Adalet Bakanı Akın Gürlek TRT Haber'de gündeme ilişkin soruları yanıtladı:

Ahbap soruşturması biliyorsunuz ben İstanbul Başsavcılığı yaparken belediye operasyonları yapıyorduk. Şile Belediyesi operasyonu yapılmıştı. Biliyorsunuz belediyelere genelde operasyonlar ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve yolsuzluk kapsamında oluyor. Tabii Şile Belediyesi'nde bir Berkant Acil diye bir şahıs var. Berkant Acil isimli şahıs aynı zamanda da Haluk Levent'in üvey kardeşi. Soyatları farklı ama gerçekte üvey kardeşler. Bu, bir şirketi var. Bu işte belediyelere konser organizasyonu, reklam organizasyonları vesaire yapıyor. Bu soruşturma kapsamında gözaltına alındı Şile Belediyesi'nde. Aynı şekilde Yeliz Kaya var. Yani bu da biliyorsunuz daha sonradan Ahbap'la irtibatı çıktı. Yeliz Kaya da gözaltına alındı. Tabii burada savcı arkadaşlar bütün hesap hareketlerini inceliyorlar. Hem Berkant Acil'in hem de Yeliz Kaya'nın yani MASAK raporları alınıyor, banka hareketleri bulunuyor.

Yani burada tabii Berkant Acil'in hesap hareketleri incelenirken çok ilginç bir şekilde Haluk Levent'le bir para trafiği var. Olabilir yani sonuçta kardeşler arasında para trafiği var ama tabii burada dikkat çekici konu Yeliz Kaya. Yani Yeliz Kaya'nın bir Ahbap'la bir sıfatı yok. Yönetim kadrosunda da sıfatı yok, dernek gibi de bir vasfı yok. Yeliz Kaya'ya Ahbap Derneği'nden inanılmaz rakamlar transfer ediliyor. 1 milyar, 5 milyar... Daha sonra bunlar Haluk Levent'e transfer ediliyor. Bu tabii savcı arkadaşların dikkatini çekiyor. Soruyor, yani Yeliz Kaya'ya ifade alıyorlar, "Bu hesap hareketleri var, Ahbap'la senin ne ilgin var? Sen normalde belediye soruşturmasında gözaltına alındın." Orada tabii Yeliz Kaya diyor ki, "Bu hesap bana ait değil, bu hesap Haluk Levent'in hesabı" diyor. Tabii burada arkadaşlar hemen bir MASAK raporu alıyorlar.

Daha önce Ahbap'la ilgili de çeşitli şikayetler, ihbarlar olunca dosya İstanbul Başsavcılığı tarafından ele alınıyor. Burada öncelikli olarak MASAK raporları alınıyor. Yani soruşturmanın başlangıcı bu. Normalde Yeliz Kaya'nın Ahbap Derneğinde bir resmi sıfatı olmamasına rağmen Ahbap Derneği'nin resmi hesabından Yeliz Kaya'nın hesabına inanılmaz miktarda, yani 1 milyar, 5 milyar anlık olarak, günlük olarak paralar transfer ediliyor. Daha sonra bu paralar bir şekilde Haluk Levent tarafından alınıyor. Bunun üzerine soruşturmaya başlandı.

Tabii bu MASAK raporlarının gelmesi planlanıyordu. Yani bu biliyorsunuz normalde çarşamba günü, hafta içi bir soruşturmanın bir operasyon aşaması var. Burada şöyle oluyor, genelde Mali Şube çalışıyor, savcı arkadaşlar çalışıyor, bir şey var. Tabii Haluk Levent'in o süreci arkadaşları da takip ediyor, "Ne yapıyor, ne ediyor?" diye. Haluk Levent yurt dışından Türkiye'ye giriş yapmıştı o süreçte. Bir de İstanbul Başsavcılığı'nın yürüttüğü bir uyuşturucu soruşturması var. Bu kapsamda ismini tam hatırlamıyorum, Portekizli bayan bir manken itirafçı olmuştu. Belki sizler de ekranlardan takip ettiniz. Bu bayan manken uyuşturucu kapsamında itirafçı beyanında bulundu. İşte Haluk Levent'in uyuşturucu kullandığını, üç kez birlikte uyuşturucu içtiklerini vesaire söylüyor. Tabii birden gündem Haluk Levent'e kilitlendi. Haluk Levent de birden ürktü, yani panik içerisinde bulundu. Daha sonra pazar günü sanıyorum yurt dışına çıkmak için havalimanına giderken 12 Temmuz'da yurt dışına çıkış yapmak isterken yurt dışı çıkış yasağını öğrendi. Tabii orada telefonu kapattı, yani telefon sinyali kesildi. Bizim arkadaşlar, yani savcılarımız aynı zamanda biliyorsunuz takip ediyorlar. Sinyal kapanınca birden kaçma girişiminde olduğunu düşündüler ki doğru. Normalde İzmir'e gitmeyi düşünüp İzmir'den de tekneyle Yunan adalarına kaçmayı düşünüyordu. Yanında bir şahıs var, Muzaffer isimli şahısla birlikte. O halen firari, yakalanamadı.

Burada savcılarımız bir takdir aldılar. Sonuçta soruşturmanın gizlilikle yürütülmesi gerekiyor, aynı zamanda da şüphelinin ele geçirilmesi gerekiyor, asıl amaç bu. Pazar günü bir gözaltı kararı verdiler ve Haluk Levent'i aldılar. Soruşturma bu şekilde başlıyor. Burada tabii ilgilendiren konu, ben öncelikli olarak 6 Şubat depremlerinde biliyorsunuz çok büyük bir deprem, 11 ili de etkileyen deprem, burada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza tekrardan Allah'tan rahmet diliyorum.

Burada Haluk Levent'in şahsıyla ilgili olanların dışında bizi ilgilendiren kısmı Ahbap isimli bir dernek var biliyorsunuz. Bu özellikle 2017 yılında kuruluyor ama tabii aktif olarak yoğun olarak bu dernek, Ahbap Derneği, depremden sonra yaşanan hadiseden sonra özellikle sosyal medyada, kamuoyunda birçok kişinin, işte birçok sanatçının, sosyal medya ünlülerinin yönlendirmesiyle bir yardım topluyor. Yani burada bizim insanlarımız, vatandaşlarımız hayırsever Türk milleti... Ben o zaman Hatay'daydım, bakan yardımcısıydım deprem zamanı. Koordinasyonda da görev aldım. Yani vatandaşlarımız gerçekten kenetlendi, yurt dışından, yurt içinden, burada tabii herkes bir şekilde cebinden, çocuklar, öğrencilerimiz harçlıklarını biriktirdiler, gönderdiler deprem bölgesine.

"Haluk Levent 990 milyon TL bahis oynamış"


Burada da tabii Ahbap Derneği de özellikle deprem zamanı toplanan yardımlarla gündeme geldi. Yani burada önemli olan buradaki derneğin kamu derneği olması ya da özel vakıf olması önemli değil. Burada bir sorumluluk üstlenmesi. Ahbap da burada inanılmaz bir sorumluluk üstlendi. Tabii burada arkadaşlar MASAK raporlarını da alıyorlar Ahbap Derneği'nin. Deprem zamanı 245 milyon dolar bir para toplanmış. O zamanki Türk lirası hesabına göre 4.3 milyar TL, şu an o zamanki kurdan çevirdiğimiz zaman 245 milyon dolar para toplanmış. Ama burada bizi ilgilendiren kısmı, Ahbap Derneği'nde toplanan paraların Haluk Levent'in şahsına alınması. Yani bize suç olup olmadığı bu. Yani burada ilgilendiren, önemli olan konu bu. Biz bunu gördük MASAK raporlarında. Haluk Levent de zaten ikrar etti, yani maalesef kumar ve bahis sebebiyle bir bataklığa düştüğünü, burada bir sarmala düştüğünü, bu sebeple dernekten borç aldığını kendisi kabul etti.

Haluk Levent bizim yasal bahis dediğimiz, yani legal şirketlerde 990 milyon TL bahis oynamış. Bunların hepsi tespit edildi. Yani bir kamu derneğinden bir vatandaşımızın cebinden deprem zamanı tasarruf ederek tamamen hayırseverlik ve gönüllülük uyarınca yardım gönderdiği paraları Haluk Levent şahsi hesabına almış, yani bu suç. Yani nerede olursa olsun suç. Bizi ilgilendiren kısmı da bu. Yani kumar oynaması elbette yanlış, Haluk Levent zaten kendisi de itiraf etti bir kumar illetine düştüğünü, bu sebeple borçlandığını. Daha sonra tabii soruşturma genişliyor. Yani bakalım, şu ana kadar sizin dediğiniz gibi 28 tutuklu var, 21 adli kontrol var. Ama özellikle ben şunu vurgulamak istiyorum. Burada bizi ilgilendiren, Adalet Bakanlığı ya da başsavcılığın görevi burada özellikle vatandaşlarımızın tamamen hayırseverlik ve iyi niyet kuralları çerçevesince deprem için göndermiş oldukları paraların Haluk Levent tarafından şahsi kullanım için çekilmesi ve bunun daha sonra işte kumar, bahis vesaire kullanılması. Suç olan kısım bu.

Tamamen ihtiyaç sahiplerine ulaşılması amacıyla toplanan, vatandaşlarımızın iyi niyetli olarak yapmış olduğu maddi yardımların Haluk Levent'in bahis, kumar ya da işte özel hayatında bu paraları usulsüz bir şekilde tamamen normalde dernek hesabından olmaması lazım, dernek hesabından şahsi hesabına alarak kullanması var. Ben hatırlıyorum o dönem tabii Haluk Levent sosyal medyada özellikle belirli işte sosyal medyada ünlü kişilerin çağrısıyla çok ünlendi, çok popüler bir kişi oldu. Ya şu anda tabii savcı arkadaşlar bilgi sahibi olarak onların ifadelerini alıyorlar, almak zorunda. Çünkü burada atmış olduğu tweetler, yapmış olduğu yönlendirmeler var. Yani önemli olan maddi gerçeğe ulaşmak. Yani burada soruşturma devam ediyor. Soruşturma kapsamında elbette yeni dalgalar, yeni gözaltılar da olabilir. Çünkü sonuçta çok büyük bir organizasyon var burada.

Bir kripto şirketi var, Haluk Levent bir kripto şirketi kuruyor. İlk başta bu kripto şirketine paralar aktarıyor. Daha sonra biliyorsunuz Yeliz Kaya taşınmazlar var, Yeliz Kaya'ya taşınmazlar aktarılıyor. Bir iki gün sonra da bu taşınmazlar Esin Çağlar isimli başka birine aktarılıyor. Şimdi şu ana kadar 70 civarında bildiğim kadarıyla bir müşteki var. Yani vatandaşlarımız yeni yeni Haluk Levent tutuklandıktan sonra şikayetçi oluyor. İnanılmaz bir senet var, taşınmaz devri yapılmış, borç senetleri ortaya çıkıyor. Şimdi ismi ben buradan vermek istemiyorum, bir sürü vatandaşımız geldi şikayetçi oldu. "Ben Haluk Levent'e güvenerek borç verdim." dedi. Baktık gerçekten senetler var, taşınmaz devirleri var. Şu ana kadar 68 tane taşınmaz çıktı. Haluk Levent zaten kendi üzerine almıyor. Önce Yeliz Kaya'ya alıyor, Yeliz Kaya'nın bir resmi sıfatı yok, bunu tamamen mali işlerini takip eden. Yeliz Kaya'dan da birkaç gün sonra üçüncü bir şahsa geçiyor, Esin Çağlar isimli bir bayana geçiyor.

Burada soruşturma devam ediyor. Bilgi sahibi olarak Başsavcılık bu şekilde bir takdir kullandı. Elbette onların da dinlenmesi gerekiyor. Çünkü sonuçta vatandaşlarımızın tamamen iyi niyetlerle göndermiş olduğu yardımların yerine ulaşması gerekiyor. Yani savcılık da buna bakıyor. Yani savcılık bunun hesabını sormak zorunda, elbette sormak zorunda. Bu sebeple o kapsamda da sanatçıların o tarihlerde özellikle sosyal medyada, televizyonda işte vatandaşlarımızı yönlendirip işte "Devlet kurumları çalışmıyor, işte Ahbap görevini yapıyor." bu şekilde oraya yönlendiren önemli şahısların beyanlarını alması önemli. Onlar da zaten siz az önce söylediniz, pişman olduklarını söylediler, Haluk Levent'in gerçek yüzünü gördüklerini söylediler. Muhtemelen bu kapsamda yeni beyanlar da olacaktır.

"Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünde FETÖ izi var”


2009 yılında biliyorsunuz maalesef Allah rahmet eylesin Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte altı kişinin vefat ettiği bir uçak, helikopter kırım kazası var. Bununla ilgili tabii daha önce dosya başka bir başsavcılıktaydı. Daha sonra Ankara Başsavcılığımız dosyayı aldı, uzman ekipler inceliyor. Burada biz şunu gördük, arkadaşlarımız Başsavcılığımız bunu gördü Ankara Başsavcılığı, burada bir organizasyon var. Bu işi özellikle FETÖ'nün yaptığı konusunda çok ciddi deliller var. Biliyorsunuz geçen bir operasyon yapıldı, 19 kişi tutuklandı, 21 kişi gözaltına alınmıştı. Şimdi burada FETÖ'ye bu özellikle kırımın FETÖ'nün organizasyonu olduğunu gösteren, ben kendim de inceledim delilleri, çok ciddi emareler var.

Nasıl emareler var? Özellikle helikopterin kazaya uğramadan önce, yani düşmeden önce üzerinden bir F-4 uçağının geçmesi durumu var. Tabii daha önce bu konuda raporlar alınmıştı. Özellikle bu F-4 uçağının geçmesinden dolayı mı helikopter düştü, ya da hava şartları, ya da helikopterin diğer eksikliklerinden dolayı mı diye. Burada F-4 uçağının geçmesinden dolayı helikopterin düştüğü konusunda Başsavcılığımızda bir kanaat oluştu. Tabii burada F4 uçağını kullanan pilot ve diğer bağlantıları araştırılıyor. Özellikle o tarihte F-4 uçağını kullanan pilotun eşinin özellikle Adil Öksüz'ün evinde parmak izi çıkıyor. Daha sonra bu pilotun işte Hava Kuvvetleri imamıyla, mahrem imamıyla o tarihlerde telefon görüşmeleri çıkıyor.

"Deliller ortaya çıktıkça Başsavcılık durumu değerlendirecektir"


Ve en son biliyorsunuz Elazığ il imamı tutuklanmıştı, onun ByLock yazışmaları çıktı. Elazığ il imamının özellikle mülkiye yapılanmasından birisiyle ByLock yazışmasında "Tereyağından kıl çeker gibi bu işi hallettik. Büyüğümüz özellikle bu sürecin, bu süreçten çok endişeliydi, bu şekilde sonuçlanmasından çok memnun." şeklinde bir yazışması var. Buradan arkadaşlar bütün delilleri araştırıyorlar. Şu an soruşturma devam ediyor ama gördüğümüz kadarıyla burada bir organizasyon var. Özellikle rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun FETÖ'nün hedefine konup daha sonradan örgütün bu şekilde bir eylem yaptığı konusunda Ankara Başsavcılığı tarafından bir kanaat oluştu.

Başsavcılık ilk operasyonunu yaptı, muhtemelen diğer devamı da gelecektir. Ama burada ilk deliller, yani ben kendim de inceledim dosyayı biliyorsunuz ben savcılık, başsavcılık da yaptım, gördüğüm kadarıyla bir FETÖ tarafından bir organizasyon sonucunda rahmetlinin cinayet eyleminin işlendiği konusuna bir şüphe var, ciddi şüphe var, kuvvetli şüphe var. Muhtemelen deliller ortaya çıktıkça da tekrardan Başsavcılık durumu değerlendirecektir.

Soruşturmayı Ankara Başsavcılığımız yürütüyor, orada bir uzman ekip var. Tabii aileyle de görüştüler, onlar da ilk özellikle 2009 yılındaki ilk gözlem anlarını anlattılar. Onu bilemiyoruz, şimdi Savcılık elbette soruşturma yapıyor. Yeni deliller kapsamında tekrardan operasyon yapabilir. Yani FETÖ'nün irtibatları araştırılıyor. Özellikle gözaltında, tutuklama kararı verilenlerin FETÖ'yle irtibatları, bunların tekrardan bir HTS analiz çalışmaları, en son kimlerle görüştüğü, yani bu organizasyonun mutlaka devamı gelecektir. Sonuçta bir FETÖ organizasyonuysa ama burada Başsavcılığımızın takdirinde soruşturmayı yürüten makam Başsavcılık makamı. Devamı gelir ya da ne zaman yapar onu bilemiyoruz.

"Faili Meçhul Suçlarla Mücadele Birimi kurduk


Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Faili Meçhul Suçlarla Mücadele Birimi kurduk. Burada tabii başkanımız var, hakim-savcı kökenli, aynı şekilde de yeteri kadar tetkik hakimi arkadaşımız var. Soruşturma yapma yetkisi ilgili yer Cumhuriyet Başsavcılığına ait. Buradaki arkadaşlar tamamen yani farklı bir gözle, profesyonel bir ekip var, farklı bir gözle bakış açısı sağlıyorlar. Yani burada soruşturma yapmıyor arkadaşlar, öncelikli olarak bunun altını çizmek lazım. Başsavcımızla sürekli olarak istişare halindeler, delilleri beraber tartışıyorlar, delilleri beraber gözlemliyorlar. Tecrübeli arkadaşlar bunlar, alanında uzman arkadaşlar.

Tabii burada özel ekipler de kurabiliyoruz. Biliyorsunuz en son Gülistan Doku'da Tunceli'de özel bir ekip görevlendirildi. Bunun görevlerinin içerisinde polis, jandarma personeli de var. İşte aynı şekilde Adli Tıp'tan özel bir ekip görevlendirildi. Bu şekilde tamamen faili meçhul kalmış, zamanında çözümlenmemiş cinayetlerin çözümlenmesine ilişkin soruşturma yapma yetkisi yok, arkadaşlar bir istişare ortamı yapıyorlar. Başsavcı beye yol gösteriyorlar, özellikle bu farklı bir bakış açısı. İşte yeni teknolojiler var biliyorsunuz, şu an DNA incelemesi yapılabiliyor, o konuda pratik çözümleri var ya da işte baz istasyonu çakışması yapılabiliyor.

"28 faili meçhul cinayet aydınlatıldı"


Faili meçhul suçlarla mücadeleyi ben şahsen çok önemsiyorum. Şu ana kadar ben göreve geldikten sonra bu büro kurulduktan sonra 28 faili meçhul cinayet aydınlatıldı. Bu çok önemli ve bunlar 20-25 yıl önce işlenmiş olan cinayetler. Bu çok önemli, yani devlet mutlaka hesabını sorar. O zaman ortaya çıkmamıştır ama daha sonradan mutlaka bunu yapanları ortaya çıkarmak devletin en büyük görevidir. Bizim buradaki asıl mesajımız da, asıl yani bu büroyu kurma amacımız da suçlarla ve suçluyla mücadele konusunda kararlılığımızı ortaya koymak. Burada biz arkadaşlarımız faili meçhul dosyaları 680 civarında bir dosyayı büroya aldık. Bunların hepsi tek tek inceleniyor, oradaki savcı arkadaşlarımızla da sürekli istişare halindeyiz. Yani vatandaş nezdinde çok olumlu bir hava oluştu.

Özellikle 15-20 yıl önce işlenmiş bir cinayetin elbette ortaya çıkarılması, failin ortaya çıkarılması, adalet önünde hesap vermesi vatandaş için gerçekten çok önemli. Büro çalışıyor, yani burada önemli soruşturmaların dosyalarını da aldık. Tabii burada zaman aşımı olayı var, zaman aşımına uğramamış dosyaları alıyoruz, 680 civarında. Kısa sürede de az önce söyledim, 28 faili meçhul cinayet aydınlatıldı. Burada tabii büroda olan önemli dosyalar da var. Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Bahriye Üçok gibi dosyalar da var. Bunlara da bakılıyor. İnşallah bunlar da çözümlenir.

Tekrar vurgulamak istiyorum, bu büronun kuruluş amacı tamamen vatandaşlarımızın gönlünde, özellikle karanlık kalan bir cinayet varsa bunun aydınlatılması, vatandaşımızın adalete olan güven duygusunu en üst seviyede hissetmesi, bu amaçla kurmuştuk. Çok faydalı olduğunu da gördük. Sağ olsun Başsavcılığımız da, Başsavcı arkadaşlarımız da üzerine kararlılıkla gidiyor. Çünkü biz onlara da her zaman destek oluyoruz, bu soruşturmaların arkasında olduğumuzu söylüyoruz. Yani şu an olumlu gidiyor, toplumda güzel bir algı var.

Gülistan Doku soruşturmasında olayın en önemli görgü tanığı Umut Altaş


Gülistan Doku hem Tunceli Başsavcılığımız hem de Erzurum Başsavcılığımız bakıyor, iki Başsavcılık bakıyor. Tabii orada bir vali olduğu için valilerle ilgili soruşturma yapma yetkisi en yakın il başsavcılığına ait. Ona Erzurum Başsavcılığı bakıyor, bir de suçun işlendiği yer Tunceli Başsavcılığı bakıyor. En son bildiğim kadarıyla yeni bir operasyon yapıldı, burada o dönemki Tunceli Valisi'nin eşi, koruyucular, bir kısım işte hastane kayıtlarını silen personel şu an gözaltında ya da tutuklamaya sevk edildi diye biliyorum.

Soruşturma devam ediyor. Özellikle Umut Altaş var, bununla ilgili bizim kilit ismimiz bu, kırmızı bülten çıkartmıştık biliyorsunuz, şu an Amerika'da, ABD'de tutuklandı. Onun cezaevinde görüştüğü bir şahsın ses kaydı dosya delili olarak sunuldu, takip ettiniz mi bilmiyorum. Burada özellikle Umut Altaş'ın çok önemli itirafları var. Ama tabii Umut Altaş'ın biz ısrarla Türkiye'ye getirilmesini istiyoruz. Burada ABD makamlarıyla da görüştük, orada bir iade yargılaması yapılıyor, şu an olumlu gidiyor süreç.
Umut Altaş bence olayın en önemli görgü tanığı. Özellikle çocuğun, yani şüpheli şahsın yakın arkadaşı, aynı zamanda Gülistan Doku'nun da yakın arkadaşı. Yani burada Gülistan Doku hayatının baharında gencecik bir kardeşimiz, umutları var, geleceği var. Aynı şekilde Rojin Kabaiş, diğer kardeşlerimizin de dosyalarını ele aldık. Yani Gülistan Doku'da şu an devam eden bir süreç var, iki Başsavcılığımız devam ediyor.

Özel bir birim kurduk, özel bir ekip kurduk, bu alanında uzman hem jandarma personelimiz var hem emniyet görevlilerimiz var, Adli Tıp'tan da uzman arkadaşlarımız var. Elbette işte bu en son operasyonda yapılan koruyucular özellikle cenazenin gömüldüğü yeri bilen kişiler olarak Başsavcılık bu şüpheden dolayı gözaltına aldı. Bilmiyoruz yani belki onlar itirafta bulunacaklar. Çünkü öyle bir iddia var, cenazenin yerinin koruyucular tarafından gömüldüğü, yer birkaç defa yer değiştirildiği iddiası var.

Soruşturma devam ediyor. Bu konuda biz de elbette eğer bir cenaze yeri varsa bunun ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Çünkü sonuçta Gülistan Doku'nun ailesinin de en azından kabrinin başına gidip bir dua etme hakkı var. İnşallah ben bunun da çözüleceğini düşünüyorum, yani cenazenin yerinin de bulunacağını düşünüyorum.

"Rojin Kabaiş soruşturmasında cep telefonu önemli bir delil"


Rojin Kabaiş'le ilgili soruşturma devam ediyor. Tabii en son DNA örnekleri alındı biliyorsunuz, orada çok sayıda kişiden DNA örnekleri alındı. Cep telefonunun özellikle açılması için önce Çin'e göndermiştik, Çin'de çözümleme yapılamadı. Tekrar özel bir ekip kurduk. Şu an inşallah cep telefonunu açmayı düşünüyoruz. HTS baz istasyonu çalışması yapıyoruz. Aynı şekilde az önce söylediğim gibi Tunceli'de kurduğumuz özel ekip, aynı şekilde benzerini Rojin Kabaiş soruşturması için kurduk. Başsavcılarımız, savcı arkadaşlarımız kararlı bir şekilde çalışıyor, soruşturma devam ediyor. İnşallah yakın zamanda da olumlu gelişmeler olacağını düşünüyorum ben.

Cep telefonunun açılması anlamında da özellikle baz istasyonunun daraltılmış baz çalışmasından da olumlu şeyler çıkacağını da düşünüyorum. Burada şunu söylemek istiyorum ortada bir cinayet varsa devletin temel görevi bu cinayeti aydınlatmaktır. Yani zaman geçmiş olabilir elbette, yani zamanında suçlar ortaya çıkarılmamış olabilir ama devlet mutlaka bu cinayetleri ortaya çıkarmak zorundadır. Bunlar Rojin Kabaiş, Gülistan Doku az önce söyledim, bunlar gencecik hayatının baharında insanlar. Elbette ailelerinin de ortada bir cinayet varsa bunun sonuçlarının, faillerinin ortaya çıkarılma hakkını bilme hakkı vardır. Bu konuda biz zaten aileleriyle de görüşüyoruz, ben Ankara'ya da çağırdım, burada özellikle mağdur ailelerimizle de görüştüm. Bu faili meçhul suçlarla mücadele birimi özellikle önemli şeyler yapıyor. İnşallah yakın zamanda da diğer aydınlatılmamış cinayetlerin çözüldüğünü göreceksiniz.

Faili meçhul suçlarla mücadele biriminden az önce söylediğim 28 tane cinayet çözümlendi. Genelde bunlar eski dosyalar, eski dosyalar dediğim işte 15-20 yıl önce işlenmiş olan cinayetler var. Yani sıcağı sıcağına oradaki başsavcılarımızın, başsavcının soruşturma yapması gerekiyor ama bazen deliller toplanmıyor, eksik toplanıyor ya da günümüz teknolojisi gelişti, artık çok fazla farklı yöntemlerle delilleri toplama, eşleştirme yöntemi var. Bunlar yapılabiliyor, yani bu teknolojik olayları da sonuna kadar kullanıyoruz. Mesela şu an DNA eşleştirmesine çok önem verdik. Özellikle Rojin Kabaiş'te DNA eşleştirme sonuçlarını bekliyoruz. Yani günümüz teknolojisi kullanıp uzman ekiplerle gerekirse özel ekip kurarak yerine giderek, olay mahalline giderek delilleri tekrardan toparlıyoruz. Dosyayı en ince ayrıntısına kadar okuyoruz. Yani burada bizim kurmuş olduğumuz birimdeki arkadaşların tek görevi bu cinayetlere bakmak, bu suçların ortaya çıkarılmasını sağlamak. Ama tabii zamanında bunlar teknolojik imkanlardan dolayı aydınlatılmamış olabiliyor. Özellikle bunlara ortaya çıkartmak devletin temel görevi. Bu konuda da inşallah yakın zamanda çıkartacağız.

"Belediyelerle ilgili süreçlerde maddi deliller değerlendirilerek operasyon aşamasına geçiliyor"


Suçun işlendiği yer Başsavcılığı; gelen ihbarlar, şikayetler, etkin pişmanlıkta bulunan şahısların beyanları, MASAK raporları, para trafikleri, deliller... Yani genelde maddi deliller de oluyor bunlar. Maddi delilleri değerlendirerek bir operasyon aşamasına geçiyor. Belediyelerle ilgili süreçler bu şekilde devam ediyor ama genelde etkin pişmanlık beyanları etkili oluyor. Başsavcılığım zamanında da özellikle İBB operasyonlarında da gördük. Yani içeriden çözülme önemli. Çünkü bir yerden sonra artık itirafçı olmak istiyor, karar veriyor, anlatıyor. Özellikle kendisinin yapmış olduğu eylemleri anlatıyor, başkasının yapmış olduğu eylemleri anlatıyor.

Ama şunu söyleyeyim, kesinlikle vurgulamak istiyorum: Tek başına bir itirafçının beyanına dayalı olarak hiçbir operasyon yapılmıyor. Yani bütün Başsavcılarımız bu şekilde, bunu somutlaştırması lazım. Maddi delil gerekiyor. Yani MASAK raporu alınıyor, HTS trafiğine bakılıyor, söylediği gibi bir para hareketi olup olmadığına bakılıyor. Teyitli olarak yapılıyor. Aynı şekilde bazen teknik takip yapılabiliyor; işte suçüstü yapabilmek için parayı taşıyıp taşımadı, parayı alıp almadı... Bunlar yapılabiliyor. Bu kapsamda Başsavcılarımızın takdirinde olan, devam eden süreçler.

“Mahkemeler kesinlikle siyasi propaganda arenası değildir”


Ben mahkeme başkanlığı da yaptım, büyük davalara bakmak nasip oldu. Ya şimdi bu olmaz. Yani mahkemeler kesinlikle siyasi propaganda arenası değildir. Mahkemelerde, özellikle yargılama yapan heyete, savcıya kimse parmak sallayamaz, "İşte iki gün sonra sen yargılanacaksın" diye hesap soramaz. Yani bu şahıs, sanık Ekrem İmamoğlu dosyada sürekli olarak bunu yapıyor, polemik yapıyor. Yani şu an bence Ekrem İmamoğlu'nun üzerine atılı suçlardan dolayı aslında savunmasını yapması lazım. Onları çürütmesi yani iddia makamı bir iddia sundu, dedi ki "143 eylemden hakkında isnat ediyoruz". Ekrem İmamoğlu'nun avukatlarıyla birlikte bu eylemlerin böyle olmadığını, işte bu şekilde olduğunu ispat etmesi gerekirken tam tersi olayı farklı mecralara çekmek istiyor.

Mahkemelerde kesinlikle propaganda yapılmaz, yargılama yapılır. Mahkeme heyetleri de bu propagandadan etkilenmez. Yani Ekrem İmamoğlu şu an açıkçası resmen siyasi arena olarak, siyasi şov malzemesi haline getirmeye çalışıyor bunu. Yani mahkeme başkanıyla biz de takip ettik kamuoyundan, sürekli olarak polemik çıkartıyor. Yani işi ileriye götürüyor hatta. "Sizi yargılayacağız" diyor, işte "Bana da" diyor, "Sizi yargılayacağız" diyor, "Günü gelecek" diyor, "İşte yargılanacaksınız" diyor. Bu şekilde olmaz, yani bunlar olmaz. Mahkemelerin kuralları vardır.

Yargılamalar yapılır Türk milleti adına, dosyadaki somut delillere göre, vicdani kanaate göre karar verilir. Ama burada Ekrem İmamoğlu'nun yaptığı hoş şeyler değil. Mahkeme de eğer mahkemenin huzur ve disiplinini bozuyorsa gereğini yapmak zorunda ki yaptı. En son duruşmada anladığım kadarıyla duruşma salonundan atıldı. Ya bunu yapmak zorunda. Yani burada mahkemelerde savunma yapılır, deliller tartışılır. Sırasıyla avukatlar delilleri çürütmeye çalışır, söz hakkı ister. Ama Ekrem İmamoğlu tamamen burada, yani normalde savunma sırası da kendisine olmamasına rağmen olayı farklı mecralara çekip siyasi bir arenaya çekmek istiyor, olayı siyasileştirmek istiyor. Sanki yani 143 tane eylem söz konusu değil de, "Efendim ben siyasi kişiliğim, bu yüzden bana operasyon yapıldı, bu yüzden dava açıldı", bunu söylemeye çalışıyor. Ama bu tavır yanlış. Mahkemeler de bundan etkilenmez, dosyadaki delillere göre karar verir. Bildiğim kadarıyla yargılama aşaması devam ediyor, sadece bir aylık bir ara verildi herhalde adli tatilden dolayı. Yani sırasıyla savunmalar yapılıyor. Mahkeme burada bir yöntem belirledi; önce tutuklu sanıkların savunmalarını aldı, daha sonra tutuksuzların savunmalarını alacak, daha sonra da tabii avukatlara söz verilecek, tanıklar dinlenecek. Yani yargılama aşaması bellidir.

Ama burada yani bu kadar her duruşmada olay çıkartmak, her duruşmada siyasi bir polemik yapmak, "İşte sizden hesap soracağız" demek, savcıya parmak sallamak, mahkeme heyetini tehdit etmek... Bunlar yakışık şeyler değil. Mahkemeler de bunlardan etkilenmez. Ben de mahkeme başkanlığı yaptım, önemli davalara bakmak nasip oldu.Dosyadaki delillere göre karar verirsiniz, vicdani kanaatinize göre karar verirsiniz. Ben buradan da özellikle Ekrem Bey'in ve diğer yargılanan kişilerin yani siyasi polemiğe girmeden dosyadaki delillere göre savunma yapmasını istiyorum. Yani burada mahkeme de buna riayet ediyor; yani sonuçta duruşmanın huzur ve düzenini bozamazsınız. Huzur ve düzenini bozarsanız da kanunda hakime, mahkeme başkanına yetkiler tanınmış. Bunları uygulamak zorunda.

Terörsüz Türkiye süreci


Terörsüz Türkiye süreci bence çok önemli, güzel bir aşamaya geldi. En son bildiğim kadarıyla Sayın Meclis Başkanımız Numan Bey de bir açıklama yaptı. Önümüzdeki hafta önce Adalet Komisyonu'na gelecek, daha sonra da mecliste Genel Kurul'a gelme aşamasına geldi.

Terörsüz Türkiye, milli birlik ve kardeşlik projesi. Yani bu bizim için çok önemli. Burada terör sadece bir ülkeye maddi anlamda zarar vermiyor, bir güvenlik anlamında zarar vermiyor. Ülkeye gelecek yatırımlar, demokratik ortam, hukuk güvenliği… Bunlar çok geniş katmanlar. Buna önem veriyoruz.

“Terör belasından ülkemiz, vatanımız kurtulacak”


Bildiğim kadarıyla bir 15 maddelik metin var. Şu an herhalde önce Adalet Komisyonu'na gelecek, daha sonra da artık Meclis Genel Kurulu'na gelecek. O süreci meclis takip ediyor, biz bu süreçte dahil değiliz. Sadece biz teknik olarak, daha önce de ben çeşitli programlarda söylemiştim, teknik olarak Adalet Bakanlığı olarak kanunların yapılması aşamasında biz öneri sunabiliyoruz istedikleri şekilde. 15 maddelik bir taslak olduğunu biliyorum. Elbette buradaki takdir tamamen Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, değerli milletvekillerimizin takdiri. Ama bir an önce bu sürecin tamamlanması lazım. Anladığım kadarıyla da meclis kapatılmadı, süre uzatıldı. İnşallah meclisten de geçip terör belasından inşallah ülkemiz, vatanımız kurtulacak. Milli birlik ve kardeşlik duygusuyla hep beraber kucaklaşacağız.

Kamuoyuna yansıyan beyaz peynir toplatıldı
Kamuoyuna yansıyan beyaz peynir toplatıldı
İçeriği Görüntüle

Eğer terör varsa bir ülkede, az önce de söyledim, huzur, sadece huzur anlamında değil; ülkenin demokratikleşmesi, hukuk güvenliği, yatırımcının gelmesi... Bunların hepsini çok etkileyen bir süreç. Türkiye bu süreçlerden geçti, şu an olumlu bir netice alınacağını düşünüyorum kısa sürede.

"Genel af düzenlemesi yok"


(Genel af) Bu konuda bu ayrı bir paket olarak geldi. Özellikle sadece işte PKK silahlı terör örgütüne ilişkin bir paket olarak geldi. Burada tabii genel af düzenlemesi yok, şahsa özgü bir düzenleme yok. Bunlar meclisin takdiri, yani genel afa ilişkin şu an bir düzenleme, bir çalışma yok. Ama meclis biliyorsunuz ne zaman kanun düzenlerse gündeme gelebilir. Ama şu anki bu pakette sadece PKK mensuplarına ilişkin bir düzenleme var, genel afla ilgili şu an bir düzenleme yok.

“Yeni nesil suç örgütleri çocuklarımızı kullanıyor”


Ben göreve gelir gelmez 81 il Başsavcılığımıza özellikle uyuşturucu, yasa dışı bahis, sanal kumar ve aynı şekilde sokak çeteleriyle mücadele konusunda genelge gönderdim. Yani çok önemsiyorum. Özellikle sokak çeteleriyle mücadele çok önemli. Vatandaşımızın huzuru, kamu düzenini sağlamamız çok önemli. Burada maalesef şunu gördük: Özellikle isim vermeyeyim, bazı suç örgütleri, yani yeni nesil suç örgütleri maalesef çocuklarımızı kullanıyorlar. Yani çocuklara verilen cezaların azlığından dolayı çocukları suça teşvik ediyorlar, yönlendiriyorlar, azmettiriyorlar. Aslında bu paket tam onu içeriyor. Daha önce de zaten azmettirenler hakkında 11. Yargı Paketi'nde bir düzenleme yapılmıştı. Şu an komisyonda, kısa sürede herhalde Genel Kurul'a gelecek.

"Suça sürüklenen çocuk" kavramı değişiyor


"Suça sürüklenen çocuk" kavramı da değişiyor. En baştan itibaren özellikle 12-15 yaş aralığındaki çocuklar, 15 yaş-18 yaş aralığındaki çocukların işlemiş olduğu bazı suçlardan dolayı almış olduğu cezaların toplumda genel cezasızlık algısı oluşturmasından dolayı rahatsızlık da dikkate alınarak bir düzenleme yapılıyor. Burada cezalar artırılıyor. Özellikle 15-18 yaş aralığındaki çocukların adam öldürme ve diğer suçlardan dolayı işlediği cezalarda yetişkinlerle aynı oranda ceza alması sağlanıyor. Bu önemli. Yani suç örgütleri artık maalesef çocuklarımızı kullanamayacak.

16-17 maddelik bir paket var anladığım kadarıyla. Bu herhalde komisyondan geçti, kısa sürede de Genel Kurul'a gelecek. Biz de takip ediyoruz. Bunun elbette suçla mücadelede, suç örgütleriyle mücadelede, sokak çeteleriyle mücadelede ben etkili olacağını düşünüyorum.

Maalesef son zamanlarda üzücü olaylar oldu. Özellikle suç örgütleri çocukları kullanmaya başladı. Bu konuda bu paketi önemsiyorum. Biz de katkı sunduk zaten, hazırlanması aşamasında biz özellikle. Arkadaşlarımız mutfağındaydı. "Suça sürüklenen çocuk" kavramı değişiyor. Burada ailelere de artık sorumluluk yükleniyor.

Bazı işlenen eylemlerden dolayı, "suça sürüklenen çocuk" değil artık o kavram da değişiyor, "adli süreç..."

"Adli süreç altındaki çocuk"un eylemlerinden dolayı, her suçta değil, bazı suçlarda ailenin özen yükümlülüğü, velayet görevini yapmamasından dolayı artık ailenin de cezai anlamda bir sorumluluğu olacak. Bu pakette buna ilişkin düzenleme var. Her suçta değil, sadece bazı suçlarda; orada velayet görevinden dolayı, ailenin velilik görevinden, özenli bakım görevinden dolayı bunu eksik yapmasından dolayı, ihmal etmesinden dolayı bu pakette ailelerin de sorumlu olmasını gerektiren bir cezai müeyyide düzenlendi.

Kaynak: TRT Haber