0
Türkiyeli İslamcıların veya muhafazakar camianın Batı ile arasının iyi olmadığı malumdur. Doğu irfanının ötekisi olan Batı, İslam'a ve Müslüman dünyaya karşı savaşmaktadır. Tıpkı Haçlı seferleri gibi… AK Parti'ye oy veren muhafazakar seçmenin gözünde Batı, terörü desteklemekte ve İslam dünyasını istikrarsızlaştırmaktadır. Bundan dolayı yıllarca Avrupa Birliği, aynı zamanda Hıristiyan Kulübü olarak görülmüştür. Müslümanların 1991 yılında Saddam Hüseyin'e karşı kurulan Çekiç Güç'e ve İncirlik üssüne yönelttikleri eleştirilen bir nedeni de bu bakıştır.
Müslümanların gözünde Batı, hem Türkiye'ye hem de İslam dünyasına karşı ikiyüzlü davranmaktadır. Bu topraklarda terörü finanse etmenin yanı sıra, demokratik hareketleri de zehirlemektedir. Ortadoğu'nun despotik yöneticiler tarafından idare edilmesinde Batı'nın payı göz ardı edilebilir mi? Bunu yanı sıra, Mısır'da demokratik sürece uygun olarak iktidara gelen Müslüman Kardeşler'e ve Muhammed Mursi'ye karşı yapılan darbenin desteklenmesi Batı'nın ikiyüzlü olduğu algısını perçinlemiştir. PKK'da yıllarca Batılı ülkeler tarafından desteklenmiş veya görmezden gelinmiştir. Hatta marjinal sol örgütlerin ve DHKP-C'nin "yavru vatanı" Brüksel değil miydi?
Peki, İslamcılar haksız sayılabilir mi? Bu algının hiç mi doğruluk payı yok? Avrupa Parlamentosu'nun bulunduğu Brüksel'de yaşananlar bu algıları doğrular niteliktedir. Daha önce PKK destekçileri tarafından kurulan çadırlara izin veren Brüksel, bu kez de Abdullah Öcalan ve örgütün Suriye uzantısı PYD ile ilgili bir sergi açılmasına müsaade etmiş. Avrupa Parlamentosu(AP) Sosyal Demokrat Grubu Milletvekili Josef Weidenholzer'in ev sahipliğinde açılan sergi, bir hafta süre ile de açık kalacakmış.
Anlaşılan o ki, "Özgür medya olmadan demokrasi olmaz" fetvasını veren AP Sosyal Demokrat Grubu'na göre, terörü desteklemek, finanse etmek veya sponsor olmak demokrasiye aykırı değil. Hatta yine şimdilerde PKK'nın BM'de temsil edilmesi planları yapılıyormuş. Kısacası, Batılı veya Avrupalı ülkeler, teröre karşı ikircikli davranıyor. DEAŞ terörüne gösterilen öfke, PKK'ya gösterilmiyor. Hatta PKK'lı teröristler, neredeyse özgürlük savaşçısı olarak gösteriliyor televizyonlarında. Böylesi bir perspektif, sadece terörü besler; bitirmez. Bundan dolayı ne Brüksel, ne Paris ne de Ankara güvenlidir. Örneğin Fransa'nın, İstanbul ve Ankara'da bulunan konsolosluk binalarını kapatması, Fransa'yı güvenli bir ülke yapar mı?
Bu yaşananlar, bana politik drama dizisi olan House of Cards'ı ve Frank Underwood'un teröre bakışını aklıma getiriyor. Dizinin son bölümünde Frank şöyle diyordu: "That's right. We don't submit to terror. We make the terror."
Ulusal çıkarları için terörü kullanan, terör üzerinden ülkeleri dizayn etmeye çalışan Batılı ülkeler ve Avrupa ateşle oynamaktadır.