edilebilir krizler üzerinden yeni bir düzen mi kurmaya çalışıyor?” sorusunu getiriyor akıllara. ADF2026, tam da bu soruların açıkça dile getirildiği, tartışıldığı nadir platformlardan birisi oldu.

HÜRJET için İspanya’da kritik adım atıldı
HÜRJET için İspanya’da kritik adım atıldı
İçeriği Görüntüle

TÜRKİYE’NİN EVRENSEL NİYETİ-DENGELEYİCİ ROLÜ

Türkiye’nin dış politika yaklaşımını farklı kılan önemli unsurlardan biri, ulusal çıkarlarını savunurken, barışı önceleyen perspektifini koruyabilmesidir. Bu yaklaşım, yalnızca stratejik değil; evrensel niyeti de yansıtmakta. Türkiye’nin kriz bölgelerinde üstlendiği yapıcı roller, taraflar arasında diyalog kanallarını açık tutma çabası, insani yardımlara verdiği önem, niyetinin somut göstergeleri.

Uluslararası sistemde samimi, yapıcı, sonuç odaklı siyasete günümüzde daha fazla ihtiyaç duyuluyor. Türkiye’nin dengeleyici tutumu, bu ihtiyaca cevap veren nadir örneklerden. ADF2026 bu yaklaşımın uluslararası kamuoyuna aktarılmasında önemli roller oynuyor. Bu noktada belirleyici olan yalnızca diplomatik girişimlerin sayısı değil; bu girişimlerin arkasındaki niyet-vizyondur. Türkiye’nin sergilediği yaklaşım, güç merkezli değil; insan merkezli bir diplomasi anlayışına işaret etmekte ve mevcut uluslararası sistemde farklı, dikkat çekici konuma taşımakta.

Whatsapp Image 2026 04 28 At 18.22.47

SAVAŞ, BARIŞ VE İNSANLIĞIN GELECEĞİ

Savaşın yıkıcı doğası, insanlık tarihinin en acı gerçeklerinden. Günümüzde farklı coğrafyalarda devam eden çatışmalar, milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkilemekte; göç dalgalarına, ekonomik çöküşlere, toplumsal travmalara yol açmaktadır. Yıkılan şehirler, parçalanan aileler, kaybolan gelecek umutları, savaşın yalnızca askeri mesele olmadığını; aynı zamanda derin insani kriz olduğunu ortaya koyuyor. Kimi zaman büyük kötülüklerin bertaraf edilmesi zor-karmaşık süreçleri gerektirebilir. Ancak asıl belirleyici olan, bu süreçlerin hangi değerler çerçevesinde yürütüldüğü oluyor. İnsanlığın yarınlarına hangi düşünce rehberlik edecektir? Refah ve güvenlik arayışı, adalet ve vicdan ile dengelenebilecek midir?

Antalya’da yapılan tartışmalar, bu soruların yalnızca teorik değil; somut ve acil olduğunu gösterdi. Barışın sürdürülebilirliği, yalnızca güç dengeleriyle değil; adalet, eşitlik ve karşılıklı anlayış temelinde mümkün olabilir. Aksi hâlde, kısa vadeli çözümler uzun vadeli krizleri beraberinde getirecektir.

ADF2026 “STRATEJİK ANLAMI”

ADF2026'nın ana teması olan “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek”, içinde bulunduğumuz çağın ruhunu önemli ölçüde yansıtan başlıklardan. Belirsizliklerin arttığı, öngörülebilirliğin azaldığı, risklerin çeşitlendiği dünyada, geleceği tasarlamak her zamankinden daha zor hâle gelmiştir. Bu bağlamda ADF, yalnızca mevcut sorunların tartışıldığı değil; geleceğe dair stratejik düşüncenin üretildiği platform rolündeydi.

Forumun en önemli katkılarından biri, diplomasinin hâlâ etkili, kullanılabilir araç olduğuna dair inancı yeniden güçlendirmesidir. Hem Türkiye’nin ev sahipliğinde ortaya konulan organizasyon başarısı hem katılımcıların yapıcı tutumu, uluslararası kamuoyunda olumlu izlenim bırakarak oluşturulan atmosfer, farklı görüşlerin çatışmadan, birlikte olabileceğini, ortak çözümler üretilebileceğini gösterdi. Bu yönüyle Antalya Diplomasi Forumu, klasik diplomasi-kamu diplomasisi arasında köprü işlevindeydi. Aynı zamanda yalnızca bugünün değil, yarının diplomasi dilinin de şekillendiği bir “laboratuvar” niteliği taşımaktadır. Türkiye’nin bu platform üzerinden sunduğu perspektifler, küresel yönetişim anlayışının yeniden düşünülmesine katkı sağlamaktadır.

LİDERLER NE DEDİ?

Antalya Diplomasi Forumu’na katılan uluslararası temsilcilerin değerlendirmeleri, platformun küresel ölçekte nasıl algılandığını açık biçimde ortaya koymakta. Otoriteler çevresinde, forumun çok taraflı diplomasiyi güçlendiren zemini vurgulanırken; Avrupa’dan katılımcılar Antalya’daki diyalog atmosferini, gerilimleri azaltma potansiyeline değindiler.

Forum kapsamında Afrika ülkelerinden bakanlar, üst düzey katılımcılarla gerçekleştirilen temasların yanı sıra Letonya Dışişleri Bakanı Baiba Braze ile yapılan görüşmeler pergelin ucunun ne kadar açık olduğunu gösterdi. Türkmenistan Dışişleri Bakanı Raşit Meredov,Türk Devletleri Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi üyeleriyle temaslar bölgesel iş birliği açısından öne çıkanlar arasındaydı. Katar Başbakanı-Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Âl Sani, İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis ile gerçekleştirilen görüşmeler, küresel diplomasi gündeminin önemli başlıklarındandı.

Forum marjında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Birleşik Krallık’tan Yvette Cooper, Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiha, Avusturya’dan Beate Meinl-Reisinger temasları Antalya’nın diplomatik yoğunluğunu ortaya koydu. Ayrıca Mustafa Trampa ve İbrahim Şerif gibi Batı Trakya’daki dini- toplumsal liderler, bu platformların siyasi değil; toplumsal, kültürel diyalog açısından önem taşıdığını vurguladılar.

KRİZLERİN ORTASINDA TÜRKİYE VE İSİTİKRAR

Türkiye’nin bulunduğu coğrafya, küresel gerilim hatlarının kesişim noktasında yer alıyor. İran ile İsrail arasındaki gerilimler, bölgesel istikrarsızlığı artırırken; enerji güvenliğinin en kritik noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı üzerindeki riskler, küresel ölçekte ciddi sonuçlar doğurabilecek potansiyelde. Bu kadar kırılgan- hassas ortamda Türkiye’nin uluslararası bir diplomasi forumuna ev sahipliği yapması, yalnızca teknik organizasyon başarısı olarak değerlendirilmemeli, krizlerin ortasında bir çekim merkezi oluşturarak Türkiye çatışma yerine diyalogun mümkün olduğunu göstererek dünyaya güçlü istikrar mesajı vermiştir. Bu yaklaşım, coğrafyanın getirdiği riskleri avantaja dönüştürme kapasitesini de ortaya koymaktadır. Türkiye, bulunduğu konumu yalnızca bir güvenlik sorunu olarak değil; aynı zamanda bir diplomasi fırsatı olarak değerlendirmektedir. Bu da onu uluslararası sistemde farklı ve stratejik bir konuma taşımaktadır.

YENİ BİR DİPLOMASİ DİLİ MÜMKÜN MÜ?

ADF 2026 geride kalırken yalnızca konuşmalar değil sorgulama bırakıyor. Dünya gerçekten barışı mı arıyor, yoksa krizleri yönetilebilir kılmanın yollarını mı? Bu soru, önümüzdeki dönemin uluslararası ilişkiler dinamiklerini belirleyecek temel sorulardan. Yeni bir diplomasi dili mümkündür. Ancak bu dilin inşası, yalnızca söylemle değil; samimi niyet, adalet anlayışı, karşılıklı güven ile mümkün olabilir. Çatışma yerine uzlaşıyı, çıkar yerine hakkaniyeti, güç yerine dengeyi önceleyerek küresel sistemin yeniden şekillenmesinde belirleyici olabilir. Türkiye’nin ortaya koyduğu diplomasi anlayışı, yeni dilin inşa edilebileceğine dair güçlü umut sunmaktadır. Peki, İnsanlık, barışı gerçekten istemeye hazır mı?

Muhabir: Fatma Aydın