0
Daha önce "Dindarlıktan Dini Darlığa" başlıklı bir yazı yazmıştım. Orada dinin siyasal alanda bir tepki aracı olarak alındığı oranda yozlaşacağına dair vurgu yapmıştım.
Malum dindarlık veya dini duygu içeriden gelir. Din kökenli tepki ve tutumlar dışarıdan gelir.
Karşılaştığımız olaylara ve kişilere karşı takınılan tutumlar inançtan çok onun tepkisel ve göreli yansımalarıdır.
O nedenle mesela haksızlığa karşı takınılan tutumlar imanın kendisi değil imanın yansımasıdır.
Buradaki ince ayrıntıyı kaçırmamak gerekir. Çünkü eğer geliştirilen tepkisel tutumu imanın kendisi sayarsak bir süre sonra din veya iman bir eylem ve siyasal tutum imiş gibi kabul edilir.
Oysa iman veya dini duygu bu siyasal veya durumsal tepkilerin ve tutumların kendisi değil kaynağı olmalıdır.
Dini duygu veya iman bu şekilde algılandığında salt bir ideoloji veya kamusal varoluş sorunu gibi algılanır.
Bu aslında modernist bir etki tepki ilişkisi içinde geliştiği için giderek dini duyu veya iman kaynaklı olmaktan çıkan ve seküler bir dini ideolojiye dönüşen durumdur.
Onun için siyasal İslam teorilerinin veya örgütlerin büyük bir kısmının yapı, eylem, zihniyet ve toplum tasarımlarının sekülerlik handikapı içine düştüklerini görebilirsiniz.
Özünde sekülerliğe ve modernizmin yaşam tarzına ve zihniyetine bir tepki olarak ortaya çıkmasına rağmen İslamcı ideolojilerin ve örgütlerin veya İslamcı bireysel tutumların "tepkisel bir araçsallaştırma" ile sekülerleştiklerini görüyoruz.
**
Dindarlık ile dinin dünyevileşmesi diye ayırabiliriz bu iki durumu. Dindarlık, dini duygu veya iman bir mü'minin sabitesi olarak kaldıkça bu tepkisel araçsallaştırma yoluyla sekülerleşmenin önüne geçilebilir.
Dindarlık ve iman bir sabite olarak korunmadığı sürece dinin her türlü emir ve yasağı bir modern dönem okumasıyla içi boşaltılır. Dinin ve dindarlığın ontolojisini kemirme olarak ifade ettiğimiz bu durum yüzyıllardır Müslümanların içine düştüğü bir zihniyet yanılgısıdır.
Kendinden teknoloji, bilim, medeniyet veya siyasal güç olarak üstün gördüğün kişiye karşı geliştirdiğiniz her türlü tepki sizi rakibinize benzetir.
Köklerine bağlı kalabilmenin yolu kendi anlam dünyasını ve kavramsal çerçeveni kendin oluşturabilmektir.
Karşılaştığın rakibe benzememek için kendine ait sağlam sabitelerin yani dayanakların olmalıdır. Bu gün İslam toplumlarında hangi konuya bakarsanız modern dünyanın bir kötü kopyasından başka bir şey göremezsiniz.
Ne ciddi bir alternatif devlet teorileri, ne ekonomi teorileri, ne bilim anlayışları ve ne de sanat anlayışları vardır. Bırakın bunları alternatif bir düğün, eğlence ve tatil anlayışları bile geliştirememişlerdir.
Yapılan tek şey şudur. Modern yaşam bize neyi dayatıyorsa onu reddediyormuş gibi yapıp dışını onların istediği renge değil kendi rengimize boyamak ve ısmarlama hayatlar yaşamak.
Devlet anlayışımız, aile anlayışımız, bilim, sanat, hukuk ve hatta dini yorumlama şeklimiz bile modernlerin birer kopyasından öteye gitmemektedir.
Dini, bir iman ve duygu sabitesi olarak kullanmak yerine bir ideoloji olarak algıladığımız sürece bize dayatılan ısmarlama devlet, hukuk, ahlak, ticaret anlayışlarına karşı çıkıyormuş gibi yapıp göstermelik tepkilerle ve makyaj değişiklikleriyle onu taklitten öteye gidemeyiz.
Bu durum giderek dinin bir iman ve takva olmaktan çıkarılıp siyasal propaganda aracına düşünmesine yol açacaktır.
Dindarlar bu şekilde dinlerinin ontolojisin (varlık temelini) kemirmektedir. Ve bu dinin giderek toplumsal yaşamdan ve insan hayatından uzaklaştırılması ile sonuçlanacak bir durumdur.